24 Aralık 2004 03:00

Üniversiteli gençlik hareketi hedefte

İstanbul Üniversitesi öğrencileri, ailelerinin ve meslek odaları temsilcilerinin de katılımıyla, üniversitede yaşanan faşist saldırıları ve tutuklamaları protesto ettiler.

Paylaş
İstanbul Üniversitesi öğrencileri, ailelerinin ve meslek odaları temsilcilerinin de katılımıyla, üniversitede yaşanan faşist saldırıları ve tutuklamaları protesto ettiler. Dün saat 13:00'te, "Polis-idare-faşist işbirliğine son" pankartı açarak Merkez Kampus'ten çıkan öğrenciler, "Tutuklananlar serbest bırakılsın" pankartı altında tramvay durağından yürüyüşe geçen diğer öğrencilerle Beyazıt Meydanı'nda buluştu. Öğrenciler burada bir süre attıkları sloganlarla YÖK'ü ve üniversite yönetimini protesto ettiler. Daha sonra öğrenciler adına ortak bir açıklama yapan Ceren Uysal; Ülkü Ocakları, siyasi iktidar, polis ve üniversite yönetimlerinin el birliği ile öğrenci hareketini hedef aldıklarını söyledi. Tüm baskılara karşın parasız-bilimsel-demokratik üniversite ve anadilde eğitim mücadelelerini sürdüreceklerini vurgulayan Uysal, tutuklanan arkadaşlarının serbest bırakılmasını istedi. Eyleme katılan aileler, tüm ailelerin saldırılara karşı ortak hareket etmesi gerektiğini söylerken, TMMOB İl Koordinasyon Kurulu üyesi Meftun Gürdallar ise, üniversite öğrencilerine sahip çıkılmasının geleceğe sahip çıkılması anlamına geldiğini anlattı. Açıklamanın ardından Sultanahmet Adliyesi'ne giden tutuklu öğrencilerin aileleri ve avukatları, tutuklama kararına itiraz ettiler.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


İÜ geleceğini tartışıyor -2-
   Rektörlük seçimlerinde
   akademik ölçütler esas alınmalıHazırlayan: Uğraş Vatandaş

Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği eski başkanı Prof. Dr. Kadir Erdin

Türkiye eğitim sistemini nasıl değerlendiriyorsunuz? Eğitimi kurumsal bazda değerlendirmek gerekir. Kurumsal bazdaki değerlendirmenin sonucu da sistem gereğidir. YÖK sistemi ve eğitim sistemindeki tıkanıklıklardır. Bugün maalesef eğitimden sorumlu yetkililer, eğitimin ülkenin geleceği için en önemli yatırım olduğunu dile getirerek eğitim konusunda bir adım atmamakta direnirler. Eğitim konusunda ülkemizde büyük bir fırsat eşitsizliği vardır. Fırsat eşitsizliğinin en çarpıcı örneği Anadolu'nun herhangi bir kentinde yetişen bir öğrenciyle İstanbul'da yetişen bir öğrencinin yan yana oturtulup ÖSS'ye dahil edilmesidir. Bu aslında sonucu belli olan bir sınavdır. Ama eşitlik sadece sınava girmekte sağlanmıştır. Sınava gelene kadar eşitsiz koşullarda yetişen öğrenciler, eşitsizliğin tablosunu oluşturmaktadır. Kara mizahtır bu durum. Eğitimdeki fırsat eşitsizliğinin bir an önce en sağlıklı şekilde çözümlenmesi gerekiyor. Okullarda çarpıcı boyutlarda eğitim kalitesi farkı olmamalıdır. Bunun için de ÖSS'nin tek sınav olmaktan çıkarılmasını öneriyorum. ÖSS 3 saatlik bir sınavla öğrencilerin geleceklerini tayin edemez. Sağlıklı bir saptama yapamaz. 17 milyon öğrencisi, 650 bin öğretmeni, 67 bin öğretim elemanı, 2 milyon 500 bin üniversite öğrencisi olan Türkiye eğitim konusunda devasa bir sorun tablosuyla karşı karşıyadır. Tablonun oluşmasında kaynak yetersizliği en önemli nedenlerden biridir. Yüksek öğretim kurumları işsizliği birkaç yıl öteleyen kurumlar olmaktan öteye geçmelidir. Üniversite kapısı önünde bekleyen milyonlarca genç için çözüm üretilmelidir. İnsan gücü kaybının en önemli göstergelerinden biridir. İktidardakiler her ile bir üniversite anlayışından vazgeçip, ara eleman yetiştiren Meslek Yüksek Okulları'ndan (MYO) yana tavrını ortaya koymalıdır. Ancak MYO'ların bugünkü halini onaylamıyoruz. Meslek eğitimi aslında üniversite eğitiminden daha fazla uygulamaya dönük ve daha pahalı laboratuvarlar gerektiren okullardır. Dünyanın her tarafında bu böyledir. Şu haliyle kalitesiz içi boş olan okullardır. Laboratuvarları yoktur, akademik güç yetersizlikleri vardır ve çekiciliğini yitirmiştir artık, öğrenciler kayıt dahi yaptırmamaktadır. Meslek liselerinin binalarında MYO eğitim verilmesi plansızdır.

Neler yapılması gerekiyor? YÖK üç tane konuyu derhal ele almalıdır. ÖSS, MYO ve kontenjan konuları. Esasen yükseköğretim reformundan bizim beklentimiz şunlardır;
  • Yükseköğretim disiplinlerarası diploma veren kurumlar haline dönüştürülmelidir. Bugün Türkiye'nin hiçbir yerinde disiplinlerarası ortak diploma veren bir kurum yoktur. Oysa dünya bu tarafa gitmektedir. Disiplinlerarası farklı alanlardan dersler aldırılarak orada disiplinlerarası eğitim yaptırılarak diploma verilmelidir.
  • Üniversitenin esnek bir yapıya sahip olabilmesi gerekir. Yani, öğrencilerin herhangi bir fakülteye kayıt olduktan sonra mutlaka orayı bitirecekler diye bir koşul olmamalı, o öğrenciye yeteneklerine göre istedikleri an başka fakültelere kaydırabilmeliyiz. Esneklik budur.
  • Üniversitelere çeşitlilik hakim olmalıdır. Bugün bazı meslekler teknolojinin gelişmesi gereği yok olmakta ya da başka mesleklerin altına girmektedir. Üniversitelerin görevi bu alanlarda insanları hayat boyu eğitime, sertifika programlarına alıp eğitmektir. Yeni meslekler kazandırmaktır. Mesleklerini güncelleştirmektir. Dolayısıyla üniversitelerin ışıkları 9-17 mesayisi dışında sabaha kadar yanmalıdır.
  • Üniversite kaynak sorununu çözmek durumundadır. Yükseköğretim kapısına gelmiş hiçbir gencin parasızlık nedeniyle yükseköğretim hakkı elinden alınmamalıdır. Bu bizim temel ilkelerimizden biridir. Yükseköğretime kaynak ayrılmalıdır. Devlet gelirlerinden ayrılmalıdır kaynak.
  • Üniversite yönetimleri saydam ve hesap verebilir olabilmelidir. Saydam yönetim anlayışı ve hesap verme-sorma üzerine oturtulmuş katılımcı üniversite anlayışı yükseköğretime hakim olmalıdır. Yükseköğretim sistemi bu sorunları aşamadığı sürece; çağı yakalayan, eleştiren, tartışan, araştırmayı bilen kafalar yetiştirmek mümkün değildir.

    'Hesap sorma'dan kastettiğiniz nedir? Demokrasinin en önemli nimetlerinden birisidir hesap sorma. Mesela "Yetiştirilen öğrenciler ne işe yarıyor? Nedir amacınız üniveristede?" gibi sorular sorularak cevaplar alınmalıdır. Çok iyi kullanamıyoruz bu nimeti. YÖK sisteminde bir rektör "Beni cumhurbaşkanı atadı ben istediğimi yaparım" diyor. Böyle bir şey olmaz. Arkasına sığınacak bir şeyler bularak, üniversite rektörlerinin despotluk yapması, astığım astık dediğim dedik bir şekilde öğretim üyelerini dışlaması kabul edilemez.

    Nasıl aşılır bu durum? Üniversitede geri çağırma sistemi olmalıdır. Biz hazırladığımız taslağa koyduk bu maddeyi. Geri çağırma sistemi, herhangi bir şekilde seçilen rektörün seçmenler tarafından yapılan oylamayla görevden alınmasıdır. Üniversitelerde mutlaka çalıştırılmalıdır geri çağırma sistemi.

    Bu kadar olumsuzluk neden kaynaklanıyor? Bütün bu olumsuzluklar sistemin sakatlığını ortaya koyuyor. Bu sistemin içerisinde bir yöneticinin bu sistemin kendisine tanıdığı yetkileri kullanmaması, iyi bir kral olması gibidir. Bizler üniversitelerde iyi krallar beklemeye başladık. Böyle bir şey üniversitelerde olmaz. Üniversiteler demokrasinin beşiğidir. Ülkede demokrasi gelişecekse, özgürlükler artacaksa bunun yeri üniversitelerdir. Üniversitelerde yetiştirdiğin gençleri demokrasi kültürü içinde yetiştirirsin, sonra bu insan mesleğe atılır ve demokrasi kültürüyle toplumun yapısını değiştirir. Toplumsal doku değişir. Üniversitelerde her türlü düşünce tartışılmalıdır. Hiçbir düşünce saçma değildir üniversite için. Düşünce özgürlüğünün en çarpıcı biçimde yaşanacağı yer üniversitelerdir. Düşüncelerin önüne set çekilemez, olaylar tartışılır. Üniversite bilim üretim merkezleridir. Bilimin üretildiği merkezlerde özgürlük temel çıkış noktasıdır.

    İÜ'de söylediklerinizi neden göremiyoruz? Sistem biliminsanlarını kendi kurumlarına küstürüyor. Üniversitelerde liyakat kalkmış yerine sadakat gelmişse o üniversite bitmiştir. Maalesef İÜ'de bir parça bu durum yaşandı. Tüm üniversitelerde akademik kültür tahrip edildi. Akademik kültürün özünde katılımcılık, özgürlüklere ve düşünceye saygı vardır. Bunların hiçbiri kalmadı. Üniversitelerde 12 Eylül sonrası yeni bir kültür oluştu. Bu kültür de sadakat içinde yaşamak oldu. Güç kimdeyse ona sadakat etmek. Bu insanlarda akademik kültür gitti sadakat kültürü geldi. Yöneticilerin arkasında durma sadakatı. Öğrencilere sadece ceza verilecek canlılar olarak bakarsanız, onları zımparalamış olursunuz. Öğrencileri zapturapt altına almak 12 Eylül mantığıdır. Bu sistemde öğretim üyelerinin, öğrencilerin sesi kısılıyor. Yönetim kişiye bağlı olmamalıdır. YÖK sisteminde ise bütün her şey kişiye bağlıdır. Yani YÖK'ün kendisine tanımış olduğu anlayışları bir kenara koyarak rektör üniversiteyi gayet demokrat bir şekilde yönetebilir. Öyle bir rektör düşünün ki sistemin kendisine vermış olduğu bütün yetkileri sonuna kadar kullanmaktan yana. Hatta yeterli görmeyip yetkilerine kendisi de biraz katkıda bulunuyor. İşte böyle bir rektör de sayın Alemdaroğlu idi. Alemdaroğlu YÖK'ün ötesinde bir YÖK'çü idi. Bütün yetkilerin kendinde toplanması, bütün yönetim kademelerinde daima kendi gibi düşünen insanlarla beraber olmak istedi. Kendi gibi düşünmeyen, olaylara eleştirel bakan insanları da sürekli dışladı. Dolayasıyla İÜ'de birçok öğretim üyesi, baskıcı otoriter yönetim anlayışından bıktılar ve üniversiteyi terk ettiler. Çok büyük bir akademik erozyona uğradı İÜ.

    Ya diğerleri? Bir grup öğretim üyesi de bu sistemden yararlanmaya çalıştı. Akademik önceliği ikinci derece olan işler yapmaya başladı. Para kazanmak için döner sermayede çalıştılar vb. Başka bir grup öğretim üyesi de vakıf üniversitelerinde derse gitmeye başladı. Daha sonra bazıları tamamen vakıf üniversitelerine geçtiler. Diğer bir grup öğretim üyesi de kamu üniversitelerini sıçrama tahtası olarak kullandı ve doktorasını yaptıktan sonra üniversiteyi terk ettiler. Bu yönetim anlayışı ve baskı üniversitede akademik açıdan büyük erozyona sebep oldu. Üniversite öğretim üyelerinin büyük bir bölümü buraları terk etti ya da üniversiteye küsüp kendi içine kapanıp günlük işlerine döndüler. Öğretim üyeleri pasifize oldular. Bunlar Alemdaroğlu'nun yönetim anlayışından kaynaklıydı. Cumhurbaşkanı'nın kararı hukukun üstünlüğünün ve adaletin her şeyin üstünde olduğunu bir kez daha kanıtladı. Bundan sonra üniversite rektörleri de uygulamalarının kesinlikle kabul edilemeyeceğini anlamış oldular. Kral rektörlük anlayışının sonu olacaktır diye tahmin ediyorum.

    Tahribat ne derecedir? 7 yıl süresince yönetim anlayışıyla üniversitemizde yaratılan tahribat bugünden yarına belli olmaz. Akademik kriterler bakımından üniversite uzunca bir süre toparlanamayacaktır.

    Kurumunuzun rektörlük seçimlerinde düşüncesi ne olacak? Öğretim üyeleri ile beraber yönetecek, özgürlüklerden yana, çağdaş, özerk, demokratik, katılımcı bir üniversite yönetimi anlayışıyla yola çıkan bir meslektaşımızın yönetiminde hep beraber yönetmeliyiz. Katılımcı kurullar çalıştırılacaktır. Her türlü sorunun çözümünde öğretim üyeleri, öğrenciler ve çalışanların görüşlerine başvuracaktır. Rektör olmak isteyen adaylara önerilerimizi sunacağız ve "başarabilecek misiniz?" sorusunu yönelteceğiz.




    'Rektörlük adaylığım söz konusu değil' Rektör adayı olarak isminiz geçiyor? Karşı tarafın "bu kadar uğraştı bak koltuk mücadelesiymiş" dedirtmek için çıkardığı söylentidir. Benim bu dönem rektörlük adaylığım söz konusu değildir. Nezaketen bari bana sorsalardı keşke! Beni tanıyan meslektaşlarım bilirler. Benim mücadelem kişisel değil kurumsaldır. Hiçbir beklenti ile yapılmaz.




    İÜ nasıl kurtulur sorusunun yanıtını masaya koymalıyız Öğretim üyelerinden ne bekliyorsunuz? Üniversitemizin öğretim üyelerinden beklediğim, çok önemli kurumsal bir yaklaşım biçimi. Kurumlarına sahip çıkacak ortamı yakalamışlardır. Şimdiye kadar yönetim anlayışı nedeniyle kurumlarına sahip çıkamadıklarını ve kurumlarında dışlandıklarını söyleyen tüm öğretim üyeleri kurumu onarmaya, tahrip edilen bölümleri hayata geçirmeye davet ediyorum. Bunun için de öncelikle İÜ'nün fotoğrafının çekilmesi gerekmektedir. 7 yıl içinde nereye gelmiştir ve İÜ nasıl kurtulur sorularının yanıtlarını masaya koymalıyız. Üniversitemizde ciddi boyutta sorunlar vardır. Sorunlar saptanacak ve bir tablo çıkacak karşımıza. Bu tablonun altında bu sorunlar nasıl çözülmelidir yer alacak. Tablonun karşısına geçip İÜ nasıl kurtulur diye bir yazı yazacağız. İÜ kurum olarak maalesef yıpratılmıştır. Alemdaroğlu 7 yıl boyunca kurumu her gün gündemde tutmuştur. Onarılması için var gücümüzle çalışacağız. Öğretim üyeleri sahip çıkacaktır kurumlarına. Rektörlük seçimine gideceğiz. Rektörlük seçiminin akademik ölçütler dışlanarak yapılması yandaşı değilim. Son derece akademik bir hava içerisinde yaşanarak gerçekleştirilmesini bekliyoruz. O zaman bütün olumsuzluklardan uzak tutulur. Seçimin çekişme, kutuplaşma ve gerginlik yaratma olarak kullanılmaması gerekiyor.


    -BİTTİ-

  • ÖNCEKİ HABER

    Köylünün toprak isyanı

    SONRAKİ HABER

    Ekrem İmamoğlu: Ahmet Hakan'ın savunma mekanizması geliştirmesi üzdü

    Sefer Selvi Karikatürleri
    Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa