TÜSİAD 2000

TÜSİAD 2000'lere de göz dikti

Türkiye'nin en büyük patronlarının örgütü olan TÜSİAD, Türkiye'deki her "ilerleyişi" kendi marifeti, kötülükleri de "hükümetlerin işi" olarak gösterdi.

TÜSİAD 2000'lere de göz dikti
TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erkut Yüceoğlu, 21. asra girerken IMF'nin dayattığı 2000 yılı bütçesinin istikrarlı bir şekilde uygulanmasıyla Türkiye ekonomisinin düzeleceğini ve insan haklarından demokrasiye kadar birçok sorunun çözüleceğini iddia etti.
Bugüne kadar; hükümetlerin sermaye yanlısı programlarını "memleket yararına" gerekçesiyle destekleyen TÜSİAD, Türkiye'deki "insan hakları" ve "demokrasi" gibi temel sorunları aşmayı da, sermaye yanlısı bütçe ve ekonomik programların başarısına bağladı. Yüceoğlu'na göre, "Eğer TÜSİAD'ın sözünü ettiği piyasa ekonomisi başarılı olmazsa, insan hakları ve demokrasi de yok"tur.
Kuruluşundan beri, darbelerden 24 Ocak kararlarına, Özalist piyasacılıktan hayali ihracatçılığa her tarakta bezi olan TÜSİAD, bütün bu dönemlerde; başarısızlıklarda ve halk tepkisi karşısında, bunlardan hükümetleri, siyasi partileri sorumlu göstererek, "sureti haktan" görünmeyi bildi.
Şimdi ise TÜSİAD, "demokrasi", "Kürt sorununun bir an önce çözülmesi" yanlısı gözükerek; Kürt milliyetçi çevrelerini ve demokratik ilerici çevreleri de; IMF ve uluslararası sermaye destekli programın arkasına almaya çalışıyor. Her sorunu "demokrasi" sorunuyla bağlamalarının asıl nedeni de bu.
Hükümet, TÜSİAD'ın her dediğini yapıyor
Dün Çukurova Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Faükültesi Finans Kolu'nun düzenlediği "21. asıra girerken Türkiye'nin gündemi ve Türkiye'nin AB üyeliği" konulu şöyleşiye katılan Yüceoğlu, Türkiye'nin ekonomisini ve AB'ye girmeyi yönelik girişimlerini değerlendirdi. Bugünkü sundukları önerileri, hükümetin aynen uyguladığını ve isteklerinin yüzde 80'inin yerine getirildiğini söyleyen Yüceoğlu, uzun yıllardan beri Türkiye'de kamu sektöründe geometrik olarak artan açıkların ekonominin işleyişini derinden etkileyen olumsuz sonuçlara yol açtığını savundu.
Yüceoğlu, "Siyasi otoriteler, topladıkları fonları, oy kaygısıyla cari harcamalara yönlendirince, yaratılan lüzumsuz kadrolar için ücret, maaş ve destekleme alımlarına harcayınca ya da üretken olmayan bazı yatırımlara sevk edince, bu fonların yarattığı aşırı talep, kaynak sıkıntısı çeken üretici sektörler tarafından yeterli arzla karşılanmıyor, bu yüzden de fiyatlar sürekli yukarı tırmanıyor" dedi. 2000 yılına girerken Türkiye'nin yapması gerekenleri iki başlıkta toplayan Yüceoğlu, bunları IMF ile yapılmakta olan anlaşma ve Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine aday ülke statüsünün tanınması olarak değerlendirdi.
'Reformlar'ın arkasında TÜSİAD var
IMF anlaşmasında son derece pozitif bir noktaya doğru gidildiğini iddia eden Yüceoğlu, "Vergi gelirini artırmak, vergi idaresini daha etkin çalıştırmak, özelleştirme hedeflerini tutturmak bir zorunluluk olarak ortaya çıkıyor. Bir başka kritik nokta da giderlerin azaltılması. Bu yüzden kamuda kadroların dondurulması, ücretlerin ise beklenen enflasyona göre artırılması, enflasyon beklenenin üzerinde olursa ücret artışının tamamlanması" dedi. Gelir ve giderlerin sağlanacak bu dengenin yanı sıra tarım sübvansiyonlarında yapılacak düzenlemelerle, özelleştirme, tahkim, bankacılık ve sosyal güvenlik gibi konulardaki yapısal "reformlar"ın tamamlandığında Türkiye ekonomisinin bu sıkıntılı dönemden sıyrılmaması için bir sebep kalmayacağını iddia eden Yüceoğlu, Sosyal Güvenlik Yasası döneminde sendikacılarla birçok toplantı yaptıklarını, sendikacıların oy korkusundan dolayı çıkarılmak istenen yasalara "mezarda emeklilik" olarak tanımladığını söyledi. IMF antlaşmasının, içinde bulunduğumuz durumun aşılması için somut yararlar sunacağını savunan Yüceoğlu, aynı zamanda IMF'nin AB üyeliğine girmek için anahtar görevi yapacağını söyledi.
Patronların tam yönetimde olduğu bir demokrasi
Yüceoğlu, dünya piyasalarına güven verebilmekle, bizim gündelik hayatımızı yakından etkileyen sıkıntıları gidermek arasında doğrudan bir ilişki olduğunu iddia etti. Bütün bunların sadece ekonominin iyileştirilmesi amacıyla yapılmadığını söyleyen Yüceoğlu, "Bol bol demokrasi öğütleri verirken, gelişmiş bir ekonomik ve siyasal demokrasiden ne anlıyoruz" sorusunu da kendisi cevaplandırarak şöyle dedi: "Devletin asli görevlerine çekildiği, özel sektörün lokomatif rolünü üstlendiği istikrarlı bir ekonomik yapı... Şeffaf, denetlenebilir bir bütçe, insan hakları ve demokrasinin hakim olduğu bir hukuk devleti ve bu hukuk devletine yakışan çağdaş, bağımsız, etkin bir yargı sistemi... Tüm kurumlarında ve kademelerinde demokratik bir siyasal sistem... Temsilde adalet ve yönetimde istikrarı birlikte sağlayan bir seçim sistemi."
www.evrensel.net