01 Eylül 2017 05:00

Yedi kişilik oyun

Paylaş

Distopya, birkaç yıl önceye kadar pek seyrek kullanılan yabancı bir kelime gibiydi. Şimdi belli başlı film türlerinden birinin adı, neredeyse. Karamsar bir gelecekte geçen film ve dizi sayısı her geçen gün artıyor. Artık sadece meraklısına hitap eden bir tür değil, popüler filmler böyle konular işliyor. Savaşlar, darbeler, ırkçılar, faşistler derken “Bugünü anlatıyor” hissini yakalamak için elimizde zaten çok veri var. Eski distopyaların çoğunda, topyekün bir baskıcı iktidar olur, hayatın farklı alanlarına etkisi konu edilirdi. Şimdi genellikle tek bir çatışma seçilip, bütün toplum onun üstüne şekillendiriliyor. Yedinci Hayat’ın seçtiği problem, fazla nüfus. 

Film, o gelecekteki toplumun nasıl bu hale geldiğine dair bir özetle açılıyor. Nüfus çok artmış, yiyecek yetmiyor, fosil yakıtlar az geliyor ve bu yetersizlik aniden ortaya çıktığı için önlemlerin de acilen alınması gerekiyor. Tek çocuktan fazlasına izin vermeyen kanunlar çıkmış, çok katı uygulanıyor. Tek kardeşten fazla olan tespit edilirse, devlet alıp uyutmaya gönderiyor. Teknoloji çok gelişmiş, dijital ekranlar her yerde. İnsanların bilekliklerine her şey sığdırılabiliyor, kapılarda sıkı kontroller yapılıyor. Bu koşullarda bir adamın yediz torunları oluyor. İkinciyi saklamak büyük meseleyken yedi kız çocuğunu saklayarak büyütmeyi kendisi üstleniyor. Çocukların her birine haftanın günlerinden birinin ismini veriyor, evde onları eğitmeye başlıyor. Okul çağına geldiklerinde de, her gün biri, adını aldığı günde, dışarı çıkıyor. Hepsi aynı kişi, Karen Settman olarak. 30 yaşına gelene kadar sistemi yürütmeyi başarıyor, görünüşte birbirinin aynısı ama her biri farklı özelliklere sahip 7 kadın, akşamları birbirlerine bilgi vererek, evde sıkılarak, isyan ederek, birbirlerini teselli ederek... Ama bir pazartesi, Pazartesi eve dönmüyor. Olaylar böyle başlıyor. Fazla kardeşleri yakalayan ajanlarla pes etmeyen kadınlar arasında kovalamaca başlıyor. Gerisi biraz aksiyon, biraz duygusal sahneler eşliğinde, çocuklara kıyan efendilere karşı bir direniş hikayesi.

Olayların başlangıcı biraz hızlı gerçekleşiyor, üstüne kafa yormaya imkan vermeden. Yedi kızı saklamanın en iyi yolu, onları haftanın 6 günü evde tutup, bir günü dışarı salmak mıydı mesela? Seyirciyi ikna etmeye de çalışmıyor. Ondan sonra yaşananlar karşısında hızla verilen kararlardan anlaşılan, filmin hikayesi pek fazla zeka içermiyor. İlginç olmaya ilginç ve sadece filmin başında değil, ilerledikçe de seyircinin ilgisini çekmeyi sürdürüyor. Ama bunun sebebi, ne kovalamaca hikayesinde özel bir numara olması, ne bu kişisel saklanmanın toplumsal olana bağlanışı. Hatta tek kişiyi takıntı haline getiren ajanlar, abartılı bir intikam peşindeki hırslı kovalamaca, haddinden çok fazla. Her filmde kişisel dava olur da, mesela hiç değilse neden bu kardeşlere kafayı taktıkları belli olur. 

Yedinci Hayat’lık bir şey değil aslında, filmin orijinal adlarından biri “yedi kardeş” anlamında, diğeri de, “Pazartesi’ye ne oldu?”. Norveçli yönetmen, en çok “Ölü Kar” diye çevrilebilecek, Dead Snow adıyla gösterilen filmiyle biliniyor. Karların altından Nazi zombilerin çıktığı tuhaf bir korku-komediydi. O sürprizliydi, Yedinci Hayat daha garantici. 

Seyri ilginç hale getiren başlıca unsur, farklı 7 kardeşi oynayan Noomi Rapace’in performansı. 7 kardeş, dönüşümlü sokağa çıkarken bir oyun oynuyorlar. Ama aslında bu oyunu tek başına Rapace oynuyor, izletiyor da.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...