Revizyon tartışması
Mehmet Şimşek programının üçüncü yılı dolarken ekonomi çevrelerinde yeni bir tartışma belirginleşiyor. Bu tartışma, Şimşek programının tümden terk edilmesi değil, revize edilmesi talebi etrafında şekilleniyor. İlk bakışta teknik bir para politikası tartışması gibi görünen bu başlık, aslında iktidar blokunun iç gerilimlerini, sermaye fraksiyonları arasındaki öncelik farklılıklarını ve mevcut istikrar programının sınırlarını gösteriyor. Bu haftaki yazıda, bu tartışmadaki gelişmeleri ele aldım.
Revizyon talebi yayılıyor
İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran’ın açıklamaları ile işaret fişeği atılan revizyon tartışması, son haftalarda genişliyor. Ekonomim gazetesine konuşan ve ağırlıklı olarak Anadolu’daki sanayi kentlerini temsil eden 21 oda, borsa, birlik, OSB ve şirket temsilcisinin görüşlerinin ortak paydasının da revizyon talebi olduğu anlaşılıyor. Sermaye temsilcileri, programın üçüncü yılına girilirken yüksek faiz, krediye erişim zorluğu, kur ile maliyetler arasındaki makas, enerji ve iş gücü giderleri, vergi ve SGK yükleri nedeniyle üretim, yatırım, ihracat ve istihdam üzerinde ciddi bir baskı oluştuğunu vurguluyorlar. Bu nedenle dile getirilen ortak talep, dezenflasyon programının terk edilmesi değil, fiyat istikrarı hedefi korunurken reel sektörü, özellikle de sanayici, ihracatçı, üretici ve KOBİ’leri ayakta tutacak seçici kredi, vergi, enerji, ihracat ve finansman destekleriyle güçlendirilmesidir.
Anadolu’daki sermaye temsilcilerine ek olarak, İTO Başkanı Şekib Avdagiç de, sanayinin milli gelir içindeki payında gerilemeye işaret ederek programın sanayiyi yeniden büyütecek şekilde güncellenmesi gerektiğini açıkladı. Son olarak MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, mevcut sıkı para politikasının miadını doldurduğunu, ancak bunun düz bir faiz indirimi anlamına gelmemesi gerektiğini savundu. Özdemir’in önerisi, seçici para politikası ve devlet koordinasyonunda bir sanayi envanteri hazırlanması yönünde.
Bu açıklamaları birlikte okuduğumuzda karşımıza çıkan tablo açık. Üç yılın ardından yüksek faiz politikasının sürdürülmesine rağmen enflasyonda anlamlı bir başarı elde edilememesi, programın meşruiyetini aşındırıyor. Ancak aynı anda yüksek faiz, baskılanan iç talep, pahalı kredi, reel kur baskısı ve finansmana erişim sorunları özellikle üretici ve ihracatçı kesimlerde hoşnutsuzluğu artırıyor. Bu bağlamda revizyon talebi, dışarıdan değil, iktidar blokunun içinden yükseliyor.
Bu tabloya, TÜSİAD’ın açıkladığı rekabetçilik endekslerini de dahil ettiğimizde, özellikle emek yoğun sektörlerin büyük baskı altında olduklarını görüyoruz. Dolayısıyla sorunları dile getiren sadece MÜSİAD değil. Talepleri farklılaşsa da, sermaye kesimleri içinde programın mevcut biçimine yönelik itirazların yaygınlaştığını görüyoruz.
Kimin için revizyon?
Burada önemli olan, revizyon talebinin niteliğidir. Sanayicinin istediği, geniş toplum kesimleri lehine bir bölüşüm düzeltmesi değildir. Hayat pahalılığı krizi ve bölüşüm şoku karşısında ücretlerin artırılması, kamusal hizmetlerin güçlendirilmesi ya da vergi yükünün sermaye lehine değil emek lehine yeniden düzenlenmesi bu tartışmanın dışındadır. Talep edilen şey, yüksek faiz programının üretici sermaye üzerindeki maliyetinin azaltılmasıdır. Başka bir ifadeyle, mevcut programın toplumsal maliyeti değil, sermaye içi dağılımı tartışılıyor.
MÜSİAD’ın “seçici para politikası” önerisi bu nedenle önemlidir. Özdemir, 2021’deki gibi genel bir ucuz kredi politikasına dönüş istemediklerini söylüyor. Özdemir’e göre o dönemin sonucu kur şoku, enflasyon patlaması ve atıl kapasite oldu. Bunun yerine devletin hangi sektörün krediye ihtiyacı olduğunu belirlemesini, sanayi envanteri çıkarmasını ve kaynak tahsisini buna göre yönlendirmesini savunuyor. Bu, piyasanın kendi haline bırakılmasına karşı bir devlet koordinasyonu talebi. Ancak bu koordinasyonun sınıfsal içeriği, kamucu bir planlamadan çok sermaye fraksiyonları arasındaki kaynak dağılımının yeniden düzenlenmesidir.
Yeni Şafak’ın döviz kazançlarına vergi önerisi de aynı hattın başka bir ifadesi. Buradaki amaç yalnızca vergi geliri yaratmak değil. Daha çok dolarizasyonu sınırlamak, TL’yi desteklemek ve faiz indirimi için alan açmak isteniyor. Bu öneri, sıkı para politikasından çıkışın kur istikrarı bozulmadan yapılabilmesi için finansal davranışların disipline edilmesi gerektiği fikrine dayanıyor. Yani faiz indirimi talebi, sermaye kontrollerini çağrıştıran kısmi ve seçici düzenlemelerle birlikte gündeme geliyor.
Bu tablo bize şunu gösteriyor: Türkiye’de “yeni devletçilik” tartışması soyut bir fikir tartışması olmaktan çıkıyor, somut politika talepleri üzerinden şekilleniyor. Fakat bu yeni devletçilik, emekçi sınıfların yaşam koşullarını iyileştirmeyi hedefleyen bir kamucu dönüşüm programı değil. Daha çok, sermaye birikiminin tıkanan kanallarını açmak, kredi tahsisini yeniden düzenlemek, ithalata bağımlılığı seçici biçimde yönetmek ve üretici sermaye üzerindeki finansman baskısını hafifletmek isteyen bir çerçeve.
Revizyonun sınırları
Revizyon tartışmasının sınırı da burada. Şimşek programı yalnızca içerideki sermaye dengelerine göre işlemiyor. Programın temel dayanağı, dış finansman girişlerinin sürmesi, rezervlerin toparlanması, kurun kontrol altında tutulması ve uluslararası yatırımcılara verilen güven mesajının korunmasıdır. Bu nedenle ekonomi yönetimi açısından erken ve kapsamlı bir gevşeme, kırılgan biçimde kurulmuş olan finansal istikrar görüntüsünü riske atabilir. Faiz indirimi beklentisi yükseldikçe döviz talebinin yeniden canlanması, kur baskısının artması ve enflasyon beklentilerinin bozulması ihtimali de güçlenir.
Dolayısıyla önümüzdeki dönemde daha muhtemel olan, programın açık bir yön değişikliğine uğraması değil, sınırlı ve seçici müdahalelerle içeriden esnetilmesidir. Belirli sektörlere kredi kolaylığı, ihracatçıya destek, KOBİ’lere nefes aldıracak paketler, bazı vergi düzenlemeleri ya da ithalatı hedefleyen önlemler gündeme gelebilir. Fakat bunlar, programın ana mantığını değiştirmekten çok, programın yarattığı basıncı yönetmeye dönük adımlar olacaktır.
Revizyon tartışması bu yüzden önemlidir. Çünkü Şimşek programının teknik bir dezenflasyon programı olmadığını, aynı zamanda iktidar blokunun yeniden dengelenme mekanizması olduğunu gösteriyor. Program, talebi baskılayarak enflasyonu düşürmeye, yüksek faizle dış kaynak çekmeye ve kur istikrarı sağlamaya çalışıyor. Ancak bu strateji, üretici sermaye üzerinde yeni maliyetler yarattıkça blok içi itirazlar da büyüyor.
Revizyon tartışmasının ortaya çıktığı bağlamı kısaca yukarıdaki gibi özetleyebiliriz. Bugünkü işaretler, olası bir revizyonun emek lehine değil, sermaye içi dengeleri yeniden kurmaya dönük olacağını gösteriyor. Şimşek programına yönelen eleştiriler artıyor olsa da, programın temel yöneliminin değişme ihtimali hâlâ düşük. Olası seçim yılı olan 2028’e doğru, bu taleplerin ne ölçüde karşılanacağı önemli olacak. İzlemeyi sürdüreceğiz.
Evrensel'i Takip Et