ABD

ABD'nin Orta Asya'ya giden yolu

Eylül 2000'de de Afganistan generali Tommy Franks, elinde bir askeri yardım defteri ile Orta Asya'yı gezmekteydi. Ancak işin bütününe baktığınızda, Clinton döneminde ABD'nin Orta Asya'nın petrol ve doğal gaz zenginliklerine giden bir yol bulma çabaları önünde halen büyük engeller vardı.

ABD, Orta Asya'da destansı boyutlarda bir stratejik güç kapma yarışına girdi. Geçtiğimiz dönemlerde bu tarz bir yayılmacılığa kolonicilik ya da emperyalizm adı verilirdi. Dünyanın talihi daha az olan kısmını uygarlaştırmak için yerine getirilen bir misyon ya da Amerika'nın apaçık kaderinin meşru bir ifadesi olarak gösterilirdi. Şimdi ise buna basitçe "terörizmle savaş" deniyor. Eğer ahlaki bir haklılaştırıma ihtiyaç duyulsaydı, ki yok gibi görünüyor, Dünya Ticaret Merkezi enkazının ötesine bakmak gerekirdi. Amerika'nın davasının haklılığına dair mevcut kararlılığı, Victoria çağı misyoner toplumu gibi sarsılmaz. İdeolojik açıdan, ABD'nin davası, Amerika'da yaşayanların belli oranlarda pek çoğuna, aynı derecede açıklanamaz gibi görünüyor. Özgürlük, demokrasi, güvenlik ve serbest ticaret Washington'un vasileri kabul edilenler tarafından bağışlanan büyük armağanlar. Bunlar çağımızın büyük, evrensel parolaları değil mi? Bush yönetimindeki ve Cumhuriyetçi Parti'deki şahinler buna kesinlikle inanıyor. Herhangi bir ülkenin böyle bir mutluluğu neden geri çevirmesi gerektiğine dair hiçbir neden göremiyorlar ve bu kârları genişletmekte kararlılar.

Yol açıldı Bu gibi konular bir kenara bırakılsa, Afganistan'daki savaş ABD'nin uzun süredir aradığı bölgesel siyasi, ekonomik ve savunma olanakları sağladı ve ABD de bu olanakları hayata geçirdi. Mesela Eylül 2000'de adı Afganistan savaşında duyulan General Tommy Franks elinde bir askeri yardım defteri ile Orta Asya'yı gezmekteydi. Ancak işin bütününe baktığınızda, Clinton döneminde ABD'nin Orta Asya'nın petrol ve doğal gaz zenginliklerine giden bir yol bulma çabaları önünde halen büyük engeller vardı. Özellikle de 1998'de Afganistan'a füze atılması ve ardından Kenya ve Tanzanya'daki ABD elçiliklerinin El Kaide tarafından bombalanmasından sonra. Sadece 18 ay önce, jeostratejik muhabbetler, Rusya'nın Özbekistan, Türkmenistan, Tacikistan, Kırgızistan ve Kazakistan gibi eski Sovyet bölgelerinde yeniden güç kazanmaya başladığından ibaretti. Moskova'nın yeni lideri Vladimir Putin, (Çeçenya ile ilişkilendirdiği) Taliban destekli köktencilerle özel olarak ilgileniyordu. "İslamcı köktencilerin Orta Asya'daki faaliyetleri, Rusya'ya bölgedeki pozisyonunu güçlendirme şansı tanıyor" diyordu Savunma Bakanı İgor Sergeyev.

Pişmanlık duyabilirler Batısındaki Müslüman Uygur azınlık içindeki rahatsızlıktan endişelenen ve Orta Asya'daki stratejik ve siyasi potansiyele karşı canlı konumdaki Çin de geçtiğimiz yıl Haziran ayında yeni bir Şanghay anlaşmasıyla bölgesel etkisini artırmaya girişti. Ancak 11 Eylül'ün ardından ve özellikle de ABD-Rusya dinamiği değişince, Putin (bazı generallerin tavsiyelerine rağmen), ABD'nin Afganistan'ın komşlarında ilk ve küçük operasyon birimleri kurmasını kabul etti. Çin ise ABD varlığına ilkesel olarak karşı çıkmasına karşın pratikte ABD'ye muhalefet etmenin yaratacağı sonurları gördü. İki ülke de Amerikalılar'a yardımcı olarak başka çıkarlar elde etmeyi umuyorladı, bunu belirli bir noktaya kadar da başardılar. ABD, Putin'e bir ortak gibi davranmaya başladı ve hatta NATO ile daha sıkı bir ilişkiden söz etti. Pekin ile, geçtiğimiz ilkbaharda Hanoi'de meydana gelen casus uçak olayından sonra insan hakları ve ticaret konusunda başlayan dalaşmadan sakınıldı. Çin'in WTO üyeliği pürüzsüz halledildi. Yine de iki ülkenin yardımcılık pozisyonundan pişmanlık duymalarına yol açacak nedenlerin sayısı artıyor. ABD'nin Orta Asya'dan kısa sürede çıkmaya hiç niyeti yok. Bu durumun yıkılmış Afganistan'ı yeniden inşa etme kararlığının bir göstergesi olduğunu düşünen romantikler hayal kurmaya devam edebilirler. ABD'nin her zamanki birinci önceliği, El Kaide'nin bulunup yok edilmesi duruyor. Bu odak her yere kaydırılabilir; Pakistan, Somali, hatta İran. Afganistan'da İngiltere'nin başını çektiği, elinde bir güç bulunmayan güvenlik desteği, yardım kuruluşları ve BM diplomatları, kaldı. Kısacası, ötekiler ulusları kurabilirler, ABD imparatorluk kuruyor.

Komşulara yığınak Afganistan'ın çevresini bugün bombardımanı sürdüren üslerle sarma hedefi, sadece kısmen Taliban'ın siyasi açıdan yeniden güçlenmesi tehdidini engellemeyi amaçlıyor. Daha büyük ve uzun vadeli hedef, ABD güç ve çıkarlarını başka ülkelede de taşımak. Bu nedenle Özbekistan, kendisini Hanabad'daki 1500 personelli Amerikan üssünün evsahibi olarak buluyor; Kırgızistan'ın Bişek kenti yakınındaki Manas'ta 30000 asker ile savaş uçakları var ve burasının gelecekte "nakliye merkezi" olacağı söyleniyor; Tacikistan ve Pakistan'da ABD denetiminde hava sahaları var; ABD yedek asker göndermeye devam ediyor. Ev sahibi hükümetlerin istekleri de yeterince açık. Askeri işbirliği her zamanki gibi iki tarflı olarak çalışıyor. Üslerle birlikte, ABD'nin yere güçlere eğitim ve ekipman sağlama anlaşmaları da geliyor. Bunu da ekonomik yardım paketleri ve ticaret anlaşmaları izleyecek. Daha önce reddedilen Özbekistan'ın 64 milyon dolar ABD yardımı ile 136 milyon dolar ihracat-ithalat kredisi alması bu yüzden. Bush yönetimi 2002'de Kazakistan'a bir kısmı askeri ekipman olmak üzere 52 milyon dolar yardımda bulunmayı planlıyor. ABD güvenlik şemsiyesi bu ülkeleri diğer saldırgan güçleden koruyor ve genellikle istenmeyen hükümetlerin daha da köklenmesine yol açıyor. İnsan hakları? Geçtiğimiz hafta yıllık raporunu açıklayan İnsan Hakları İzleme örgütüne göre, bu anlaşmalar insan hakları ve demokrasi yoksunu olan sözkonusu hükümetler hakkındaki belgeli endişelere rağmen imzalandı. Tacikistan'da siyasi mahkûlara işkence uygulanması ya da genel olarak Orta Asya'da basın özgürlüğününü bulunmaması hakkındaki belgelere örneğin. Tarihteki diğer emperyalistler gibi, ABD imparatorluğunu inşa edenlere göre, böylesi çelişkilerin yanıtı, "Yüce değerlerin ve standartların ortaya çıkması son derece olumlu, coşku verici bir etki sağlıyor" şeklinde. Bu arada ABD'nin potansiyel kârları devasa: Halen ABD'nin etkisi altına girmemiş olan dünyanın birkaç sölgesinde büyüyen askeri hegemonya, Rusya ve Çin'in alehine stratejik genişleyen stratejik etki, öncü siyasi nüfuz, ve hepsinden önemlisi, Orta Asya'nın OPEC dışı muhteşem petrol ve gaz zenginliklerine giriş. Eğer Afganlar kendilerdinenazik davranırsa belki onlar da boru hatlarının işletmesini alabilirler.

(Guardian)

www.evrensel.net