04 Şubat 2019 04:45

Ordu’nun yüksek gerilim işçileri

Paylaş

Yüksek gerilim hattında bakım yaparken hayatını kaybeden işçilerdendi o. Adı Oğuzhan Demirhan.

Oğuzhan, geçtiğimiz perşembe günü Antalya Manavgat’ta elektrik akımına kapıldı. Kendisi gibi elektrik işçi olan ikiz kardeşi Metehan da yanı başındaydı. 21 yaşında bir genci toprağa vermenin acısını ne siz sorun ne ben yazayım.

Bu bir iş cinayeti, net! Özelleştirme ve taşeronlaşma ile gelen, hızlı ve kontrolsüz çalışma düzeninin yol açtığı bir cinayet. 

***

Oğuzhan ile Metehan, Ordu-Altınordu'dan.

Ordu deyip geçmeyin... 

Geçtiğimiz ekim ayında da, Ordu’dan Ankara-Polatlı’ya giden 4 elektrik işçisi can vermişti. Yüksek gerilim hattında çalışmak için giderken kamyonetleri dere yatağına düşmüş. İçlerinde bir baba ile oğlu var. Ordu'nun Gölköy ilçesinde toprağa verildiler. 

Gölköy deyip geçmeyin...

O Gölköy ki; 63 yıldır memleketin dört bir yanına yüksek gerilim kablosu çeker.

Direkler diker, bakım yapar Türkiye’yi aydınlatmak için Gölköylü işçiler.

***

26 Ocak’ta Ordu’daydım. Ordu yeşil, yukarıda Boztepe haşmetli ve aşağıda ölü deniz, gri güzel. Akşama misafiriyim Hilmi ağabeyin.

Öğrendim ki, Hilmi ağabey de Gölköy’denmiş. Yaşından belli, kıdemli elektrik işçisi. Bana anlattı: 1950’lerde İtalyanlardan yüksek gerilim hattı işçiliğini ilk öğrenen, altın bileziği memlekete ilk getiren bir Gölköylü imiş. Sonradan meslek, Ordulu işçilerin ellerinde yurt dışına kadar yayılmış.

Van’dan Mardin’e, Ege kentlerinden Toroslara, memleketin her direğinde emeği var Hilmi Ustanın. Umman’dan Almanya’ya, Azerbaycan’dan Gürcistan’a çektiği gurbet çilesi ise işin cabası. Hilmi ağabeye soruyorum:

“Gölköy’den, tahminen kaç can gitmiştir elektrik akımından?” 

“ En az 80-90 civarı...”

Ordu’nun köylerine dağılmış mezar taşlarını tasavvur etmeye çalışıyorum. Babasız, kocasız, evlatsız kalmış hanelerini. Bir büyük saygıyı, bir büyük vefayı hak ediyor şu Gölköylüler.

***

Hayat hikayesi ilginç Hilmi ağabeyin. Kahredici çelişkinin tanığı ve bizzat mağduru olduğu için.

18’inde elektrik işinde sigorta girişi yapılmış. Babası emekli imiş nitekim yüksek gerilimden. Amcası ise gözlerinin önünde can vermiş. En az 30 yıllık işçilik geçmişi var Hilmi ağabeyin. Gel gör ki, bütün bu yıllar boyunca maaşı yarım yatan, ‘tırnaklanıp’ taşeronun cebine aktarılan yüzlerce işçiden biri o. Bir gün canına tak etmiş ve bayrak açmış patronlara: “Bundan sonra kesinti yok, paramı tam isterim!”

Hakkını almış almasına ama diğer işçiler bu yola girmemiş. Yıllarca, maaşlarının kesildiğini bile bile, biçare çalışmışlar. Mevzu, hep o işten atılma korkusu.

Emeklilik günü kapıyı çaldığında da, fırıldaklığı eksik etmemiş patronlar. “Emekli olmayı hak ettin” demişler lakin, tazminat ödememişler! Sonrası avukat kapısı, adliye koridorları. Ve sonunda, geriye dönük kazanılmış hakları elde etmenin gururu.

“Peki, emsal oldu mu bu diğer işçiler için?”

Cevabı şu Hilmi ağabeyin:

“Hukuken oldu ama hâlâ cesaret edemiyorlar dava açmaya”

***

“Tellerin cambazı” diye sırtları sıvazlanan, ama iş emeğin karşılığını almaya gelince bin türlü dolapla karşılanan elektrik işçilerinin hikayesiydi dinlediğim.

Kısa süre önce İstanbul’da, trafo patlaması sonucu kaybettiğimiz Sedat Yeşilköy de bir dönem Ordu’da kalmış. Meslek yüksek okulunda.

“Sahi, bu kadar tecrübeli adamlar, nasıl yakalanıyorlar cereyana?”

Yanıtı şu Hilmi Ustanın:

“Yakalanırlar. Çünkü hızı, ihmali, tedbirsizliği görürsün. Bir söylersin, iki söylersin ama her seferinde söyleyemezsin taşerona.”

***

Peki ne yapmalı?

İki hafta önce İsveç Liman İşçileri Federasyonu iki gün iş bıraktı. Limanlarda işçi sağlığı ve iş güvenliği denetimi engelleniyormuş çünkü. Sendika, bu eyleme ‘nokta grevi’ diyor. Ve patronları şöyle uyarıyor: “Bu grevler uyarı kabul edilmeli. Biz stratejik zamanlarda nokta grevlerine gidiyoruz.”

‘Nokta grevleri’ bütün dünyaya yayılmalı. Sendikalı/sendikasız bütün işçiler bunu tartışmalı. Çünkü iş kazalarına “fıtrat” dedikçe, “Bizim işin kaderinde bu var” diye sineye çektikçe durmayacak ölümler.

***

Ordulu Oğuzhan’ın sosyal medyada paylaştığı son sözleriyle bitirelim:

“Arkadaşlar ekmek parası kolay değil, işlerimizi böyle yapıyoruz. Tek bir duam var; can yakanların da canı yansın.”

“Biz yaşadıklarımızı unuttuk. Siz gördüklerinizi anlatmaya devam edin. Hayat yaşamasını bilene güzel...”

Not: Yazıyı bitirdiğim anda, bir acı haber de Sivas’tan geldi: 31 yaşındaki Burak Demirci arıza gidermek için çıktığı elektrik direğinde hayatını kaybetti.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa