Gelip görün sefaleti!

Gelip görün sefaleti!

Adapazarı'nda, Kocaeli'de, kendi başının çaresine bakmak zorunda kalan depremzedeler, taleplerini duymayan, ihtiyaçlarını karşılamayan devlete öfkeli.

Gelip görün sefaleti!
Rojda İldan
Depremde yoğun can ve mal kaybının olduğu Adapazarı hâlâ ilk günkü halinde. Enkazların hâlâ toplanmadığı kentte yardımların ulaşmadığı pek çok bölge var. Kocaeli'de devletin ve yardımların hâlâ ayak bile basmadığı ilçeler saymakla bitmiyor. Halk hâlâ çadır almak için kuyruklarda bekliyor. Kurulan çadırkentlerde ise karın doyurmak bile sorun oluyor. Bir çadırkentte sadece akşam makarna veriliyor. Yardım dağıtma işini de sadece gönüllülerin üzerine yıkmaya çalışan kriz masalarının halk arasındaki adı: "Keriz Masası". Bu masalar da göçü teşvik ederek, sorunları "çözmeye" çalışıyor.
Sadece Adapazarı'ndan bugüne kadar 3007 aile yani 14.908 kişi göç etti. Kriz masası ise, göç edenlere toplam 80 milyar lira yardım ettiğini açıklıyor. Kocaeli'de, Gölcük'te de nüfusun yarıya yakınının göç ettiği söyleniyor. Devlet, halkın ihtiyaçlarını karşılamak, geçici olarak barınmalarını sağlamak ya da konut yapmak yerine, göç ettirip "sorun çözme" peşinde. Göç edenlere ise giderken verilen küçük miktarda paralar dışında gittikleri yerlerde hiçbir yardım sağlanmıyor, konut verilmiyor. Kısacası, depremzede enkaz kaldırırken yanında göremediği devleti, hayatta kalmaya çalışırken de göremiyor.
Bir bardak su gelmedi
Kocaeli'nin birçok ilçesine ise bugüne kadar bir bardak su dahi gönderilmemiş. İnsanların yıkık durumdaki evlerine girip eşyalarını çıkardığı Kocaeli ilçelerinden biri olan Bahçeci'de enkaz kaldırmak için hiçbir çalışmaya başlanmamış. Anne ve babasını depremde yitiren kendisi ise üç saat sonra komşular tarafından enkazdan çıkarılan Osman Kahya "Sadece böyle devlete lanet olsun demek istiyorum" diyor. İstanbul'da çalıştığı fabrika tarafından ihtiyaçlarının karşılandığını belirten Kahya; "Devlet hastanesinde beş saat yattım o halde, kimse ilgilenmedi. Fabrikadan ambulansla gelip götürdüler beri. Devletten hiçbir yardım almadım. Bizim devletimiz kendisine bakmaktan aciz. Buradaki insanların kimine ne yaptı ki? İnsanların hepsi toprak altında burda. Gelip şurada bir yetkili nasıl olmaz, anlamıyorum" diyor ve bu memleketin yöneticilerinin insana değer vermediğini belirtiyor.
Hiçbir şey yapmıyorlar
Bahçeci mağdurlarından biri de müzik öğretmenliği yapan ve artık bu devletin memuru olmaktan utanç duyduğunu söyleyen Murat Sarız. Evi mühürlenen Sarız, "Öğretmeniz arayıp soran yok. Biz kendimiz arıyoruz sağız diye. Herkes kendi başını çaresine bakıyor burada. Devlet var, paşalar koltuklarında oturuyorlar. Lütfen gelsinler görsünler burayı. Ama gelmezler, gelince de susarlar. Onların adlarını çok güzel koymuşlar. Bakan demişler. Bakmaktan başka bir şey yaptıkları yok" diyor.
Yola doğru yan yatmış binaları gösteren Sarız, "Bina yola yan yatmış yıkılacak yakında, insanlar içine girip eşyasını kurtarıyor. Ne yapacaklar ki. Kimse gelip de 'Biz eşya vereceğiz merak etme, canını tehlikeye atma' demiyor. Bulup bir merdiven giriyor" diyor.
Tek gayeleri göz boyamak
Sarız daha önceleri memur olduğu için konuşmaya korktuğunu da ifade ederek, "Konuşuyorum, yapsın şimdi ne yapacaksa. Çete denen insanlara af çıkarıyor, salıyor. Biz de konuşucağız artık madem öyle" diyor. Okulundan altı öğretmenlerinin öldüğünü ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın bu öğretmenlerin fotoğraflarını istediğini de kaydeden Sarız okulların erken açılmasını da eleştiriyor. "Asıl skandal bu. Okulları erken açacaklarmış. Tek gayeleri dünyayı hayatın normal olduğuna inandırmak, insanların gözlerini boyamak, yardımların yerine ulaştığını (Buradan da bir zengin çıkacak ya!) kanıtlamak" diyor.
Çadırlarda oturulmuyor bile
Sarız, "Gittik şimdi arkadaşın nişanlısını ziyaret ettik. Yardıma gelmişler. Türkiye Protestan Yardım Ekibi yazıyor adamların sırtında. Mükemmel çadır yapmışlar. Dört kişi kaldır başka bir yere koy. Kızılay'ın çadırlarının içinde oturulmuyor bile. Benim ülkem niye bana yardım etmiyor? Biz bu kadar değersiz miyiz? Bu devlet ne işe yarıyor?" diye soruyor. Bahçeci, halkından 60 yaşındaki Birsen Seğmen de "Devlet geleni götürüyor. Dünya kadar yardım geliyor. Şimdiye kadar bir su, bir makarna, pirinç getirdiler. Gittiler ondan sonra da buralara daha uğramadılar" diyor.
Gündüz aç, gece makarna
Depremzedelerin çoktan devletten umudunu kestiği Adapazarı'nda ise en büyük sorun çadırkentlerde ve yardım dağıtımlarında yaşanıyor. Adapazarı merkez ve çevrelerinde pek çok çadırkent kurulduğunu fakat buralarda yeterli hizmetin verilmediğini söylüyen depremzedeler çadırkentlerin birçoğunun sıcak yemek dağıtımına başlamadığını başlayanların ise yemek olarak sadece saat 21.00'de bir tas makarna verdiklerini söylüyorlar.
Gönüllüler çalışıyor
Gelen yardımların dağıtılmasında da sorunların yaşandığı Adapazarı'nda yardım işleri devletin değil gönüllülerin üzerinden yürüyor. Gönüllü olarak Adapazarı'na gelen ODTÜ Sosyoloji Bölümü ikinci sınıf öğrencisi Ali Somer, "Burada merkezi olarak yürüyen idari çalışma inanılmaz derecede bozuk" diyerek kriz masalarının sorumsuzluklarını ve koordinesizliklerini anlatıyor. Gelen yiyeceklerin ve giyeceklerin devletin görevlendirdiği kişilerce önceden yağmalandığını anlatan Somer, devletin bu kötü görüntünün önüne geçmek istediğini, önüne geçmediği zamansa kendilerini sorumlu tuttuğunu belirtiyor.
İstif etmek ve dağıtılmak üzere kendilerine gelen yardım paketlerinin önceden yağmalandığına dikkat çeken Somer, "Vali Yardımcısı bile 'Burada gönüllü olarak bu işi yapanlar devlet görevlilerinin yaptığı yağmanın önüne geçebilir' dedi" diyor. Kendisinin insani nedenlerle buraya geldiğini anlatan Somer, devletin direkt olarak işi kendileri gibi gönüllü olan insanların üzerine yüklediğini belirtiyor.
www.evrensel.net