16 Ekim 2025 06:13

Yüz binlerin dönüşü ve “Barış şöleni!”

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Gösteriş ve güç düşkünü Donald Trump, Knesset’ te (İsrail meclisi) yaptığı konuşmada, İsrail ile Hamas arasında imzalanacak anlaşmayı, “Bu, yeni Ortadoğu’nun tarihi şafağı. İsrail ve dünya için inanılmaz bir zafer” olarak niteledi.

Amerikan savaş sanayisinin kurmayları dahil ve ABD başta olmak üzere Batılı emperyalistlerin en etkili siyasi-askeri ve mali temsilcileri, son 30-40 yıllık süreçte nerede yaşanmış bir savaş varsa hepsinin sorumluları arasında olmalarına rağmen Trump, “barışçılık” propagandası yapıyor ve kendini 8 savaşı bitiren lider olarak gösteriyor. Türkiye Saray rejiminin sözcüleri de onun yanına Erdoğan ismini yazmak ve yazdırmak için canhıraş çabalıyorlar. Trump’ın Erdoğan övgüsü, Türkiye halkını zapturapta alan ve ekonomik-sosyal yıkımı artan şekilde derinleştiren iktidar politikalarının payanda sopalarına dönüştürülüyor.

Trump, İsrail savaş makinesinin Gazze’deki imhayı durdurmasını içeren “barış”ı, “yeni Ortadoğu’nun tarihi şafağı” olarak tanımladı. Bu açıklamada yer alan yeni sözcüğü, son yirmi beş yıllık Amerikan bölge politikasının hedef ve sonuçlarıyla dolaysızca bağlıdır. Bir işaret ve vurgu ifadesidir. İsrail’in zaferine vurguyla tamamlanmıştır. Dünya için zafer anlamı yüklenmiş olması ise çarpıtmadan ibarettir.

Gazze-Filistin, Suriye, Irak, Afganistan, Libya, Lübnan, ABD ve müttefiklerinin saldırılarıyla savaş alanına çevrildi. Yemen ve İran hedefte! “Yıkım ve yapım” spekülatörleri hakimiyet sahasını genişletmek üzere saldırılar düzenleyip kukla yönetimler oluşturmaya giriştiler ve siyonist yönetimin harekat alanını genişletme operasyonlarını desteklediler. Gazze, 2 yılı aşan süredir İsrail tarafından yakılıp yıkılıyor. Filistin halkı 78 senedir esaret politikasına karşı savaş halindedir. Trump ve Sisi’nin masasına kurulanlarla arkalarında dizilen “liderler”, bu ülkelerin yıkımından, ya da hatta güçleri yeterse daha geniş alanlardan rant devşirmeye, bu alanları yağmadan pay almaya çalışan güçleri temsil edenlerdir.

İsrail yayılmacılığının eseri olan Filistin-Gazze yıkımı ve 70 bin kişinin katledilmesiyle süren imhanın bir ara durak sınırlılığında da olsa durması /durdurulması evet o bile Filistinliler için “iyi” sayılır. Ama hepsi bu değil ve esas olan bu yıkımların neden yaşandığı ve gelişmelerin neye işaret ettiğidir: Mısır’da bir araya gelen ve barıştan söz edenler kendi ülkelerinde halk kitlelerine karşı baskı ve şiddet politikalarını yoğunlaştırmaktan; göçmenlere, azınlık uluslara, farklı dini ve mezhebi inançları olanlara karşı dışlayıcı ve düşmanca tutumdan geri kalmayanlardır. En önde görünmek için birbirlerini dirsekliyeler, gerici, faşizan ve yayılmacı politikalara sahiptirler. Onların barış metinleri halkların katledilmesini engellemiyor. Petrol şeyhleri prens ve krallar ya da mali oligarşinin mensuplarıyla temsilcilerinin siyasal gericilikte birbirleriyle yarıştıkları bir dönemde halkların uluslararası dayanışmasıyla büyüyecek bir mücadele ancak çıkış yolunu açabilir.

Gazzelilerin yığıntıya çevrilmiş mahallelerine yüz binler halindeki ‘akışı’nı gösteren televizyon kanallarında, bir kez daha aynı görüntülerin olmaması için Filistinlilerin özgürlüğünün uluslararası kabulü ve siyonist ilhak ve imha siyasetinin bir kez daha yinelenmemek üzere tümüyle sona ermesidir asıl olan. Filistin halkının kendi kaderini belirlemesine dış müdahalelerin olmaması; İsrail’in işgal ettiği tüm topraklardan koşulsuz olarak çekilmesi, yıkım ve kitlesel katliam suçlularının halk kitlelerine açık şekilde yargılanması gerekir.

Batılı medya dilindeki ifadesiyle “dünya liderleri”, barışı kutlamaktayken Gazze’deki yıkıntılarına yol almakta olan yüz binlerin sefaleti ancak uzak merceklerden görülebildi. Bir daha yaşanmaması asıl sorundur ve bunun için halkların yaşamını yağmalayarak kendilerine kapitalist soygun cenneti oluşturanların dünyası güvence oluşturmuyor. Halkların uluslararası dayanışması ve kendi egemenlerinin savaş politikalarına yedeklenmemeleri bugünün dünyasında yegane seçenek durumundadır. Hemen tüm burjuva devlet yönetimlerinin savaş hazırlığından söz edip kaynakları silahlanmaya ayırdıkları ve faşizan-gerici politikalarda yoğunlaştıkları bir zamanda, her bir ülkede, özellikle de başka topraklarda hakimiyet alanları oluşturmaya çalışan burjuva yönetimlerin olduğu ülkelerde, onları geriletecek, işbaşından uzaklaştırma gücü gösterecek ve halk egemenliğini kurmaya yol alacak mücadele tayin edici öneme sahiptir. Aksi, savaş ve politikalarını üreten sistemin ‘ara durakları’nı takiben yeniden ve yeni gerici, ilhakçı ve yıkım savaşlarının ortaya çıkışı olacaktır.

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et