BiRBiRiMiZE  BAĞLIYIZ

BiRBiRiMiZE BAĞLIYIZ

Şimdi yukarı bak. Nerede bittiğini görebiliyor musun?” diye sorar kadın; erkek “Hayır, ya sen?” diye yanıtlar. “Ben senin başladığın yerde bitiyorum. Ve senin bittiğin yerde başlıyorum. Hepimiz bu şekilde bağlıyız” der kadın...


Şimdi yukarı bak. Nerede bittiğini görebiliyor musun?” diye sorar kadın; erkek “Hayır, ya sen?” diye yanıtlar. “Ben senin başladığın yerde bitiyorum. Ve senin bittiğin yerde başlıyorum. Hepimiz bu şekilde bağlıyız” der kadın...İpleri gökyüzüne uzanan kuklalar ile çekilen “İpler” (Strings) filminin en can alıcı sahnelerinden biri bu. Bu diyaloğu eşsiz bir sevişme sahnesi izler.Danimarkalı yönetmen Anders Ronnow-Klarlund’ın 2004 yapımı filmi “İpler”, 88 dakikalık bir kukla animasyonu. Filmde, “ipli kukla” olan tüm insanların ipleri gökyüzüne, cennete uzanır. Bu aynı zamanda hayat damarlarıdır, ipi kesilen insan ölür. Anlatılan hikaye pek de yabancı sayılmaz; iki ırk arasında yüz yıldır süren nedensiz bir savaş... Kehanete göre, kendine ve halkına yabancı bir kahraman gelecek ve yüz yıldır binlerce insanın iplerinin kesilmesine, yani ölümüne neden olan bu savaşı bitirecektir.
Yönetmen Klarlund filmin hikayesi hakkında diyor ki; “Öyle bir zaman düşünün ki kötünün, düşmanın tanımı her zamankinden daha belirli. Öyle bir zaman düşünün ki görünmez bir düşmana, hayali bir kötülüğe karşı savaşmaya yollanıyorsunuz. Öyle bir savaşa giriyorsunuz ki sonunda arayıp da bulduğunuz tek kötünün ve düşmanın kendi içinizde olduğunu fark ediyorsunuz”. Güzel bir özet. Yorumcular, “İpler”i bazen Filistin-İsrail çatışmasına yordular, bazen de Amerika’nın Irak’ı işgaline... Varalım, biz de kendi topraklarımızdaki çatışmalara yoralım. “Hayali bir kötülüğe karşı” savaşa yollanan gençleri, boşu boşuna hayat damarları kesilen canları düşünelim.İplerin gökyüzünde birbirine değmesi metaforu, “ilahi” çağrışımları da olan, ama bir o kadar da politik mesaj veren bir durum. Hepimiz kardeşiz, diyen söylemin bir başka hali. Farklılıkların abartıldığı kadar olmadığı, benzerliklerimizin, hatta aynılıklarımızın çok daha fazla olduğuna dair bir söz.Biraz tasavvuf, biraz mistisizm, biraz göktanrı, ne derseniz deyin “ilahi” bir hava var filmde. Bazı yorumcular iplerin ucunu “tek bir tanrı”ya bağlasa da, filmde böyle bir mesaj yok. Verilen mesaj, insanları hayata bağlayan iplerin hepsinin gökyüzünde birleştiği. Bu bir yanıyla, biraz panteizmi, biraz doğanın, evrenin parçası olma halini; biraz da tasavvuftaki Tanrı’nın parçası olma halini hatırlatıyor. Bir kehanet ve efsane filminde o kadar olsun. Ama bu durum, filmin “politik” bir film olmasının önüne geçmemiş.
“Aşkla birine bağlanmayan nefretle düğümlenir” felsefesi, ipler üzerinden kurulmuş bir aforizma. Dünya üzerinde halklar arasındaki “düğümlenmiş” sorunları düşününce, nefretin insanı ne hale getirdiği ortada... Hani, Yüzüklerin Efendisi’nde Rohan Kralı Theoden çaresizlikten diyor ya; “İnsan bu kadar nefret karşısında ne yapsın?” Sonra sevgi, dostluk ve dayanışma kötülüğe galip geliyor hani. İşte öyle bir mesaj var İpler’in arka planında da...Söz konusu olan ipli kuklalar olunca, işin tekniği de önemli elbette. Özel tasarlanmış 115 kukla, dünyanın farklı bölgelerinden 22 kukla ustasının ellerinde 4 yıl süren çalışma ile beyaz perdeye yansımış. Filmdeki kukla iplerinin uzunluğunun 10 kilometreyi bulduğunu da ekleyelim. Film için, “kukla animasyonu” dedik ama, yönetmen bildik yöntemlerle bir animasyon yapmamış. İşin özü; klasik kukla oynatma yöntemlerini yeğlemiş. Kukla ustaları, 5 metreyi bulan yükseklikten kuklalara can vermişler ve hareket kamera ile kaydedilmiş. Klarlund, bu tercihi şöyle anlatıyor: “3 boyutlu animasyonlar ya da görsel efektleri kullanmak yerine, her şeyi becerikli kukla oynatıcıların eline teslim etmeyi tercih ettik.” Filmdeki doğallığın, saflığın ve animasyon filmlere göre bir “ruhu” olmasının nedeni bu olsa gerek.
Film hakkında yazılmış bir izleyici görüşü oldukça manidar, “Odundan yapılacak en iyi film”. “Odun” ile münasebeti olan nice film düşünüldüğünde haksız da sayılmaz.
Neyse efendim, bugün Pazar. İstanbul’da da Kukla Festivali var. İster bir DVD alın, “İpler”in uzandığı yerlerin hikayesini izleyin, ister festivalden size göre bir oyun seçin. Ümraniye Meydan AVM’de gün boyu pek çok gösteri var. Taksim Meydanı’nda ise 21.00’de “Karagöz Yengeçten Neden Kaçtı”yı izlemek mümkün. Garaj İstanbul’da ise 21.30’da özel bir gösteri var; kukla değil ama bir gölge gösterisi. Gonca Gümüşayak’ın gölge ve dans üzerine kurguladığı “Hayali ve Sureti” izlenebilecek özel bir çalışma. Hafta boyu saat 21.00’de Taksim Meydanı’nda ücretsiz sahnelenen Vietnam Ulusal Kukla Tiyatrosu’nun Su Kuklası gösterisi de dikkate değer. Neşeniz bol olsun, iyi seyirler.
Mustafa Kara
www.evrensel.net