‘Terörsüz Türkiye’(!)
‘Süreç’ sözcüğü merkezli tartışmalar etrafında şekillenen ya da şekillendirilmeye çalışılan politikaların üreteceği sonuçlar henüz bütün unsurlarıyla açıklık kazanmamakla birlikte, etkin ve egemen konumdaki güçler açısından bu politikaların ülke ve bölge ‘dizaynı’ hedef ve amacıyla bağlandığı yeterince denebilecek denli nettir! Zira gerek bir yılı geçen sürede önce ülke ve devlet ‘sağı’nın şovenizm ve faşizmle bağlantılı en kıdemli partisi yönetimince açıklanan gerekçeler, gerek ABD, İsrail, Türkiye yönetimleri ve Suriye’nin HTŞ’ci yeni başkanıyla Kürt güçlerinin yöneticileri arasındaki politik, askeri diplomasi trafiğinde açığa vurulanlar, ‘süreç’in başlıca etkeni ve yönlendirici unsurunun bölgenin ABD-İsrail çıkarları öncelikli olarak ‘yeniden biçimlendirilmesi’ olduğunu gösteriyor. Böyle olduğunu, aralarında bazı Kürt politikacılarının da bulunduğu çok sayıdaki yazar ve politikacı tarafından “Deneyimli ve saygıdeğer devlet adamı” olarak övgüye boğulan Devlet Bahçeli, DEM Parti milletvekillerine “el uzatma” hamlesiyle birlikte yaptığı açıklamalardan birinde, “Önümüzdeki süreçte her şey değişecek, inşallah Türkiye değişmez” diyerek alenen ilan etmişti.
Anımsanacaktır: Erdoğan yönetimi ABD ile iş birliği içinde Suriye’de yönetimi yıkma ve kendi yönlendirmesinde bir yönetim oluşturma politikasıyla hareket etmiş, Rusya’nın devreye girmesiyle birlikte güç ilişkilerindeki farklılaşmayla iki büyük güç arası çelişkilerden yararlanma politikası izlemiş, ABD yönetiminin IŞİD’e karşı savaşta Kürt güçleriyle iş birliği politikası üzerine yetmiş yılı aşkın süredir iş birlikçisi olduğu Amerikan emperyalizmi ve onun bölgedeki dayanaklarından İsrail ile ‘bozuşmuş’tu! Suriye’de Esad yönetiminin yıkılması, Rusya-İran gibi güçlerin mevzi yitimi ve İsrail, ABD ve İngiltere gibi ‘dış güçler’in Türkiye’nin yüzyılı aşkın açmazı olan Kürt sorununu kullanma politikasında daha aktif bir tutum tehdidiyle yüz yüze gelince de mahkumiyet zincirlerini gevşetme arayışına girmişti. Adına “terörsüz Türkiye” denen ‘süreç’ böyle başlatıldı. Kürt ulusal hareketinin yönetici temsilcileri ise bu durumu Kürtlerin aktüel en acil taleplerinin karşılanması için yararlanılabilir saydılar ve ‘görüşmeler trafiği’ bu zemin ve ortamda yeniden sıklaşıp Meclis dışı alanda da İmralı-Kandil adresleri üzerinden sürdürüldü.
Terörün toplumsal sorunlarla ilişkisi, -özellikle de kapitalizmin sömürü, yağma, işsizlik, yoksulluk, eşitsizlik, çatışma ve savaş üreten bir sistem olarak terörle ‘iltisaklı olduğu’ gizlense de bu ilişki- ana kaynağıyla bağı dolayısıyla varlık gösterir. Buna rağmen, bir yılı aşkın süredir, devlet iktidarı sözcülerince sürecin “terörsüz Türkiye” hedefiyle bağlandığı yinelenip duruluyor. Ne ki, gerek Mecliste oluşturulan komisyonda sürdürülen görüşmeler kapsamında açıklananlar gerek Saray rejimi sözcülerinin -örneğin M. Uçum ve Fethi Yıldız- açıklamaları ve Bahçeli’nin ısrarlı takibi, sadece Kürt halk kitleleri nezdinde değil tüm uluslar ve ulusal topluluklardan kitlelerin büyük çoğunluğu açısından da beklenti yaratacak bir etki oluşturmuş bulunuyor. Her ne kadar devlet yönetimi sözcüleri “Sorun terörün sona erdirilmesi sorunudur” diyerek ve terörü de PKK’nin-YPG’nin varlığıyla ilişkilendirerek ilkinin lağvı, ikincisinin silahsızlandırılarak Colani yönetimine entegre edilişiyle sorunun çözüleceğini ileri sürmekteyseler de, Türkiye ve bölgede yaşayanlar değil sadece, politikayla az çok alakalı herkes tartışılanın, görüşülenin, üzerine taktiksel ya da stratejik hesaplar yapılanın Kürt sorunu olduğunu bilmektedir. Kürt sorunundan söz edildiğinde ise Kürtlerin ezilen ulus kimliğiyle bağlı eşit hakları sorunu akla gelir ve bağlantılı politikaların asıl konusu olur.
Saray rejimi sözcülerinin dikkatli bir ısrarla üzerini kapatmaya çalıştıklarının tam da bu olduğu gizli saklı değildir. “Terörsüz Türkiye” söyleminin Kürt sorunu bağlantılı mücadeleyi terör kapsamına aldığı, bu kapsamda gösterdiği de kanıt gerektirmez denli açıktır. Bu söylem, ulusal hak eşitliği talebinin üzerinden atlanmasını kolaylaştırıcıdır. Bu satırlar yazılırken, süreçte gelinen en son “aşama” (Bu sözcük görüşmeci taraflarca kullanılıyor), “Ceza İnfaz Yasası’nda değişiklik tasarısı”nın Meclise sunulmasıydı. Uçum’un yazdığı makaleler dikkate alınırsa Kürt politikacıların önemli bir kısmının serbest bırakılması, Kürtçenin yazılı-sözlü kullanımı önündeki yasakların daraltılması, yerel yönetimlerin kayyımlar aracıyla gasbedilmesi politikasından geri adım atılması gibi bazı “yumuşatıcı” adımlar atılabilecektir!
Gelgelelim bu kadarı da mücadele kararlılığı ve gücüyle bağlıdır. Dış tehdit ve istismar politikalarında özellikle Rojava-Şam-Erbil-Ankara hattında sürdürülen pazarlıklarla kaydedilen gelişmeler, ülke içinin Saray rejimi ihtiyaçları doğrultusunda düzenlenmesi politikasına hem bazı engeller oluşturmakta hem de kolaylaştırıcı unsurlar sağlamaktadır. Bu iki yönden hangisinin ağırlıkta olacağını belirleyecek olansa beklemeciliği aşan bir tutumla Kürtlerin ulusal demokratik taleplerinin karşılanması dahil siyasal demokratik taleplerin elde edilmesi hedefli mücadelenin gücü olacaktır. Türkiye’de sosyal-siyasal yaşam ağır baskı altında, yasaklarla örülüdür. Muhalif politikacı ve gazeteciler ya zindanlardadır ya da o tehdit altında. Direnişçi işçiler, gelecek kaygısıyla taleplerde bulunan gençler istihbarat arşivlerine kaydedilmekte, polis saldırısıyla yüz yüze gelmektedir. Yargı kurumları Saray yönetimi politikalarına bağlanmıştır. Erdoğan yönetimi başkanlık sistemini takviye etmek için mümkün tüm araç ve yöntemleri devrede tutmakta; Kürt sorunu bağlantılı talepleri “teröre karşı mücadele” kapsamında gösterip ulusal tam hak eşitliği gibi temel önemdeki sorunu yok sayıp üzerinden atlayarak konumunu güçlendirme ve bölge politikalarında pazarlık gücünü artırma hedefiyle hareket etmektedir. Zapturapt altına alınmış, susturulmuş bir toplum bu yönetimin isteğidir. Tüm toplumsal sorunlar bu doğrultuda yeniden şekillendirilmeye çalışılıyor. Ona bu olanağı tanımak, daha ağır baskı ve saldırılarla, daha çekilmez bir yaşamla yüz yüze kalmak olacaktır.
Siyasal-sosyal yaşamda az-çok bir iyileşme/iyileştirilmenin gerçekleştirilmesi için Kürt ulusal talepleri karşılanmalı, Kürt sorunu ulusal hak eşitliği temelinde ve bölge halklarının kardeşliği gözetilerek çözülmeli, söz-basın-yayın ve örgütlenme özgürlüğü önündeki tüm engeller kaldırılmalı, ülkede ve bölgede izlenen askeri politikalara son verilmelidir. Bu ‘süreç’ten ülke ve bölge emekçileri yararına sonuçların çıkması bu ve ekonomik-sosyal-siyasal diğer taleplerle mücadelenin ilerletilmesi, mücadeleci baskının yoğunlaştırılmasına bağlıdır.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et