PKK’nin silahlı unsurları iptal olsun, peki ya tümden silahlı bir unsur TSK?..

PKK’nin silahlı unsurları iptal olsun, peki ya tümden silahlı bir unsur TSK?..

Kader bacılarının her daim kötü bir şeyler yazacaklarına inanan biri miyim? Zannetmem. Ama…


Kader bacılarının her daim kötü bir şeyler yazacaklarına inanan biri miyim? Zannetmem. Ama…
“Kürt Açılımı” (!?) coğrafyanın yedi düvelinde, yedi tellalca, yedi zamandır çığırılıyor ama İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, gazetenin 14. sayfasında yer alan Toronto Üniversitesi Yakındoğu ve Ortadoğu Medeniyetleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Amir Hassanpour’un “Gelişen Dünya Dilbilim Düzeninde Dilsel Haklar: Devlet, Pazar ve İletişim Teknolojileri” başlıklı yazısını, ‘örgüt propagandası’ sayarak gazete hakkında bir aylık kapatma ‘cezası’ veriyor; dahilinde olduğum Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon’un organize ettiği Cumartesi Anneleri eyleminin 230’uncusunda, Yazar Cihan Aktaş’ın destek metninden sonra söz alan devletin yok ettiği Menan Çaçan’ın annesi, “Barış Annesi” Saadet Çaçan, yeraltında çürümeye bırakılan yakınlarının kemiklerinin kendilerine teslim edilmesi ve bu cinayetlerin sorumlularının yargı önüne çıkarılmasını talep ettikten sonra, “Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklı bu cinayetlerin artık son bulması için Abdullah Öcalan’ın sunacağı ‘yol haritası’nın dikkate alınmasını istiyorum ve herkesin barış için çağrıda bulunmasını istiyorum” dediği için hakkında soruşturma açılıyor; Ordu Valiliği, fındık hasadının başlaması nedeniyle kente gelen mevsimlik Kürt işçileri güvenlik noktalarından geçirme ayrımcılığını yapıyor; Genelkurmay, Dersim’i “geçici güvenlik bölgesi” ilan edip giriş yasağı koyuyor; Almanya’nın Stuttgart kentinden annesi Şerife, ablası Rojda ile Malatya’ya gelen 6 yaşındaki Ciwan, ismindeki ‘W’ harfi sebebiyle Türkiye’ye sokulmayıp Almanya’ya geri gönderiliyor; Bismil Belediye Başkanı Cemile Eminoğlu, Yenişehir Belediye Başkanı Selim Kurbanoğlu ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir hakkında, “Kürtçe” konuştukları için birer sene hapis talebiyle davalar açılıyor; her gün TMK mağduru çocuklara yenileri ekleniyor…
Ece Ayhan, “TC’yi kuran Osmanlı paşalarıydı” demiş; maalesef Baskın Oran’dan seneler seneler önce ezber bozmaya kalkıştığında, şairliği bile es geçilebilmiş, “meczup etikçi” diye mimlenmişti...
TC’nin güç vasileri, baştan beri militarist bir kesinlikle öyle çok ezbere maruz bıraktı ki bizi. Jakobence dayatılmış, kendimizin kılınmış taassubumuza kapalı kaldık, ezberlerimiz sabit doğrularımız oldu ve benzemezlerimiz ya da bize benzemezlerimiz olarak belletilenlere kalp ve akıl gözlerimizi kapattık.
“Kürt Açılımı”na (!?) dair, sokak ekseriyet, meydanın konjonktürel çıkarlarına uygun konuşmuyor bugün. Wallerstein’in bence çok isabetli tahlillerini yaptığı güncel kapitalizmin konjonktürü, bazen sokağa bellettiği ezberlerini değiştirtecek kadar bekleyemeden değişmek zorunda kalıyor.
Türk aidiyetiyle koşullandırılmış sokak, şoföründen bakkalına, subayından doktoruna, “Sosyalist Gençliği”ne (!?) Bahçeli’yi, Baykal’ı aratmayacak bir nefret söylemi içinde.
Foucault’un mikrodan-makroya tespitine paralel, modernist çekirdek ailesinden okuluna, kışlasına…
Bu arada işaretlememden anlaşılacağı üzere, katılmadığım diğer bir nokta da, açılımın “Kürt” olması. Hakikatten bir açılım olacaksa bu açılım Nietszche’nin “soğuk canavar” dediği TC devletine, yani aygıtlarını işleten aktörlerine ve doğuşundan beri ağır bir “ötekileştirme” zihniyeti ezberlettiği halkına dair olacaksa bir manası var.
Yoksa şiddetle, dinle vb. alt edemediği Kürt aidiyetini ikiye ayırmak için bir taktik olduğunda, beni endişelendiriyor bu “açılım” (!?). PKK’nin silahlı unsurları iptal olsun, peki ya tümden silahlı bir unsur olan TSK?..
Şiddet karşıtı olan bir insan olarak senelerdir beni, PKK’nin silahlı unsurlarına “terörist” demekten alıkoyan etik unsur, mevcut yasal düzenleme içinde TSK’ya “terörist” diyemiyor oluşumdur.
Tekrarlıyorum; şiddete sonuna kadar karşıyım ama majör milliyetçiliğin zulmü altında bir tarz, minör milliyetçiliğe sürüklenmiş bir halkın silahlı unsurlarını bir tarz “demokrasi” kisvesi altında hadım ettiğinde, o halkın aidiyetine dair vaat ettiğin serbestileri mevcut sistem içinde anayasal bir düzenlemeye oturtmadığın sürece, tıpkı verdiğin kolaylıkla alabilirsin de.
19. ve 20. asırlarda çokuluslu imparatorlukların dağılmasını, etnik olarak homojen devletlerin kurulması çabası takip etmiştir. 1919-1920 Paris ve 1923 Lozan antlaşmalarının sonucunda homojen ulus-devletler ya da tüm etniklerin eşit haklarla bir arada olacağı heterojen bir tarz üniter-devletler değil, içlerindeki etnik gruplardan birinin, kaderini tayin hakkını kendinde gördüğü ve kendini yeni devletin taşıyıcısı olarak tanımlarken, diğer etnik gruplara azınlık statüsünü atfettiği devletler vücut bulmuştur. Ancak bu yeni devletler, azınlıkları, genellikle ulus-devletin homojenleştirilmesi önünde bir engel ve hatta tehdit olarak algılanmışlardır. Devletin yeni meşruiyet zeminini meydana getiren unsur, ulusal üst kimlikli etnik-kültürel birlik olarak kabul edildiğinden, diğer etnik grupların varlığı, iktidarın statükosu tarafından yeni devletin bir zaafı olarak görülmeye başlanmıştır.
1935-1945 arasında düzenlenen CHP Konferans Serisi’nde sunulan bildirilerden bazılarının başlıkları: “Alpin Irk, Türk Etnisi ve Hatay Halkı”, “Ojenik Tatbikatı”, “Anadolu’nun Irk Tarihi Üzerinde Antropolojik Bir Tetkik”, “Türk Beyinleri Üzerine İlk Antropolojik Araştırma”, “Irk Hıfzısıhhasında Irsiyetin Rolü ve Nesli Tereddiden Koruma Çareleri...” (CHP yi kendi tarihi içinde hâl⠓sol” değerlendirmekte ısrar edenler kaldıysa, özellikle onların bilgisine!)
CHP’nin azınlıklardan ve gelir dağılımından sorumlu 9. Bürosu tarafından hazırlanan “Azınlıklar Raporu” (1946) ise TC’nin azınlıkları eşit ve özgür vatandaş gibi görmediğini açıkça ortaya çıkarıyordu. Büro raporunda, gayri Türk diye tanımlanan Kürt, Çerkez, Arnavut, Boşnak vd. Müslüman halkların hemen asimile edilmeleri gerektiği vurgulanırken, Türkleşmelerinden umut kesilen gayrimüslimlerin elindeki iktisadi güç vesayetinin sıfırlanması hedefleniyordu. Varlık Vergisi’nde mesela 500 liralık mülkü olan gayrimüslimlerden, 3 bin 500 lira vergi alınması öngörülmüştü!
TC’nin ilk kurulan üniversite bölümünün “Antropoloji” olması manidar ve ırkçı teoriler üzerine Afet İnan’ın, Mustafa Kemal Atatürk’ün icazeti ve cumhurun parasıyla gösterdiği cabalar belgelidir.
Irk, din vd. sebeplerle, sistemli bir topluluk içinde ötekileştirilerek ‘azınlık’ statüsü kazanmış (aslında “kazanma” +, söz edilen – dir ya) minör topluluklar da, o coğrafyadaki güç vesayetlerini koruyabilmek için dış merkez ya da merkezsi güçlerin desteğine mecburdur. Ve bu müdafaanın bedeli de muhafızın üzerindeki vesayetini açık ya da örtük halde kabul etmektir. Irk, din vd. farklılıklar olmasa da, fiile geçtiği an gerçek mevcudiyetine kavuşan iktidar, aygıtları, aygıtların aktörleri ve halk üzerinde sağladığı ‘korku’ temelli tahakkümle, artı değerin geri gaspı temelli bir ayaklanmayı bertaraf etmek için mütemadiyen millete (!?) sunacağı “tehlike arz eden” bir ötekiye ihtiyaç duyar...
Ve ulusal major iktidar da, tıpkı minor iktidarlar gibi kapitalizmin bugününde “merkez”den, “merkezsiler”e evrilen güce dayanır. Tarihteki bir misalle, yaptığı ıslahatlarla Mısır’ı İstanbul’dan daha müreffeh hale getiren Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa, Kütahya’ya kadar ilerlemişti. II. Mahmut ise İngiltere ve Fransa’dan iktidarının muhafazasını talep etmiş, Fransa tercihini Kavalalı’dan yana kullanınca da, Rusya’nın muhafızlığını arz etmişti. Yani dış merkez ya da merkezimsi güçlerin vesayetinden mahrum kalsaydı, o dönem Osmanlı güç vesayeti (hanedanı) el değiştirmiş olacaktı. Hünkar İskelesi Antlaşması ve Rus donanmasının boğaza demirlemesini hatırlayın…
Özellikle Ortadoğu’da sınırların cetvelle çizilmiş gibi olması, bu dış merkez güç vesayetinin ilginç bir ispatidir. Antlaşmalarla çizilen bu sınırlardan, mesela TC-Irak sınırı dağların doruklarından geçer, yani merkezler tarafından münasip zamanlarda değiştirilebilirliğini dahilinde muhafaza eder.
Unutmayalım; konjonktürel olarak “ötekileştirme” nesneleri, komünistten Museviye, Ruma, Aleviden Kürde değişiklik göstermiştir coğrafyada. TC’nin ilk “ötekileştirme” nesneleri suni Müslüman dindar aydınlardır. Bk: İstiklal Mahkemeleri.
Diyarbakır’daki 1. JİTEM davası, Genelkurmay tarafından askerlerle ilgili olarak soruşturma izni verilmemesi üzerine, eylül ayında “zamanaşımına” uğratılıp kapatılıyor. İnsanlık suçlarında zamanaşımı uygulaması hukuki midir? Bence “hayır!”; alenen siyasi bir tercihtir.
Güdülen bir kinin menşei olarak değil ama bir idrakın teyakkuzu adına, tekrar etmemek ve tekrar ettirmemek için unutmamak ve affetmemek mühim! Çok mühim! Daha bencilce bakalım isterseniz (ne de olsa kapitalist bir sistemde yaşıyoruz); yarın bir katliam geleneğinin başka bir vakasından arda kalmış cesetlere dahil olmamak için zulmün iş birlikçisi olmamak için mühim unutmamak ve affetmemek. 1915 Ermeni kırımı/tehciri/soykırımı/mübadelesi (ismine ne derseniz deyin) felaketini, 1921-1927 İstiklal Mahkemeleri’ni, 1934 Edirne Yahudi Pogromu’nu, 1938 Dersim Kırımı’nı, 1939-1941 gayrimüslimlere iki kere askerlik yapma ve Varlık Vergisi zulmünü, 1955 6/7 Eylül alçaklığını, 1963-64 40 bin kişilik Rum Tehciri’ni, 1971 Nurhak’ı, 1972 Kızıldere’yi, 1977 1 Mayıs Taksim Katliamı’nı, 1978 Beyazıt Meydanı Katliamı’nı, 1978 Malatya Katliamı’nı, 1978 Maraş Katliamı’nı, 1978 Bahçelievler Katliamı’nı, 1980 Çorum Arbedeleri’ni, 1993 Madımak cehennemini, Trabzon ve Malatya’da boğazlanan Hristiyanları, 27 Mayıs-12 Mart-12 Eylül zalim tahakkümlerini-katliamlarını, Diyarbakır Cezaevi cehennemini, cebren boşaltılan 3 bin 500 Kürt köyünü, son senelerde öldürülen binlerce mevcut sisteme izafi “legal” ya da “illegal” Türk ve Kürt askerlerini ve aralarında pek çok çocuk olan sivilleri, Kontragerilla-JİTEM-TİT ve daha nice ‘özel’ çalışma gruplarını; Susurluk’u, Ergenekon’u, Manisalı öğrencileri, TMK mağduru çocukları, “nefret” cinayetlerini, devlet ve toplum tarafından kimisi fiilen kimisi şifahen katledilmiş nicelerini unutmamak ve maruz bırakıldıklarını affetmemek, bunun idrakını her daim teyakkuzda tutmak mühim! İnsan olmaktan imtina etmemek bir manada.
MEHMET ATAK - Tiyatro oyuncusu ve yönetmeni
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.