Güç ve gösteri siyaseti iklim mücadelesini frenliyor
ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci kez seçilmesi ile birlikte birçok şeyin eskisi gibi olmayacağı belliydi aslında. Yine de Trump’ın hamleleri, onu çok iyi tanıyan siyaset bilimciler ve uluslararası ilişkiler uzmanları açısından bile şaşırtıcı olmaya devam ediyor. Trump’la ilgili “Ne yapacağı önceden kestirilemez biri” tanımlaması da bu yüzden sıkça duyduğumuz cümlelerden birisi.
İklim inkarcısı
Trump’ın bir “iklim inkarcısı” olarak küresel ısınmayı reddetmesi ve küresel ısınmaya neden olan sera gazı emisyonları ile ilgili uluslararası anlaşmalara imza atmayacağını açıklaması, Paris İklim Anlaşması’ndan ABD’yi çıkarması kimse açısından şaşırtıcı değildi çünkü Trump’ın ilk dönemi ve ikinci kez yürüttüğü seçim kampanyalarındaki açıklamaları hep bu yöndeydi. Ancak, Trump’ın fosil yakıt üretimi ve lobisi ile olan sıkı fıkılığının “yenilenebilir enerji düşmanlığı” ya da bu alandaki yatırımları engelleme boyutuna ulaşacağı çok da kestirilebilir bir politika olmasa gerek. Trump burada da “Ne yapacağı önceden kestirilemez adam” tanımlamasını haklı çıkarır tarzda, yenilenebilir enerji lobisini karşısına alan bir politika izliyor. Yenilenebilir enerji lobisi her ne kadar enerji dönüşümünün artık önlenemeyeceğini düşünse de yatırımların engellenmesinden, fosil yakıtlardan giderek uzaklaşılmasından ve nihayet tamamen ortadan kaldırılmasına dönük beklentilerine Trump’tan olumlu bir yanıt bulamamaktan epeyce muzdarip.
Trump’un ikinci dönemi
ABD Connecticut Üniversitesinde enerji dönüşümü, çevre politikaları, demokratikleşme ve siyasal kalkınma konularında dersler veren bir siyaset bilimcisi olan Dr. Okşan Bayülgen’in iklim değişikliğini bir “aldatmaca” olarak değerlendiren Trump’ın ikinci kez ABD koltuğuna oturmasının iklim politikaları açısından bir felaket olabileceği değerlendirmelerine geçtiğimiz yıl tam da bu günlerde bu köşede yer vermiştik. Aradan geçen 1 yıl da Bayülgen’in bu öngörüsünün gerçekleşme yolunda hızla ilerlediğine dair birçok gelişme yaşanıyor. Daha ABD Başkanlığı görevinin ilk gününde ‘ulusal enerji acil durumu’ ilan etmesi, sonraki süreçte yenilenebilir enerji yatırımlarına dönük engelleyici tutumları, Venezuela’ya yönelik müdahalesi, Grönland konusundaki tutumu gibi. Oysa, ABD’nin halihazırda devasa boyutlara ulaşan bir fosil yakıt üretimi var ve dünya üzerinde şu an için petrol sıkıntısı değil petrol arz fazlalığı olduğu dile getiriliyor. Öyleyse petrol altyapısı ‘berbat durumda’ olduğu ileri sürülen Venezuela’ya bu müdahale niye? Oraya geleceğiz ama Trump’un şu yenilenebilir enerji karşıtlığına yönelik ilginç bir görüşe yer verelim öncelikle.
Bir kişisel inat hikayesi: Golf sahasından enerji politikasına
Dr. Bayülgen, Trump’ın yenilenebilir enerji karşıtı tutumunun çok basit ve özel bir nedeni olabileceğini söylüyor; “Trump’ın güneş ve özellikle rüzgar enerjisine karşı çıkmasının, seneler önce İskoçya’da kendi golf kulübüyle ilgili olabileceği öne sürülüyor. Trump, golf sahasının yakınına yapılacak rüzgar türbinlerini, manzarayı bozacakları gerekçesiyle istemiyor ve dava açıyor. Ancak uzun bir mücadelenin ardından davayı kaybediyor. Şu an artık iyice kemikleşmiş olan yenilenebilir enerji nefretinin başlangıcının bu kişisel hikayede olabileceği söyleniyor. Tabii yıllar içinde, fosil yakıt şirketlerinden de aldığı destekle, bu tutumunu kuvvetlendirdi.”
Bir ülkenin enerji politikasının o ülkenin başkanının kişisel ajandası ya da duyguları ile doğrudan bir ilişkisi olabilir mi? Söz konusu Trump ise “Gayet de olabilir” demek pekala olası.
‘Trump’ın politikaları iklim mücadelesini zayıflatıyor’
Dr. Okşan Bayülgen, Trump’ın dış politika ve enerji alanındaki hamlelerinin, “İklim krizine karşı küresel çabaların hızını kesen bir siyasi iklim” yarattığı görüşünde. Petrol gerekçesiyle yapılan askeri operasyonlar, iklim değişikliğini reddeden söylemlerle birleşirken, yenilenebilir enerji yatırımlarına yönelik engellemeler de dikkat çekiyor. Bayülgen, bu yaklaşımın uzun vadeli planlardan ziyade “güç ve gösteri” odaklı bir anlayışı yansıttığı görüşünde. Fosil yakıtlara karşı güçlü bir “temiz enerji” savunucusu olan Bayülgen’e göre temiz enerjiye geçiş ekonomik olarak geri döndürülemez olsa da, Trump’ın politikaları bu süreci tehlikeli biçimde yavaşlatıyor.
Venezuela ve Grönland hamleleri petrol mü yoksa güç gösterisi mi?
Bayülgen’e göre Trump’ın 3 Ocak 2026’da Venezuela’ya yönelik başlattığı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini pijamaları ve terlikleriyle birlikte kaçırıp ABD’ye getirmesi de “petrol için” olmaktan çok bir “güç gösterisi” ritüeli. Dünyada petrol fazlası olduğunu ileri süren Bayülgen, Venezuela’da çökmüş bir altyapıya yatırım yapmanın hiçbir mantığı olmadığı görüşünde. Nitekim Trump’ın çağrısına rağmen ABD’deki petrol şirketlerinin Venezuela petrolü ile ilgili çok da heveskar bir tutumları şu ana kadar ortaya çıkmış değil.
Bayülgen benzer bir yaklaşımın Grönland’ın ilhakı veya satın alınması talebinde de görüldüğünü ileri sürüyor. İklim krizi nedeniyle buzulların erimesiyle açılan yeni ticaret yolları ve kritik mineraller bölgenin stratejik önemini artırsa da, Trump’ın bunu bir “Toprak genişletme” mirasına dönüştürme arzusunun halihazırda uluslararası hukuku ve NATO ittifakını sarsma riski taşıdığını söylüyor.
Yenilenebilir enerjiye karşı ‘kişisel nefret’
Trump yönetimi, ulusal güvenlik gerekçesiyle ABD’nin doğu kıyısındaki beş büyük açık deniz rüzgar projesini durdurma girişiminde bulundu. Ancak 12 Ocak 2026’da bir federal yargıç, yüzde 85’i tamamlanmış olan Revolution Wind projesinin durdurulmasını engelleyerek inşaatın devamına izin verdi. Trump’ın yenilenebilir enerji karşıtlığı ve “kişisel nefreti”nin fosil yakıt şirketlerinin desteğiyle birleşerek devlet politikası haline gelmesi, küresel ısınmanın durdurulması ve nihayetinde önlenmesi için ivedi olarak küresel enerji dönüşümünün gerekli olduğunu savunan fosil yakıt lobisi için ciddi bir hayal kırıklığı yaratmış durumda. Lobi, küresel enerji dönüşümü için gereken kritik zamanın Trump’ın bu engellemeleri ile sekteye uğradığını iddia ediyor.
Bu sonbaharda yapılacak ABD ara seçimleri kader anı mı?
Bayülgen, Trump’ın iklim inkarcılığı ve eski tarz enerji güvenliği anlayışının, dünya genelinde benzer eğilimlere sahip liderleri cesaretlendirdiği, bunlardan birisinin de Türkiye olduğunu söylüyor. Türkiye gibi ülkelerde yeşil dönüşümü tetikleyen dış baskılar ve uluslararası kredi anlaşmalarının, ABD’nin bu yeni tutumuyla zayıfladığını ileri sürüyor. Yine de önümüzdeki sonbaharda ABD’de yapılacak ara seçimlerin kritik bir rol oynayabileceğini, zira Kongredeki güç dengesinin değişmesinin, Trump’ın politikalarını ve yetki alanını doğrudan sınırlayan bir etkisi olabileceğini öngörüyor.
‘Ehlileşmiş kapitalizm’ hayalleri
Ancak; “öngörülemeyen lider” Trump’ın iklim politikalarının (hatta tüm politikalarının) “kişisel bir nefret” mi, yoksa “güç gösterisi” mi olduğunu önümüzdeki günlerde daha iyi anlayacağız. Her ne olursa olsun Trump döneminin dünyanın iklimi, halkları, ezilenleri açısından hiç de iyi bir dönem olmayacağı zaten çoktan belli oldu! İklim değişikliğinin yanı sıra dünyadaki açlık, yoksulluk, savaşlar, eşitsizlik, emeğin ve doğanın sömürüsü gibi tüm sorunların kaynağı olan kapitalist sistemden kurtuluşun yol ve yöntemlerini aramak yerine onu ‘ehlileştirme’ çabalarının ne kadar beyhude olduğunu görmek için Trump’a bakmak yeterli. Trump, emperyalist barbarlığın günümüzde ete kemiğe bürünmüş hali çünkü.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et