Kar günlerinin sıcak resimleri

"Küreselleşmenin kirlettiği bir dünyada, hâlâ tüketilememiş güzelliklerin resimlerini yapmış Gönül Duranoğlu. İçtenlikli, doğal yaşamı savunan, sımsıcak, yürekten bir yaklaşımla oluşturmuş ürünlerini.

Kar günlerinin sıcak resimleriBurhan GünelZorlu kış koşullarında, otuz santimetre kalınlığı bulan kar yağışıyla Ankara'nın her yanı beyaza kesti. Kirlenmiş bir dünyanın kimi zaman böyle beyaza boyanması insanın içindeki aydınlık özlemleri gün yüzüne çıkarabiliyor. Ankara, mecaz anlamıyla da çoğu kez kara bulutları göğünde toplayan bir kent. Soğuk. Bürokrasinin, kamu yönetiminin yaldızlı tantanasına karşılık sokaktaki insanın içi üşüyor. Böyle üşümelerin bastırılabilmesi için, düşünen insanların, aydınların, aydınlık bir dünya özlemindeki yurttaşların sığınabileceği güzellikler de var elbette. Sanat etkinlikleri bunlardan biri. Sanat, görkemli mal varlıklarıyla açgözlülüğün ve bencilliğin örneklerini oluşturan, burjuva sınıfının geleneksel özelliklerini edinememiş ama burjuva olmak isteyen kimi görgüsüzlerin de şimdilerde sığınmaya çalıştığı, ama sanat ortamındaki içtenlikli ve sıcak görünüm içinde iğreti durduğu, yama gibi kaldığı bir alan. Özellikle resim sanatı böyle bir alan. Duvarlarını süslemek yanında yatırım yapmak için de parası olanların yöneldiği bir yatırım aracı durumunda. Görgüsüzlüğün kol gezdiği küreselleşme sürecinde, resim sanatına alıcı olmaya çalışan bu türden yatırımcıların kimilerinin yaşlı ve ünlü, kısacası ölüme yakın gördükleri ressamların ürünlerine yöneldiklerini çok gördüm, bu içtenliksiz, acımasız kabalığa çok tanık oldum ve gördüklerimden, işittiklerimden içim bulandı, yüreğim çizildi... Hele resimleri bırakıp da birbirlerinin yüzüne yapay gülücüklerle bakan açılış kokteyli sürdürümcülerinin iç bulandırıcı görüntüsü daha da önde sayılabilir benim için.

Üretici kimlikBütün bunları, resim sanatına ilişkin kar günleri düşünceleri olarak söyleme gereği duydum. Bir bakıma içimi boşalttım. Bu düşüncelerin öne çıkmasına neden olan yeni etkinlik Gönül Duranoğlu'nun sergisiydi. 1979 yılından bu yana Duranoğlu'nun izleyicisiyim. Söz konusu resmin adım adım ve sabırla gelişmesini her sergide yeniden saptayanlardan birisiyim. Gönül Duranoğlu'nun 3 Ocak 2002 günü, Anadolu Ajansı Sanat Galerisi'nde açılan onuncu kişisel sergisinde, daha önceki kişisel ve karma sergilerinde olduğu gibi ev içleri, ahşapla taş malzemenin iç içe geçtiği geleneksel mimariden örnekler, tahta işlemeli iç mimari örnekleri bir öbekte toplanıyor. (Sergi 27 Ocak günü kapanacak.) Ev içlerindeki geleneksel yaşam ortamlarıyla uyumlu el işleri, oyalar, yastık başlıkları, örme perdeler ilginç görüntüler oluşturuyor. Tahta işlemeli kapılar. Raflar. Dolap kapakları. Bu arada çini vazolar... Köy-kasaba yaşamından izlenimler üzerine kurulmuş bazı konulu resimlerde ise, ev kadınının üretici kimliği öne çıkıyor; yufka ekmek pişiren kadınlar bunun güzel örneklerinden biri. Bakır kaplar, tava, elek gibi ayrıntılar görüntüyü ve yaşantıyı tamamlıyor bu türden resimlerde. Cumbanın içten görünüşünün ilgi çektiği tabloda renkli camlar, vitray denebilecek ayrıntılar öne çıkıyor ve göz alıyor.

Değişen koşullara uyumTavan işlemeleri de öyle örneğin. Sonradan tavana elektrik kablosu ve ampul eklenmiş. Buradan, değişen yaşam koşullarına uyum sorununa ilişkin düşünceler kıvılcımlanmaya başlıyor izleyicinin belleğinde. Oyma işlemeler her yanda. Porselen ibrik ve altındaki porselen kap. Beyaz dantelli raf perdeleriyle gömme dolap giriyor birden görüntünün içine. Beyaz örtülerin dört bir yanına çepeçevre işlenmiş, el yapımı oyalar. Dolabın en tepesinde pembe çiçekler, bir kez daha çiçekler... Bunlar, aslında çiçek evler ve çiçek evlerin resimleri. İçinde yaşayanlar, özlemini duyduğumuz kirlenmemiş zamanların insanları. Dünsellik (nostalji) ile değil, bilincimle algıladığım gerçekliklerin içimde ipildeyen görüntüleri bunlar...

Ressamın çiçek sevgisiBaşka bir öbekteki resimler, büyük kentlerden uzak, geleneksel yaşam anlayışlarının izlerini taşıyan sokak resimleri. Kasaba sokakları. Ağaçlar. Binek hayvanları ve insanlar. Dağlar, resme giren yamaçlar. Resimlerin bazılarındaki toprak yolları tıpkı bugünlerde ülkemizin neredeyse her yanını beyaza kesen karlar kaplamış. Kar resmi yapmanın ve ilginç kılmanın zorluklarını tahmin edebiliyorum ama, Duranoğlu'nun sergisinde bu tür resmin birkaç tane olgun örneği yer alıyor. Sokakta, üzerlerindeki renkli giysileriyle çocuklar, geleneksel giysileriyle kadınlar. Bazılarında kar altında görünen kasaba sokaklarının yer aldığı resimlerin başka mevsimlerdeki görüntüleri de var. Yaz ağaçları, saksı çiçekleri, yol kıyılarındaki renkler, gökyüzü... Gönül Duranoğlu resminde üçüncü ve bence ötekilerden daha öncelikli öbek ise çiçek resimleri; özellikle leylaklar bu alanın güzel örneklerini oluşturuyor. Ölüdoğalar. Kırmızı, mor, eflatun, sarı güller. Gelincikler. Gelincikler adeta izleyicinin gönlünde açılıyor yeniden, yeniden... Akarsu kıyısı. Kır çiçekleri, ağaçlar. Beyaz zambaklar. Yine gelincikler. Papatyalı gelincikli kır çiçekleri bir arada. Yalnızca ahşap pencere ve tüm duvarı saran çiçekler, sarmaşıklar; yeşil yaprakların içinde açan kırmızı çiçekler. Duranoğlu'nun çiçek sevgisi ev içi resimlerinde de kendini gösteriyor. Ölüdoğalar, eski yaşantıyı simgeleyen ev içi görüntülerinin içinde, hemen her köşede, ahşabın doğal bir parçası olarak yer alıyor. Vazodaki erguvan dalları. Yoğunlaşmış bir resim bu. Tüm yitirilmiş insani güzellikler bu vazoya, erguvan dallarının arasına sıkıştırılmış gibi...

Eskimeyen güzelliklerKüreselleşmenin kirlettiği bir dünyada, hâlâ tüketilememiş güzelliklerin resimlerini yapmış Gönül Duranoğlu. İçtinlikli, doğal yaşamı savunan, sımsıcak, yürekten bir yaklaşımla oluşturmuş ürünlerini: Eskimiş olanı değil, yeninin içindeki eskimeyen güzellikleri vurgulayan resimler bunlar. Yaşamın çeşitli alanlarındaki ilişkilerimizde, giderek kendi yaşamımızda da ne çok özlüyoruz o eskimeyen güzellikleri...
www.evrensel.net