14 Aralık 2025 06:02

Marksizm sömürüden kurtuluşun yolunu aydınlatmaya devam ediyor

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Türk-Kürt ve diğer ulusal kökenli Türkiyeli devrimci demokrat örgütlerle devrimci komünist partinin ‘bayrağı altında’ mücadele etmiş olan farklı kuşaklardan devrimciler “Güler yüzlü Sosyalizm” söylemi dolayısıyla yaşanmış tartışmaları anımsayacaklardır. “Radikal demokrasi”, “20. yüzyıl sosyalizmi” ve “Demokratik sosyalizm” sözcüklerini merkez alan ve tümü de Marksist Leninist sosyalizm teorisi ve pratiğine karşı “yeni”, sözüm ona tamamlayıcı veya aşkın olduğu iddiasında olan postmodern, “yapısökümcü” kurgular sonraki daha tahripkar gelişmelerden güç aldı. Popülerleştirilmeleri için uğraş devam ediyor. 21. yüzyılın ilk çeyreği geride kalırken proletarya sosyalizmi teorisine karşı yeni diye etiketlenerek ileri sürülen görüşler hiç de yeni değil.

Anımsanacaktır; Andre Gorz isminin Türkiyeli sosyalistler nezdinde nispeten daha yaygın bilinir hale gelmesini sağlayan onun “elveda proletarya” söylemiyle ortaya çıkmasıydı. “Kapitalizm, Sosyalizm, Ekoloji” üst başlığıyla Ayrıntı Yayınları’nda yayımlanan kitabın daha ilk cümlelerinde sosyalizmin ‘maddi temelini’, ‘tarihsel öznesini kaybettiği’ni ileri sürüyor, teknik gelişmelere işaret ederek işçi sınıfının yok olduğunu söylüyordu. “Ücretlendirilmiş üretici çalışma”nın hızla azaldığı iddiasındaydı. İddiaları burjuva propagandasını takviye malzemesi olarak kullanışlı olmaya devam ediyor.

Marksizm’e karşı bayrak açan Murray Bookchin “Ekoloji ve Devrimci Düşünce” makalesini yazdığında yıl 1964’tü. “Ekolojik Ekonomi” düzenlenmesi istemi, Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin (SDP) 1989 program tartışmaları kapsamında da gündeme getirildi. “Barış ve Çevre Hareketi” ilgi görüyor, birden fazla ülkede “yeşiller” adıyla partiler kuruluyordu. Doğanın kapitalist tahribine karşı çıkmak önemliydi.

Bookchin girdiği yolda ilerleme kaydetti ve “Geleceğin Devrimi” nde, proletaryanın, Marx’ın beklentilerinin aksine “yalnızca sayısal olarak değil, aynı zamanda bilinç olarak da önemini büyük ölçüde kaybetti”ğini yazdı. İşçilerin sınıf kimliği anlayışını kaybederek mülk sahibi sınıflar gibi davrandıklarını; ev sahipliği, arazi, araba satın alma, hisse senedi oyunlarına katılma gibi olayların işçiler için olağanlaştığını, işçi çocuklarının da kolejlere ve üniversitelere gittiği veya diploma gerektiren mesleklere girdiklerini belirterek sınıf teorisinin dayanaksız hale geldiğini ileri sürmekteydi.

Sonra A. Negri ve M. Hardt’ın devri geldi. İmparatorluk adını verdikleri eserlerinde kapitalizmin ve burjuva devletinin varlığı ve devamı koşullarında iktidardan uzak durarak ve devletten kaçarak “otonom-özerk özyönetim alanları” oluşturarak kendini yönetmek ve “yeni yaşam biçimleri ve toplumsal ilişkiler kurmak” tan söz ediyor; kapitalist üretim ilişkilerinin hakimiyet alanlarında “komünist otonom” lar oluşturulabileceği üzerine hikayeler anlatıyorlardı. Anlatılarına bakılırsa sınıf hareketi ve mücadelesi üzerine materyalist Marksist görüş artık bir imparatorluğa dönüşmüş dünya koşullarında toplumsal gerçeklerle bağdaşmayan ve yeni durumu açıklamakta yetersiz bir tür iyi niyetli kurgudan ibaretti! “Devrimci özne” diyorlardı, artık ve ancak maddi ve maddi olmayan tüm iktidar dışı tekilliklerden oluşan heterojen “çokluk” olabilir.

Negri ve Hardt kendilerinden önce ya da o sıralarda Marksizm-Leninizm’e savaş açan ve hemen hepsi de “ünlü teorisyen” etiketli kişilerce, yeni çağın dahi teorisyenleri olarak selamlandılar. İmparatorluk, “büyüleyici bir uğraş”ın ürünüydü; “putkırıcı-çığır açıcı”ydı; “müthiş bir entelektüel derinlik” göstergesi; hatta “yeni bin yılın ilk müthiş kuramsal sentezi”ydi vs.…

Onları Laclau ve Mouffe izledi. “Büyük anlatıların geçersizleştiğini” ve artık yerel, tikel ve pragmatik olanın öncel hale geldiğini söylüyor, gerekli olanın radikal liberal demokrasi olduğunu ileri sürüyorlardı.

Ulusal-etnik kimlikçi, feminist ve ekolojist teorinin farklı türevleri sınıf teorisinin karşısına giderek daha yaygın şekilde çıkarılmaktaydı. Ne de olsa inşa edilmekte olduğu ülke (ler)de sosyalizm, içeride ve dışarıdaki hücumlar sonucu yenilgiye uğratılmış, komünist ve işçi partileri mevzi kaybetmiş ya da burjuvaziyle “toplumsal uzlaşı”ya yönelmişler, işçi hareketi, sınıfın öncü örgütlenmesinden yoksunlaştırılarak kapitalist parti fraksiyonlarının etki alanına çekilmeye başlanmıştı. Marksizm-Leninizm’e ve sınıf mücadelesi görüşüne karşı teori farklı varyantlarıyla tam da böylesi bir uluslararası ortamda yeniden namlulara sürüldü. Sınıf hareketi mevzi kaybetmişti ve bu da kara propagandanın etkisini artırmaktaydı. “Kimlik” teorisyenleri, “endüstriyalizm”den arındırılmış “köy sosyalizmi” kurgucuları, postyapısalcı radikal demokrasi uydurmasına imza atanlar, birbirlerini de kaynak göstererek iddialarını çeşitlendirdiler. Onlara göre, işçi sınıfı toplumsal tarih içinde sahip olduğu merkezi konumunu ‘artık korumuyor’du! Marksist-Leninist teori 19. yüzyıl sanayi kapitalizmi koşullarında belirli bir açıklayıcılık taşısa da sonrası süreçteki gelişmeler karşısında “açıklayıcı olmaktan çıkmıştı.”

Bu bileşik-aktarmacı, ikilemler etrafında kurgulanmış teori varyantları Türkiye’de ve başka çok sayıdaki ülkede farklı isimlerle örgütlü olan ya da örgütlenmeye çalışan liberal sol, devrimci demokrat ve “sosyalist” grup ve çevrelerde, ideolojik-politik tahribata da yol açacak şekilde yaygınlaştırıldı. “20. yüzyıl sosyalizmi”- “Demokratik sosyalizm” söylemli çeşitli kurgular giderek popüler hale getirildi ya da geldi. Çok bileşenli etken ve koşullarda gelişen Kürt siyasal hareketini yönetenlerden bazısı da -üstelik yukarıda işaret edilen ve en hafif nitelemeyle Marksizm muhalifi olan bu görüşlerin kendileri tarafından üretildiği iddiasında da bulunarak- ulusal özgürlük mücadelesinin gördüğü desteği de kullanarak işçi sınıfı başta olmak üzere sömürülen ve ezilenlerin bağımsız politik örgütlenmesi ve mücadelesinin “nafile bir uğraş olduğunu” anlatmaya çalışıyor. Yukarıdaki aktarmalarda da görüleceği üzere burjuva devlete dokunmaksızın, devlet dışı veya “devletle bütünleşme” zemininde eski “kom” türü otonom-komünal topluluklar oluşturarak ve belediyeler kullanılarak var edileceği ileri sürülen veya var edilebilir gösterilen “ekolojik komünal demokratik toplum” anlatısıyla devrimci sosyalist dünya görüşüne karşı uluslararası alanda sürdürülen ideolojik saldırıya güç verilmeye çalışılıyor. Buna itiraz edildiğinde de öfkeli aşağılamalar devreye giriyor.

***

Marx ve Engels, Bookchin ve izleyicilerinden bir asırdan çok daha fazla zaman önce Britanya İmparatorluğu’nun sömürge politikalarını teşhir etmiş, feodal emperyalist gericiliğe yedeklenmeyen ulusal hareketleri desteklemişlerdi. Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni başta olmak üzere ve Manifesto dahil çeşitli eserlerinde kadın cinsinin toplumsal baskı ve ayrımcılığın nesnesi olarak bir tür ev köleliği konumuna itilmesine karşı savaş açmışlardı. Kapitalist meta üretimi ve sermayenin genişleyen yeniden üretimi olmaksızın ve emek gücü sömürülmeden var olması olanaksız kapitalist üretim tarzında insan başta olmak üzere beşeri yaşamın değil sadece doğanın da kâr için metalaştırıldığını, toplumsal gelişmenin tarihsel sürecini irdeleyerek gösterdiler. Modern sanayi, makinenin yetkinleştirilmesi, teknik ve teknolojik gelişme; üretim verimliliği, yedek emek gücünün ortaya çıkışı, yeni ürün ihtiyacı ve yeni işkollarının doğuşu, sermayenin merkezileşmesi, yoğunlaşması ve kapitalist dünya pazarının oluşumu vb. gibi gelişmeler sonuçta maddi yaşamın üretimi ve yeniden üretimi ve onun tarzıyla bağlı olarak gerçekleşmekteydi. Emek-sermaye, proletarya-burjuvazi karşıtlığı, çelişkisi ve mücadelesi bu (kapitalist) üretim ilişkilerinin başlıca en önemli ve temel verisiydi. Farklı bir ifadeyle kapitalizmden söz etmek için ücretli emek gücü şarttı.

Bazılarına yukarıda işaret edildi. “Sol”dan ve sözüm ona içeriden gelen, ancak burjuva ideolojik cepheye güç katma gibi bir işlevi de -niyetten bağımsız olarak yerine getiren Marksizm muhalifi görüşlerin başlıca açmazı, kapitalist üretim tarzının maddi-olgusal ve ilişkisel gerçekliklerinin göz ardı edilmesi ya da bilinçli olarak, istenerek atlanmasıdır. Ama, hadi kabaca basitleştirerek söyleyelim; kapitalizm emek gücü sömürüsüne dayanmaya, proletarya kapitalist üretimin merkezinde olmaya devam ediyor. Burjuva devleti dünyanın hiçbir ülkesinde mücadeleyle yenilgiye uğratılmaksızın egemenliği altında “komünal-otonom-özerk” yapılanmalara hayat hakkı tanımaz. Aksini ileri sürenler, işçi sınıfı ve ezilenler yararına iş yapmıyor, düşünmüyor demektir.

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et