UFUK

UFUK

  • Balyoz soruşturmasında yaşananlar, Türkiye’de yargının aslında hem statükocu güçlerden, hem de AKP’den –ya da yarın hükümet olacak başka bir iktidardan...


    Balyoz soruşturmasında yaşananlar, Türkiye’de yargının aslında hem statükocu güçlerden, hem de AKP’den –ya da yarın hükümet olacak başka bir iktidardan- bağımsız bir karakter kazanmasının önemini gözler önüne serdi.
    Elbette AKP’ye yakın çevreler, ‘yargı reformu’ konusundaki hassasiyetlerinin ne kadar haklı olduğunu bu sürecin de gösterdiğini ileri sürerek değerlendireceklerdir.
    Balyoz soruşturmasında tutuklu olanların nöbetçi hakim tarafından serbest bırakılması, ardından söz konusu hakimin yetkisini aşan bir karar verdiğine hükmeden bir mahkeme kararı ile bırakılan bu kişiler hakkında ‘yakalama emri’ çıkarılması ve aynı soruşturma kapsamında yeni gözaltıların yaşanması, son olarak da İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin’in, Balyoz soruşturmasını yürüten savcıları görevden aldığı haberi. Engin, bugün bu savcıların görevden alınmadığını, sadece soruşturma dosyasının başka savcılara verildiğini dile getiren bir açıklama yaptı.
    Aslında üst rütbeli askerleri içine alan soruşturma süreçlerinin özellikle Genelkurmay’da rahatsızlık yaratması nedeniyle daha önce devletin zirvesinde yaşanmış olan gerilimler, bugünkü süreç açısından da fikir verir nitelikte.
    Hatırlanacağı gibi Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in, Genelkurmay karargahındaki görüşmesi sonrası İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı üzerinde, gözaltına alınan kuvvet komutanlarının mahkemeye sevk edilmemesi yönünde baskı kurduğu iddia ediliyordu. İkinci iddia ise Çiçek’in Adalet Bakanlığı üzerinden yürüttüğü görüşmeydi. Burada da Balyoz soruşturmasını yürüten savcıların yetkilerinin alınması yönünde baskı kurduğu iddia edilmişti.
    Çiçek’in İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin’le temasa geçtiği de ortaya konan bilgiler arasındaydı. Çiçek’in temas trafiği ortaya çıkınca Başsavcı Engin anjiyo olacağı gerekçesiyle izne ayrıldı. Ardından ani bir gelişme yaşandı ve Başsavcı Engin iznini yarıda bölerek görevinin başına döndü. Döner dönmez de kuvvet komutanlarının serbest bırakıldığı süreç başladı.
    İslamcı basın organları ve haber siteleri, bu tasarrufun Başbakan Erdoğan’ın tercihi olmadığını ima eden yayınlar yaptılar. Ne var ki, Genelkurmay Başkanı Başbuğ ile Başbakan Erdoğan arasındaki görüşme trafikleri ve Başbakan Erdoğan’ın askere dair olumlu yöndeki açıklamaları, aslında Hükümet ile Genelkurmay arasında bu kritik soruşturma süreçleri konusunda bir mutabakatın olduğu görüşünü güçlendirici niteliktedir.
    Tam da o nedenle Başsavcı Engin’in devreye girmesinin ardından, Balyoz kapsamında gözaltına alınan listede adları anılan muvazzaf subayların bu listenin dışına çıkarılması gibi gerekçeler, daha çok bu dengenin sonucu olan bir ince balansı çağrıştırır niteliktedir.
    Bu ve benzeri soruşturmalarda bu türden gelişmeleri bundan sonra da görebileceğini söylemek gerekiyor. Keza bu soruşturmaları yöneten savcıların mesleki titizlikle, ‘Sonuca kadar gitmek’ gibi bir tutum içinde olmaları ne kadar anlaşılır ise, daha üst makamların bu türden cesur savcı hamlelerini ‘Devletin dengelerini tolere edemeyeceği bir mesleki keyfiyet’ olarak algılaması da bir o kadar şaşırtıcı değildir.
    Olması gereken ise, bütün darbe girişimlerinin açığa çıkarılması ve sorumluların konumları ne olursa olsun yargı önüne çıkarılmasıdır.
    Ama bu sürecin gösterdiği önemli bir başka gerçek ise, bu yazının girişinde vurguladığımız gibi, gerçekten toplumun ‘adalet’ duygusu açısından tatmin edici bağımsız bir yargıya ulaşabilme ihtiyacıdır.
    Bu da yargının, iktidar ve devlet dışı kurumlarının iradeleriyle ve halkın demokratikleşme beklentilerine uygun bir biçimde yeniden şekillendirilmesiyle mümkün olabilir ancak.
    FATİH POLAT
    www.evrensel.net