Fakir Baykurt'u anmak ve edebiyatımızın zenginliği

O bu Avrupa ülkelerine göçen üç milyondan fazla insanımızın bir yandan Türkiye edebiyatını ve sanatını tanımak ve tanıtmak için teşvik etmeye çalıştı.

Molla Demirel

Geçtiğimiz ylı yitirdiğimiz, öğretmen, yazar, büyük insan Fakir Baykurt'u anımsarken "o olmasaydı bugün ben yazın alanında olabilir miydim" sorusunu kendime sordum. Sanırım yüzlerce insan kendisine aynı soruyu sormuştur.
Raflardaki kitapları yeniden bir elden geçirdim, sıraladım, yüzden fazla insanın ilk kitabına önsöz yazdığına yeniden tanık oldum. Bunların büyük bir kısmı, yüzde sekseni köy ve küçük memur kökenli ailelerden gelen insanlar. Bunları bir araya getirsek her halde iki, üç ciltlik bir eser ortaya çıkar.
Bir yazın ekolü yarattı
Tüm hafta onu tanıdığım günden beri olan ilişkilerimiz, "Türkiyeli yazarlar Çalışma Grubu"ndaki tavır ve davranışları üstünde düşündüm. Başlı başına bir yazın ekolü yaratmıştı, ama biz onun ayrımında değildik. O incelikli çalışma usulü ve davranışlarıyla sadece yazın kurallarını öğretmekle, bizi burdaki gelişmeleri günü gününe takip ederek alıp Anadolu'ya aktarmamıza teşvik etmekle kalmıyordu, yaşama sanatını da öğretiyordu. Her zaman dürüst olmayı, temiz olmayı, dara düşenden yana tavır almayı aşılıyordu. Ama biz, ondan alıp beynimizin yüreğimizin derinliklerine işlediklerimizin ayrımından değildik.
O bu Avrupa ülkelerine göçen üç milyondan fazla insanımızın bir yandan Türkiye edebiyatını ve sanatını tanımak ve tanıtmak için teşvik etmeye çalıştı. Öbür yanda burada bu dilin yaşaması için burayı iyi işleyen ve Türkçe yazan yazın ve sanat adamlarının da çıkmasının önemini kavrayarak hareket etti. Çünkü yazını olmayan bir toplum, kültürünü, dilini tanıtamaz ve koruyamazdı. Onun için burada da yazına, sanata heves duyan insanları, daha da teşvik etmek ve desteklemek gerektiği bilincindeydi. Onun için onlarca insanın çalışmalarına önsöz yazdı, destekleyen, tanıtan yazılar yazdı. Zamanının büyük bir kısmını onlara ayırdı. Kültür ve eğitim bakanlıklarının savsakladığı işi o planlı programlı olarak omuzlamıştı. Çükü o devrimci bir yurtseverdi. Halkından gelen insanların bu toplumların içinde ikinci, üçüncü insan sınıfına düşmesini, boyunlarının bükük kalmasını istemiyordu. Zaten o yaşamında hiçbir zaman egemen güçlerle barışık olmadı.
Yüreği Türkiye'deydi
O burada Almanya'da bizimle yaşıyordu, ama yüreği hep Türkiye ile birlikteydi. 1980 cuntası bir kara kaos gibi çökünce ülke halkının başına, on binlerce yiğit yavrusunu toparlayıp, tıkayınca zindanlara çok üzüldü, çok çırpındı. Dünya halklarını ve hükümetlerini buna karşı duyarlı olmalarını istedi. Netaş fabrikasında işçiler greve başlayınca başladı yüzü gülmeye. Hepimizi ayrı ayrı arıyarak onları desteklememizi, ve bulunduğumuz yörenin sendikalarının dayanışma göstermeleri için çalışmamızı istedi. "Bir Uzun Yol" adlı şiir kitabında bulunan şu dizeler onun sevincinin en iyi göstergesidir.
"Candan dayanışmalar size/ Netaş işçileri/ Mangal yürekli kardeşlerim/ Yılların susturmuşluğunu yendiniz.../ Çocuklarınızı kurtarmak için/ Gerçek sendikanızı, öz partinizin özgürlüğü için/ Bugünü iyi, yarını iyi yaşamak için grevdesiniz/ Gönüllerdesiniz"
İşte onun bu devrimci, hümanist ve örgütleyici yönünü, onu yitirdikten sonra ardından yazılanlardan alıntılarla özetlemek istedim, uzun bir yazı ortaya çıktı. Ben son düzeltmelerini tamamlamıştım, "acaba böyle bir uzun yazıyı hangi dergi basar" diye düşünüyordum. Cumhuriyet gazetesinde Tayfun Demir arkadaşımızın böyle alıntılara dayanan bir yazısı yayınlandı. Artık bu kısa yazıyla onu yitirdiğimizden sonra ilk çırpıda onun ardından yazı yazan dostlarından anımsadıklarımı anmakla yetinmeyi yeğledim. İlhan Selçuk, Hasan Pulur, Hikmet Çetinkaya, Talip Apaydın, Gülsüm Cengiz, Osman Şahin, Mehmet Fuat, Osman Bolulu, M. Uysal, M. Kaplan, Çetin Altan, Dr. Niyazi Altunay, Server Tanilli, Mehmet Aydın, Öner Yağcı, Doğan Gülmez, Mustafa Gazalcı, Oktay Akbal, Nazım Bayata,Oral Çalışlar, Ali Kınacı, Sennur Sezer, Kenan Keleş, Necati Doğru, Ö. İncebayraktar, Cengiz Çavdar, Necati Güngör, Orhan Pamuk, Demirtaş Ceyhun, Meliha Hepdizdar, Atilla İlhan, Harun Ünlü, İhsan Çaralan, Halit Çelenk, Muzaffer İlhan Erdost, Feyzullah Ertuğrul, Kemal Özer, Güngör Gençay, Nazmi Kal, Mehmet Başaran, Şükran Kurdakul, Zeynep Oral, Ataol Behramoğlu, Ali Özenç Çağlar, Yücel Feyzioğlu, Mevlüt Asar, Ahmet Sefa, Molla Demirel, Kemal Yalçın, Mustafa Bozturgut, Güray Öz, Habib Bektaş, Erol Ars, Hüseyin Şenol, Mustafa Arslan, Hüseyin Çetin, Mehmet Bayrak, Özdemir Başargan, Serol Taber, Yılmaz Elmas,... Bunlar sadece ilk anda aklıma gelenler. Burada adı bulunmayanların da hoş görüsüne sığınıyorum.
Yol gösterecek eserler
Fakir Baykurt'un ardından yazılan yazıların hepsi toparlandığında birkaç ciltlik eser ortaya çıkacaktır. Bu yazılar Türkiye edebiyatının sadece gelişim ve estetik anlayışını ortaya koymakla kalmayacak, Türkiye edebiyatında yetişecek genç kuşaklara yol gösteren, ışık tutan eserler olacaktır. Ayrıca bu yazılar Türkiye'de demokrasiyi oturtmak için edebiyat ve yazın adamlarının verdiği mücadelenin önemini ortaya koyan ve öğreten bir görevi de yerine getirdiğini göreceğiz. Daha doğrusu böyle bir eser edebiyatımızın zenginleşmesine, genç yazın adamlarının daha da titizlikle toplum, sanat ve edebiyat sorun ve ilişkilerine eğilmesine büyük katkısı olacaktır.
Fakir Baykurt'un birçok yayınlanmamış konuşmalarının kaseti, fotoğrafları gibi dökümasyonları onun Almanya'da örgütlediği "Türkiyeli Yazarlar Çalışma Grubu"nca bulunan yakın dost ve arkadaşları olan Halit Ünal, Molla Demirel ve Kemal Yalçın da bulunmaktadır. Bunlar da zamanla mutlaka yayınlanacak ve onun dünyaya gözlerini açtığı köyüne kurduğu "Elif Ana Kitaplığı"na ulaştırılacaktır.
Fakir Baykurt halk edebiyatına ve onun gücüne, saflığına ve temizliğine inanan bir derya idi. O Anadolu halkının asıl gücünün bir diller ve kültürler mozaiği oluşunda yattığına inanırdı. Bu çok kültürlülüğü, teke indirgemek, böylece fukaralaştırmak isteyenlere karşı amansız bir mücadele verdi. Daima çok kültürlülüğün, çok dilliliğin, olumluluklarını ortaya koymaya çalıştı. Barışın ve sevginin her zaman yeniyi yaratmanın, çalışmanın, güzelliğin bir ivmesi olduğuna inandı. Biz onun öğrencileri olarak, onun açtığı yoldan yürüyeceğiz. Meyva veren ağaca taş atan çok olacak. Ama ağaç bakıldıkça, yaşadıkça meyva verme işini sürdürecektir. F. Baykurt "Bir Uzun Yol" adlı eserinde şöyle der.
"Yoruldum yurda uzaklardan bakmaktan / Ama yorulmadım hiç bir zaman/ Karda kalmış, darda kalmış yolcular için/ Yazmaktan."
Evet sevgili Hocam biz de yorulmayacağız; haklının, zayıfın yanında olmaktan. Anılarının önünde eğiliyor ve toprağında rahat uyumanı diliyoruz.

Son Düzenlenme Tarihi: 14 Eylül 2017 13:20
www.evrensel.net