Hadi eyvallahhhh…

Hadi eyvallahhhh…

Son gidişlerinde…Yani demir kapılar sessizliği boğazladığında…Mazgallar postal vuruşlarıyla ezildiğinde…Ki, dışarıda baharın ilk mayıs günleri…Sabahı Hıdırellez zamanıdır…


Son gidişlerinde…
Yani demir kapılar sessizliği boğazladığında…
Mazgallar postal vuruşlarıyla ezildiğinde…
Ki, dışarıda baharın ilk mayıs günleri…
Sabahı Hıdırellez zamanıdır…
Baharın coşkusu…
Canlanan, yeniden doğan doğanın, insanın ruhuna umut katmasıdır…Efsaneye göre Hızır ile İlyas, o gün yeryüzünde buluşmuşlardır.Hızır “ab-ı hayat” içip ölümsüzlüğe kavuşmuş; özellikle baharda bolluk, bereket dağıtmaktadır.
Baharda yaşam tazelenmekte… Doğa yeniden dirilişi yaşamaktadır.
Anlaşılıyor zaten; buradaki Hızır, baharı simgelemektedir.
İnsanlar adaklar adar;
Toprağa hayal edilen şeyin resmi çizilir mesela…Tuğla, kiremit parçalarından eve benzer mini şeyler yapılır; evsizin evi olsun diye.
Ya da gül dalına bezler sarılır, genç kız sevdiğine kavuşsun diye.Bir mani yazılır, içine bir tel küpe ya da bir yüzük sarılır, kızgın ocaklarda pişirilmiş toprak küpün içine adaklar atılır.
Ama doğanın dirildiği gün Ankara’da üç genç fidan asılır!
Ki, gecenin ortası çoktan geçilmiş…
Ortalıktan el ayak çekilmişti…
Hayır çekilmemişti…
Hapishanede arkadaşları uyumuyor, her an artık o beklenmeyen anı bekliyordu…
Koridor postal sesleriyle çınladığında…
Menteşeler yıllarca yükün ağırlığıyla gacırdadığında…
Yani katil, geceyi sırtından küttt diye vurduğunda…
Ama gece, dudaklarını sıkıp acısını içine attığında…
Uzak bir diyarda bir yoksul kadın kadersizliğine ağladığında…
Bir kırlangıç kuşu kanadından vurulduğunda…
Bir kartal en yüksek tepeden vadinin üstüne salındığında…
O taştan ve demirden koridorun boşluğunda o ses çınlıyordu;
“Hadi Eyvallahhhh!..”
Sanki sabah evden çıkar gibi…
Sanki akşam vakti geri dönecek gibi…
Tıpkı yaşamları gibi;
Kısacık… Ama vakur… Ve sadeliğin görkemi…
Ki günlerden Mayıs’ın altısıydı…
Doğanın coştuğu, ölümsüzlük suyu içtiği bir Hıdırellez sabahıydı…
İdam sehpasına yürüdüklerinde hafif serin bir bahar rüzgarı esiyordu…
Havada çiçek polenleri gibi, yürekleri uçuyordu…

***
“Ölüm ne yana düşer” diye soruyordu ya Nâzım Usta…
Ölüm bazen her yere…
Her köşeye…
Her yoksul kulübeye…
Dalgaların ucunda ışıldayan yakamozlara…
Ölüm bazen ölümsüzlüğe düşer usta.
Ve tam orada yenibahar filizlenir…
Çünkü halk, o ölüme ölümsüzlük iksiri içirmiştir.
Ne garip şey!
Öldürenler yaşarken ölmüştür de…
Öldürülenler hiç ölmemiştir…
Misal şimdi Bursa’da Nilüfer İlçesi Belediyesi, kentin gelişen bölgesinin
orta yerinde Gençlik Parkı’nda onların anıtını yaptı.
Ve elbette, Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’i kutlamak gerekiyor.
Anıt, tam 6 Mayıs günü; Üç Fidanın yoldaşları, arkadaşları, gönüldaşları,
gençlerle birlikte açıldı…
Şimdi o altı Mayıs sabahı uçuşan tohumların düştüğü toprakta…
Bursa’da Üç Fidan Anıtı boy veriyor…
Ve parkın, yaprakları baharın renklerine boyanmış ağaç dallarında…
Gül goncalarında…
Uludağ’da… Ovada… O ses çınlıyor: “Hadi Eyvallahhhhh!..”
Güle güle değil elbette…
Hoş geldiniz en umutlu bakışlarınızla.
En güzel yarınlara…
Bahara, dirilen doğaya…
Ölümsüzlüğe merhaba!
Yücel Sarpdere
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.