İş cinayetlerine dair bir film: Babamın Kanatları


02 Aralık 2016 04:48
Cropy

Üç yıl önce, adı sansürle anılan bir festival olmadan önceki son yılında, Antalya’da altın portakalı iki film paylaşmıştı: Kusursuzlar ile Cennetten Kovulmak. Ferit Karahan’ın ilk uzun metrajlı filmi Cennetten Kovulmak’ın birçok sahnesi bir şantiyede geçiyordu. Kardeşi askerde ölmüş Batılı Mühendis Emine ile Kürt işçiler arasındaki gerilim sınıfsal olmaktan çok ulusaldı, savaşın farklı taraflarında olmaya dairdi. İnşaatta iş cinayetinde ölen bir işçinin cenazesini memlekete götürmeye kalkınca Emine’nin yüzüne tokat gibi çarpan da Kürt sorunuyla ilgili ön yargıları olmuştu. İnşaatta çalışan işçilerin çoğunun Kürt olması ve işyerlerinde yan yana çalışan insanlara kadar yansıyan gerginliği başarıyla yansıtan film seyirciyi bunlar üstüne düşünmeye çağırmıştı. 

Babamın Kanatları bu filmi akla getiriyorsa bunun ilk sebebi, içinde işçi olan filmlerin de, Kürt olan filmlerin de fazla zorlanmadan sayılabilir olması. İnşaat işçilerinin Kürt olması istisnai bir detay değil zaten, bu uzun süredir kimse için sır olmayan bir gerçek. Asıl, iki film arasındaki farklar daha açıklayıcı olabilir. Babamın Kanatları, bir yandan filmin önemli bir kısmının Kürtçe olmasında, Kürtleri Kürt olarak göstermede tereddütsüz. Diğer yandan, işçilerin hayatını anlatmada, ortaya konan sorunların sınıflar ve onları var eden düzenle ilişkisini her karesinde hissettirmede kararlı. Genç Yönetmeni Kıvanç Sezer ve tüm ekip, titiz bir çalışma yapmışlar. Son zamanların en dikkat çeken işçi filmi diyebiliriz rahatlıkla, Babamın Kanatları için.
Filmin kahramanı İbrahim, az konuşan bir inşaat ustasıdır. Vanlıdır, depremde evleri yıkılmıştır. Ailesinin yerleştiği yeni evi görüntülü konuşma marifetiyle gezer. Onlara para göndermesi gerekir. Sağlığı iyiye gitmeyince doktora gider ve kanser olduğunu öğrenir. Zaten yalnız bir adam olan İbrahim, daha da içine kapanır, işiyle daha az ilgilenir olur. 
İnşaatın üst katlarına çıkıp şehre bakmaya başlar. Yeğeni Yusuf onun için endişelenir ama Yusuf’un esas gündemi inşaat işinde “yükselmek” ve kız arkadaşıyla vakit geçirmek ile doludur. İbrahim’in ailesine göndermek için paraya ihtiyacı vardır ama hak ettiği kadarını bile bir türlü alamaz. Doktorun ısrar ettiği gibi tedaviye başlarsa da, çalışmayı bırakması gerekecektir. Ailesine haber vermez, düşüncelere dalar. Bu arada inşaatta çalışan bir öğrenci düşerek iş cinayetine kurban gider. Şirket, davadan vazgeçmeleri karşılığında ailesine bir kan parası öder. İbrahim ufka bakar, düşünür.

Sonunu söyledin, diyecek belki bazı okurlar. Ben bir şey söylemedim ama konudan anlaşıldığı üzere, daha filmin başında nereye gideceği hiç gizlenmiyor zaten. Dolayısıyla bir yerden sonra merak edilecek pek bir şey kalmayarak, seyircinin takibi zorlaşıyor, İbrahim’in inşaata çıktığı her sahne birbirine benzemeye başlıyor. Yan hikayeler de pek bir yere gitmiyor, bir ara işçilerin direnme niyeti vardı, Karadenizli taşeron ne yaptı gibi... İçlerinde en iyi işleneni Yusuf, o da bir yerden sonra sadece İbrahim’le ilişkisi içinde var olabiliyor. Oysa başarılı gözlemlere dayanan, çok iyi detaylar var filmin birçok sahnesinde. İşçilerin yaşamının renkliliğini, bir yandan güçlüğünü, enternasyonalizmi, gırgırı ve öfkeyi yansıtan çokça unsur göze çarpıyor. Deprem, kanser, işçinin ölümü ve bütün bunlar karşısında hissedilen çaresizlik, hepsinin üstüne çöküyor artık ve geriye üzüntüden başka bir şey kalması zorlaşıyor. Öfke de elbette. “Yapı türkü söyler gibi yapılmıyor” ve bu biraz hüzünlü bir türkü. 

www.evrensel.net

Yorum yapın

Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.