Trump’ın aynası ve devrimler için mücadele zorunluluğu!
Yeni değil, ama bir süreden beri artan sayıdaki akademik makale ve gazete yazılarında, post ön ekli bileşik kavramlar eşliğinde emperyalist kapitalizmin temel özelliklerini karartan yayıncılık dikkat çekiyor. Politika ile ilgili olanlar “yeni dünya düzeni”, “küreselleşme”, “neoliberalizm” kavramlarının son on yıllarda kullanıma girip aktüelleştirildiğini bilirler. Burjuva propagandasında bu kavramlarla adlandırılan uluslararası gelişme ve değişim göstergeleri, genel olarak topluma, özel olarak sömürülen ve ezilen halk kitlelerine yeni bir uluslararası durumun belirtileri olarak sunuldular. Sosyalizm yenilmiş, “komünist iktidarlar” yıkılmış, savaşların, gerginliklerin ve hatta yoksulluk ve işsizliğin nedeni olan çatışma-rekabet ortamı, nedenleriyle birlikte ortadan kalkmıştı! Genel bir adlandırmayla insanlık artık daha rahat, daha huzurlu, daha ‘müreffeh’ bir dünyada yaşama olanağı yakalamıştı! Bu “kötülükler”in sebebi, “Soğuk Savaş dönemi” de dahil sosyalizm olarak gösteriliyordu ve onun “Tabutuna çivi çakılması”yla yeni ve hatta sonsuzca geçerli olmak üzere barış ve refah dönemine girilmişti. Artık dünya hem yeni düzenine kavuşmuş hem de tüm ülkelerin birbirleriyle karşılıklı bağımlılık ilişkileri içinde kaynaştığı “küresel bir köy” haline gelmişti. Sanayi ve meta üretimi önemsizleşmiş, sınıf ayrımı koşulları ortadan kalkmış, kalkınma ve refah düzeyinin artmasıyla birlikte zenginliklerin paylaşımı olanaklı hale gelmişti. Eşitsizlikler giderilecek, yasal-anayasal hak eşitliği ve demokratik özgürlükler sistemi liberal demokrasi her yerde işler olacaktı. Neoliberalizm denen ekonomik-sosyal ve siyasal saldırı politikaları dahi yukarıdaki genel çerçeve içine monte edilerek işçi sınıfı ve kent kır emekçileri, küçük ve orta burjuvazi, bağımlı ülkeler ve halkları yararına sonuçlar verecek kaçınılamaz uygulamalar olarak propaganda edildi.
Sonuçlar tecrübeyle sabittir; pratik tarafından kanıtlanmaya devam ediyor: Dünya pazarlarında ve ülkelerin ekonomisi üzerinde en büyük etki gücüne ve paya sahip olanlar arasındaki rekabet giderek kızıştı. Sermaye basınında sertleşme düzeyi üzerine neredeyse her gün yeni analizlerin yapıldığı ‘ticari savaşlar’, siyasi gerginlikler, askeri hamleler ve henüz büyük güçlerin fiilen birbirleriyle çatışması biçiminde olmasa da onların yönlendirmesi, desteği veya karşı güç olarak bir biçimde taraf oldukları savaşlar devam ediyor. Üstelik bu karşıtların hiçbiri sosyalist-komünist falan da değil! Rakipler en güçlülerinden en bağımlı-iş birlikçilere emperyalizm ve kapitalist sömürü dünyasının temsilcileri. Trump bu dünyanın “kralı!” Ukrayna’da, Venezuela’da, Suriye’de emperyalizme ayna tutuyor! Rekabet daha sert yöntemlerle sürmekte; AB üyesi emperyalist ülke şefleri yaralı horoz ötüşleriyle ses vermekte, Davos’ta olduğu türden “Sert karşılık vereceğiz” nakaratıyla teselli bulmaya çalışmaktalar.
Kapitalizm, emperyalizm, sosyalizm, modernizm, neoliberalizm vb. gibi her biri farklı sosyoekonomik formasyon ve kategorileri de işaret eden ve içeren “kavramlar”ı post ön ekiyle içeriksizleştirip olduklarından farklı göstermeye soyunan yazar ve ideologların inadına, emperyalist burjuva şefler, Lenin tarafından yüz yıldan fazla bir zaman önce başlıca özellikleri işaret edilen emperyalist kapitalizmin (kapitalizmin en yüksek aşamasının) işlevli olmaya devam ettiğini, deyiş uygunsa kafalara vura vura gösteriyorlar. Petrol ve ‘nadir toprak elementleri’, deniz ve kara suları, boğazlar, limanlar, körfezler, kara ve deniz ticaret yolları kavga nedenleri olmaya devam ediyor. Trump’ın kendini Venezuela’nın başkanı ilan etmesi, Grönland’ı ya satın alırım ya da zorla diye meydan okuması, itiraz eden Avrupa ülkeleri yönetimlerini gümrük vergileriyle tehdit etmesi, emperyalist çıkar kavgasının aynaya yansıyan görüntüleri arasındadır. Grönland’ın ABD-AB arası ilişkilerinde gerginlik nedeni olması, kimilerinin bu vesileyle “NATO bitti-bitecek” rüyalarına dalması, Ay’a nükleer silah yerleştirme projeleri, bir süre önce “dünyanın en azılı terörist örgütü ve yöneticileri” olarak ilan edilenlerin çıkarlar gerektirdiğinde ‘uydu yönetim koltukları’na oturtulup devlet başkanlığı rütbesiyle ödüllendirilmeleri, o genel başlığın altına sıralanabilir şıklar arasındadır.
Kapitalizm milyarlarca emekçiyi sömürü nesnesi olarak kullanmakla varlığını sürdürüyor. 3.8 milyar insan yoksulluk sınırı, 800 milyon kişi açlık sınırı altında yaşamaya çalışır, bir o kadarı temiz içme suyu bulamaz, 200 milyonu aşkın kişi işsiz, 120 milyonu “göçmen” durumdayken bir kişinin (Elon Musk) 779 milyar dolar servete sahip olması, en zengin yüzde 1’lik kesimin toplam dünya servetlerinin yüzde 43.8’ini mülk edinmesi, adı yeni ya da eski olsun kapitalizmin en büyük güçlerinin en etkin konumda oldukları en ileri düzeyindeki gelişme aşamasının gerçeğidir! Bir dönemler, sosyalizmin varlığı koşullarında, sosyalist ülke(ler)de emekçiler yararına kaydedilen iyileştirmelerin kapitalist ülkelerde yeni devrimleri teşvik etmesi korkusuyla uygulanan reformcu iyileştirme uygulamalarına artık ihtiyaç duyulmuyor. Tüm kapitalist ülkelerde mali sermaye ve tekeller daha etkin durumda. Oligarşik diktatörlüklerin kitleleri yedekleme hedefiyle bağlı burjuva demokratik “hassasiyetleri” eski önemini yitirmiş bulunuyor. Sömürü, savaş ve yağma sistemi-“düzeni”, dünya işçi sınıfı ve ezilenlerinin emek gücü ve kaynaklarının sömürülmesiyle varlık bulur ve varlığını sürdürüyorken, asalak yaşamlarının devamı için bu sistemin savunmanı olanlar, günlük-basit gereksinmelerini karşılamakta bile zorlanan insanların isyana durmamaları için yalan, çarpıtma ve entrika siyasetini yeni örtülerle süsleyerek etkili kılmak için yarış halindeler. Emperyalist barbarlığı halkların koruyucusu göstereni de, sahte antiemperyalist söylemlerle emekçileri aldatmaya çalışıp burjuva siyaset kulvarında rol almayı sürdürmeye soyunanı da üstlendikleri rolün rantını artırma derdinde. Artan ve ağırlaşan şekilde yoksulluğun, işsizliğin, savaşların, sürgünlerin yüklerini çeken işçi sınıfı ve kent-kır yoksullarının yeni devrimci girişkenliği, yeni devrimci kalkışmaları olmaksızın bu durumun halk yararına değişimi mümkün olmayacaktır.
Mali sermaye ve tekellerin neoliberal diye adlandırılan uluslararası saldırganlığı sona ermedi. Aksine daha ağır biçimleriyle yürürlükte. Emperyalist gericiliğin halkların ve ezilen ulusların dostu olmayacağının örneklerine yenileri ekleniyor. Söz uygunsa, emperyalizmin emperyalistliği sürüyor. İhtiyaç olan emperyalizme, emperyalist işgal, saldırı ve savaşlara karşı her ülkede yükseltilecek kitlesel mücadeledir. Bu mücadelenin gücü, halkın egemenliğini garanti edecek proleter devrimlerinin tarihin gündemine yeniden ve daha ileri biçimleriyle gelmeleri için yürütülen mücadeleye de güç verecektir.
Evrensel'i Takip Et