Tango

Tango'dan gecikmeli 'merhaba'

Küreselleşmenin yarattığı kültürel yozluğu mizahi bir dille sahneye taşıyan "Tango" gecikmeli olarak AST'da izleyicileriyle buluştu.

Tango'dan gecikmeli 'merhaba'Tuna ArıgüçAnkara Sanat Tiyatrosu (AST)'nun 39'uncu kuruluş yıldönümünde, talihsiz bir kaza nedeniyle gösterimi ertelenen "Tango" oyunu bu hafta izleyicileriyle buluştu. Slavomir Mrozek'in yazdığı, Levent Ülgen'in yönettiği oyun, yozlaşan ve değersizleşen insanın trajik öyküsünü mizahi bir dille anlatıyor. Dünyadaki küreselleşme rüzgârlarının yarattığı tahribata ve değersizleşmeye dikkat çeken Tango, postmodernizme de eleştiri gönderiyor. Yönetmen ve oyuncular, Tango'yu "Kimsenin kimseyi dinlemediği bir ortam yarattık. Ve bu ortamda nelerin olabileceğini gösterdik. Seyirci, sahnede, bir çöplüğün içinde zor nefes alanları izlerken, televolelerin kirlettiği değerlerimizi de anımsadı. Yaşananların gerçek, bir o kadar da ürkütücü olduğu, perdenin her açılışında görülüyor" sözleriyle özetliyorlar.Hakan Güven, Murat Demirbaş, Ferhat Büküş, Meltem Gülenç, Zafer Gökçek, Ebru Saçar ve Ercüment Aydın'ın rol aldığı iki perdelik oyunun ilk perdesinde, karmakarışık bir sahne... Gecelikleriyle, önü açık pijamalarıyla, saçları başları dağınık dolaşan aile efradı. Gürültülü müzikle edilen danslar... Kimin ne yaptığı belli olmayan, yoz, bir o kadar da kaçık bir yaşam tarzı.Evde, Edek adında, ilk perdede kim olduğu, nereden belli olduğu bilinmeyen biri, evin hanımı iledengesiz ilişkiler geliştiren, değersizliği, dahası faşizmi temsil ediyor. Yamalı, önü açık pijamayla dolaşan, sürekli deneyler yaptığını söyleyen sanatçı bir baba. "Özgür", kimsenin kimseye karışmadığı bir aile yaşantısı. Ama öylesine yoz ve çürümüş, öylesine dağınık bir yaşam ki... 25 yaşındaki oğulun bebeklik beşiği, annenin gelinliği, yıllar önce ölen büyükbabanın tabutu bile hâlâ ortada. Tam bir düzensizlik, keşmekeşlik..Bütün bunlara karşı çıkan, "özgürlük" denen bu yaşam tarzını kabul etmeyen oğul Arthur ise bu çürümüşlükten, kokuşmuşluktan kurtuluşu eskiye, geleneksel aile yaşantısına dönmekte görüyor. Ancak ikinci perdedeki bu deneyim başarısızlıkla ve hayalkırıklığıyla sonuçlanıyor. O zamana kadar sapıklık derecesinde cinselliği ön plana çıkarmanın ve kağıt oynamanın dışında silik bir tip olan Edek ön plana çıkıyor.

Yozlaşmanın öyküsüTango üzerine görüştüğümüz yönetmen ve oyuncular, oyunun küreselleşme ile yaratılan değersizliği gözler önüne serdiğini ve bu dönemde böyle bir oyuna ihtiyaç duyulduğunu vurguladılar. Yönetmen Levent Ülgen, "Bu oyunun ülkemize uygun düştüğünü düşündük. Ne kadar absürt gibi görünse de ülkemizde, dünyada, küreselleşme adına yaşanan gerçeklik, insanların duyarsızlaşması. İnsanlar artık birbirleriyle eskisi gibi dürüst, samimi ve içten ilişkiler geliştiremiyor" dedi. Ülgen, oyunun bir aileyi anlatırken aslında bir ülkeyi ve toplumu anlattığını ifade ederek, aileninin birtakım kuralları yıkarken yerine hiçbir şeyi koyamadığını ve bu nedenle yapılanların temelsiz kaldığını belirtti. Baba rolündeki Hakan Güven ise oyunun içindeki karakterlerin günümüzde yaşadığını vurgulayarak, "İşte o televoleler, saçmasapan magazin programları. Çok azınlıkta kalan bir kısım insanların hayat hikayelerini, tuvalete gittiklerine kadar inceleyen ve bunu belgesel niteliğinde anlatan rezil programlar var. Bu oyun bunu anlatıyor" dedi. Güven, oyunda karısı tarafından aldatılan adamın vurdumduymazlığı ile televizyonlardan ödül almak için birbiriyle yarıştırılan insanların durumundaki benzerliklerin gözler önüne serildiğini ifade etti. Güven, şöyle sürdürdü; "Mesala o tür programlarda seyirciyle telefon bağlantısı kuruluyor. Bir kadın telefonu açıyor. Kadına, 'Kocan evde mi, olmasaydı' falan deniyor. Kocanın kahkaları duyuluyor. Yani böyle 60 milyonun önünde cıvık cıvık bir iğrençlik yaşanıyor. Oyunda da seyircilere sergilenen iğrençlik ile aslında insanlığa ait değerlerin korunmasının ne kadar önemli olduğu hatırlatılıyor".Oyunda 60 yaşındaki babaanneyi canlandıran Murat Demirbaş, yaşlı birini canlandırmanın güç olduğunu ancak oyun ilerledikçe bu güçlüğü aştığını belirterek, canlandırdığı karekterin uç özelliklere sahip olduğunu ifade etti. Promiyerde talisiz kaza sonucu yaralanan oyundaki düzeni temsil eden Arthur rolündeki Ercüment Aydın ise oyundaki karakterinin Hamlet ile bağdaştırıldığını belirterek, karakterin çok fazla harekete geçmediğini ve egemenliğin sonuçta Edek'e geçtiğini anlattı. Aydın, "Egemenlik bir tarafta Arthurdayken, karmaşayı düzeltemeye çalışırken, ikinci perdede bütünüyle evdekilerin durumuna kendini bırakmış oluyor. Bir şeyleri düzeltemeyeceğini anladığından dolayı onlar gibi davranmaya başlıyor. Edek bunun bilincinde olduğu için dizginleri ele geçirebileceği düşüncesiyle, iktidarı sağlıyor. Perde tango yani iktidarın dansı ile kapanıyor" diye konuştu.
www.evrensel.net