Burhan Sönmez'e bir hatırlatma: Bilmemek de mutluluktur

Burhan Sönmez'e bir hatırlatma: Bilmemek de mutluluktur

Sayın Burhan Sönmez, reklam sloganı da olsa İlber Ortaylı Hoca’nın sevdiğim bir deyişi var: 'Bilmemek de mutluluktur.'

Sennur SEZER

Sayın Burhan Sönmez,
Reklam sloganı da olsa İlber Ortaylı Hoca’nın sevdiğim bir deyişi var : “Bilmemek de mutluluktur”. Salı günü Sevda Aydın’la gazetemizde yaptığınız konuşmayı okurken bu cümleyi o kadar çok tekrarladım ki, Türkiye’nin ender mutlu insanlarından olduğunuza karar verdim.
Ben haddimi bilirim, ilk kitabımdan bu yana arkamda 50 yıl bırakmış olsam da, Türk şiirinin kimi ayrıntıları dışında size hatırlatma yapmayı düşünmüyorum. Hele Baudelaire (9 Nisan 1821-31 Ağustos 1867) gibi Sartre’ın çözümlemelerini bir kitaba zor sığdırdığı Fransızca ustası bir şaire değinmek beni aşar. Onun çağı zaten günümüzle ilişki kurulması zor bir çağ. Onun Paris’in metropol yaşantısı üzerine kurduğu ve modernist estetiğin habercisi sayılan şiirlerinin Türk edebiyatını epey etkilediğini bilirim de onun şiirlerindeki kıvamı  İkinci Yeni’nin tutturabildiği gibi bir iddiada bulunmaktan beni önce Tanrım  sonra bütün büyük güçler korusun. Beni size seslenen bu yazıyı yazmak zorunda bırakan Sevda Aydın’la konuşmanızın şu bölümü: “Edebiyatta benzer bir durum var. Eski olana özlem, yeni olana ya da bugüne yabancılık duygusu… Siz romanınızda bu bilinenin dışına çıkıyor, farklı zamanları aynı mekanda buluşturuyorsunuz. İstanbul eski silüetine değil, bugünün kaosuna yüzünü dönüyor…
Geçmişe aşırı özlem, bugüne ve geleceğe dair bir güvensizliği de ifade eder. Yaşlılığın doğal parçası sayılabilecek bu duygunun, edebiyatımızın ana ruhu haline gelmesi ise bir sorun oluşturur. “Aziz İstanbul” diyerek geçmişe özlem duymak ve yitip gidenlere ağlamakla yetinmek, bir şarkının konusu olabilir, ama kenti anlamamıza yetmez. Baudelaire öyle yapmamıştı. Kaosun, kargaşanın, değişimin odağındaki Paris kentinde şiir yazarken, kendini geçmişe özlemle sınırlamak yerine, o anın dertlerine, insanlarına ve beklentilerine odaklanmıştı. Yalnızca eski güzel şarkıları dinlemedi, o günün sokak insanlarını da, fahişelerini de, maceracılarını da, yeni bireyini de anlattı. Bizim şiirimizin ancak İkinci Yeni akımıyla yaklaşabildiği bu kıvam, henüz romanımızda tam olarak içselleşmiş değil. Ortalığı, geçmişe kederle bağlanan ve bu yüzden de geçmişin gerçek manada anlaşılmasını da olanaksız kılan bir edebiyat duyarlılığı sarmışken, ne İstanbul’un yeni silüetini görmek, ne de bugünün kaosunu anlamak mümkün olabiliyor.”
Edebiyatımızı aşırı bir özlem ya da nostalji içinde görmek elbet sizin bileceğiniz bir tutum. Bilmemek nasılsa bir erdem haline geldi. Orhan Kemal’in Gurbet Kuşları romanıyla  Gurbet Kuşları filmini  aynı metinle ilişkili sayıp konuşanlar bile çıktığına göre sizin bütün bir İstanbul şiir külliyatımızı özlemden ibaret saymanız erdem mi sayılmalı?  
Yoksa Nâzım’ın hasretini mi eskiye özlem saydınız? Şehrin satılık kadınlarından çalışan kadınlarına, çocukluk anılarından çalışan çocuklarına güvercin kanatlarının seslerine İstanbul’u yazan onca şairin mesela Behçet Necatigil’den Cahit Sıtkı’ya, kiralık ev şairi Ziya Osman Saba’dan, yoksul Üsküdar’ın şairi Yahya Kemal Beyatlı’ya, Haliç’i yazan Ömer Faruk Toprak’ı mı, dokumadaki iş kazasını yazan Rıfat Ilgaz’dan Montör Sabri’nin şairi Orhan Veli’ye kimlerin hakkını yediğinizin farkında değilsiniz,  o da kabul.
İkinci Yeni sözüyle bu akımın  hangi şairini İstanbul’a tapuladığınızı anlayamadım? Akımın başlatıcısı Perçemli Sokak şairi Oktay Rifat’ı mı, Turgut Uyar’ı mı,
İlhan Berk’i mi, Cemal Süreya’yı mı… Menekşe’deki evi yüzünden Çanakkaleli Melahat’ın şairi Ece Ayhan’ı mı?
Sırada kimler yok ki… Ergin Günce, Ülkü Tamer, Hilmi Yavuz , Ercüment Uçarı… Kemal Özer, yoksa Oteller Kenti yüzünden Edip Cansever’i mi kastediyorsunuz?   Söylediklerinizden  edebiyatımızda yaşlıların egemenliğiyle yaygınlaşan  “Ah bir  zamanların İstanbul’u” havasından rahatsızsınız, anlaşılıyor. (Bu yaşlılar Adnan Özyalçıner mi, Demir Özlü mü, Selim İleri mi, Mairo Levi mi bilemiyorum)  Ancak İstanbul’un kaosunu anlatmak  için üslubun kaosa boğulması gerekmez. Duru bir üslup daha iyi çizer yiten İstanbul’u.
Başarı dileklerimle.

Burhan Sönmez: Herkesin içindeki İstanbul'u göstermeye çalıştım

Son Düzenlenme Tarihi: 26 Mart 2015 09:35
www.evrensel.net