Yok yılı!
Zeytin üreticisi, ağacın bir yıl ürün verip ertesi yıl dinlenmeye çekilmesine "yok yılı" der. Doğanın bu kadim döngüsü, bu sene Türkiye’nin üzerine bir kâbus gibi çöktü. Ancak bu kez "yok" olan sadece zeytin değil. Tarlada ürün, barajda su, ormanda ağaç, adliyede adalet ve cezaevinde özgürlük de "yok" hükmünde.
Temmuz 2024’te, tüm muhalefet partileri ve halkın yoğun tepkisine rağmen çıkarılan “Süper Talan Yasası” sadece zeytinlikleri değil, meraları, ormanları, kıyıları ve sulak alanları da sermayenin yağmasına sınırsızca açıyor. Bu yasanın çıkması bile 2024’ü sermaye açısından “var yılı” olarak kodlarken, zeytincilik ve tarımsal üretim alanlarında ise “yok yıllarının” en kötüsü olarak şimdiden hafızalara kazınmış durumda.
Sadece zeytinde değil tarımın ‘yok yılı’
Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi (UZZK) tahminlerine göre, bu yıl bazı bölgelerde zeytin üretiminde rekolte beklentisi, önceki yıllara kıyasla yüzde 34.7 oranında aşağı yönlü revize edildi. Zeytinlikler, maden sahalarına kurban edilirken, üretici artan maliyetler karşısında ağacına küstü.
Türkiye’nin tahıl ambarı Trakya ve İç Anadolu’da "tarımsal kuraklık" alarm veriyor. Meteorolojik verilere göre; Trakya’da buğday veriminde yer yer yüzde 50 ila yüzde 76 arasında kayıplar yaşandı. Çiftçinin topraktan uzaklaşması rakamlara yansıdı; artan girdi maliyetleri ve kuraklık nedeniyle ekim alanlarında yüzde 12’ye varan bir daralma gözlemlendi. Nohut ve mercimekteki üretim düşüşü ise ithalat kapılarını sonuna kadar araladı. 2024-2025 döneminde toplam meyve üretiminde yüzde 30.4’lük devasa bir azalma yaşandı. Malatya’da kayısı üretimi bu yıl yokları oynadı; üretim yüzde 73.9 azaldı. İhracat şampiyonu kirazda kayıp yüzde 60’ı aşarken, vişne üretimi yüzde 68.5 düştü. 2024 yılında tahıl üretimi, kuraklığın etkisiyle bir önceki yıla göre yüzde 7.5 azaldı. Güneydoğu'nun temel ürünü kırmızı mercimekte üretim kaybının yüzde 16’yı bulması bekleniyor. Her ne kadar 2025 için kısmi bir toparlanma öngörülse de son 30 yılda nohut ekim alanlarının yüzde 55 oranında daralmış olması, "yok oluşun" zamana yayıldığını gösteriyor.
Suyun yok yılı
Göller Bölgesi’nden büyük kentlere kadar Türkiye susuzlukla sınanıyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) verileri, tablonun vahametini ortaya koyuyor. MGM haritalarına göre; Türkiye’nin yarısından fazlası son 6 aydır "çok şiddetli ve olağanüstü kurak" kategorisinde. 2024 yılı yağışları, uzun yıllar ortalamasının yüzde 6.3 altında kaldı. Özellikle ekim ayında bazı bölgelerde yağış neredeyse hiç düşmedi. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropollerde baraj doluluk oranları kritik seviyelerin altına indi. Yeraltı su seviyelerinde yüzde 28 oranında azalma tespit edildi, birçok ilçe su kesintileriyle tanıştı.
İzmir’in ana su kaynağı Tahtalı Barajı, tarihinin en kötü günlerini yaşıyor. Geçen yıl bu zamanlar yüzde 27.5 olan doluluk oranı, 9 Aralık 2025 itibarıyla yüzde 0.97’ye (yüzde birin altına) düştü. Başkent Ankara’nın barajlarında "aktif kullanılabilir su" oranı Aralık 2025 itibarıyla sadece yüzde 1.62 seviyesinde. Toplam doluluk ise yüzde 12.99'da kaldı. Su şehri Bursa’da, Nilüfer Barajı Ekim ayında tamamen kuruyarak %0 seviyesini gördü, şu an hâlâ kritik eşiğin altında. İzmir’de ağustos ayında 5 bölgede, Bursa’da ise ekim ayında merkez ilçelerde gün aşırı su kesintileri ve "dönüşümlü su verme" uygulamaları devreye girdi. Yurttaş, 21. yüzyılda bidonlarla su depolamak zorunda kaldı.
Ormanın yok yılı
2024 yılı, son 10 yılın en yüksek orman yangını sayısına sahne oldu; 3bin 797 adet orman yangını çıktı. Resmi verilere göre sadece bu yıl 27 bin hektarın üzerinde orman alanı küle döndü. Yangınlardan daha tehlikeli olan ise "yasal" yok oluş. Orman Genel Müdürlüğü verilerine göre, son 10 yılda yanan alanların yüzde 32’si kadar bir alan (yaklaşık 340 bin hektar), maden ve enerji şirketlerine "orman dışı kullanım" için tahsis edildi. Yanan Alanlar: 2024 yılında çıkan 3 bin 797 orman yangınında, yaklaşık 27 bin 500 hektar orman alanı küle döndü. Sadece 2024 Temmuz ayında Cumhurbaşkanı kararıyla; Artvin, Bitlis, İstanbul ve İzmir’de yüzlerce dönüm arazi "orman sınırları dışına" çıkarılarak yapılaşmaya ve ranta açıldı.
Demokrasinin yok yılı
Tarladaki kuraklık, adalet saraylarına da sıçradı. Türkiye, uluslararası hukuk ve özgürlük endekslerinde irtifa kaybetmeye devam ediyor.
Dünya Adalet Projesi’nin (WJP) Hukukun Üstünlüğü Endeksi’ne göre Türkiye, 142 ülke arasında 117. sırada yer aldı. Hukuk güvenliğinin "yok" olduğu bir iklim tescillendi. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) endeksine göre Türkiye 158. sırada. Cezaevindeki gazeteci sayısı dönem dönem değişse de 2024 sonu itibarıyla 18 gazetecinin mesleki faaliyetleri nedeniyle demir parmaklıklar ardında olduğu raporlandı. Tutuklamaların yerini, gazetecileri ve aydınları evlerine hapseden "adli kontrol" uygulamaları ve sansür yasaları aldı. Düşünceyi ifade etmenin bedeli, hiç olmadığı kadar ağırlaştı.
2024-2025 sezonu kayıtlara sadece zeytinin değil; suyun, ormanın, hukukun ve ekmeğin de "yok yılı" olarak geçecek. Doğanın döngüsünde "yok yılı"nı mutlaka "var yılı" takip eder; ancak tahrip edilen doğanın ve zedelenen adaletin "var yılı"na dönmesi, kendiliğinden olacak bir iş değil.
Emek Cephesi: ‘Sefalet yok, insanca yaşam var’
2025, yüksek enflasyon ve "tarımsal çöküş" nedeniyle emeğin en ucuzladığı yıllardan biri olarak başladı. Ancak işçiler bu "yok sayılmayı" kabul etmedi. Emek cephesinden 2025’in “yok” dayatmalarına baktığımızda; yıl ortasında yapılan zamlar, gıda enflasyonu karşısında sadece 2 ayda eridi. Kriz bahanesiyle işten çıkarmalar arttı ve kıdem tazminatı hakkı Kod-46 ile "yok" sayıldı. Aynı zamanda sendikalaşan işçiler "performans düşüklüğü" gerekçesiyle kapının önüne konuldu. İşçi sınıfı bu saldırılara direnişle karşılık verdi. 2025’in başında büyük e-ticaret ve yemek dağıtım firmalarında çalışan kuryeler, "kontak kapatma" eylemleriyle sefalet ücretini reddettiler. Şirketlerin önerdiği yüzde 20'lik zamları kabul etmeyip, birlik olarak yüzde 50’nin üzerinde ücret artışlarını fiilen "var ettiler". Yine Gaziantep ve Trakya havzasındaki direnişler patronun kasasında “para yok" yalanını, üretimden gelen güçleriyle boşa düşürdüler. Plaza çalışanları ve mühendisler, "fazla mesai ücretlerinin yok sayılmasına" karşı örgütlenerek, hibrit çalışma haklarını ve mesai ücretlerini sözleşmelere ekletmeyi başardılar.
“Yok yılı”na karşı direnişlere çevre ve ekoloji cephesinden baktığımızda "Süper Talan Yasası “na rağmen, yerel halkın direnişi bazı bölgelerde dozerleri durdurdu. Ege ve Karadeniz'de (örneğin Muğla ve Artvin hattında) maden şirketlerinin iş makinelerinin önüne yatan köylüler, hukuksuz ÇED raporlarını mahkemelerde iptal ettirdi. Şirketler için "var" olan maden ruhsatları, halkın direnişiyle "hükümsüz" kılındı. Bazı bölgelerde zeytinlikleri enerji santraline çevirmek isteyen projelere karşı açılan davalar, bilirkişi raporlarının "kamu yararı yoktur" tespitiyle kazanıldı. Zeytin ağaçları "yok olmaktan" kurtarıldı.
2025, istatistiksel ve politik olarak büyük bir "Yok Yılı" idi. Ancak bu "yokluğun" mutlak bir karanlığa dönüşmesini engelleyen tek şey, "Biz varız, buradayız" diyenlerin örgütlü inadı oldu. 2026'nın "Var Yılı" olması da yine bu direnç noktalarının birleşmesine bağlı görünüyor.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et