21 Temmuz 2017 05:00

Zombilere karşı iki tutum

Paylaş

Sinemada zombilerle adı özdeşleşmiş olan Amerikalı Yönetmen George Romero, birkaç gün önce hayatını kaybetti. Zombi türünü kuran, bugün de geçerli olan birçok teknik detayı yerleştiren kişi gibi bilinir, aslında öyle değil ama “yaşayan ölüler”i, daha doğrusu canavar filmlerini toplumsal mesajı kuvvetli anlatılar olarak kurmak, onun büyük etkisiydi. Onun sayesinde, zombilerin sinemadaki diğer canavarlardan genelde daha politik olduğunu söyleyebiliriz. Sorunları canavarlarda değil insanlarda, insan dünyasının adaletsizliğinde tarif ederek, birçok insani ön yargıyı altüst eden hikayeler anlatmıştı. Yaygın bir espriyle “Romero’nun filmleri beyin ister” denmesi bundan (Ve malum, geleneksel olarak zombilerin beyin yemesinden). 

Güney Kore sinemasından çıkıp dikkat çeken bu zombi filmi, bu izden giden bir örnek, beyni yeme değil ama çalıştırma tarafından. Zombi Ekspresi adıyla gösterime giriyor, Busan Treni (Train to Busan) ya da Busana (Busanhaeng) da deniyor, zombileri karıştırmadan. Busan, Güney Kore’de bir şehir, film de büyük ölçüde Seul’den kalkıp Busan’a giden trende geçiyor. Alışık olanların kaldırabileceği kadar kan, kovalamaca, aksiyon içeriyor, dar mekanına karşın. Gerilimi baştan itibaren çok kuvvetli, ama genel olarak duygusu güçlü, yine insanlar arası adaletle ilgili sorular sorarken.

Filmi açan kaza sahnesi, salgının henüz yayılmaya başladığını belli eder. Başlangıca dair fazla detay yoktur, birbirini ısırarak çoğalan, birden gözleri dönüp saldırganlaşan zombiler insanları kovalamaya başlar. Filme adını veren trenin yolcuları toparlanır. İlgisiz, kibirli bir baba ile şefkat bekleyen düşünceli kızı, hamile kadın ile fedakar kocası, bir lisenin spor takımı, teyzeler, felaket filmlerinin alışıldık kadrosuna benzeyen yolcular yerini alır. Son anda binen yaralı yolcu da dahil. Biri birini ısırınca zaten hayat memat davası başlar. Trende zombiler kovalar, insanlar kaçar, dövüşür, birbirine kavuşmaya çalışır. Bir yandan hangi şehirler güvenli, Busan’a kadar yol açık mı belli değildir.Bu arada kapıları kapatıp bencillik etmekle, birlikte dövüşüp hayatta kalmak arasında da bir mücadele yaşanır. Kendini kurtarmak için başkalarını yem eden de vardır, ötekiler için kendini feda eden de. 

Güney Kore sineması, hemen her türde ürün veren bir sinema. En başarılı oldukları alanlardan biri, genelde karmaşık ilişkileri basitleştirmeleri, bir bakışla, bir sözle mesela. Zombi Ekspresi’nde de böyle oluyor. Felaketler, o özel tarihsel anlardandır, herkesi tarafını net olarak seçmeye zorlar. Burada soru, “iki sınıf var” misali ortaya çıkar. Fon Yöneticisi Seok-woo, ya da taktıkları isimle “kan emici”, başta kızına “Böyle durumlarda başkalarını boş ver, kendini düşün” diye öğüt verir. Başkalarının sırtından, vurgunculuk yaparak para kazanan Seok-woo, sınıfsal konumuna uygun davranıp kendini kurtarmayı, diğerlerinin felaketi pahasına dener. Ama yalnız kaldıkça zorlandığını çabuk fark eder, dayanışmacılardan etkilenir, dönüşür, kolektif savunmadan yana tutum alır. Bir yandan dışlamacı eğilim de güçlenir, ama ah almak, ya da başkalarının felaketi, insanı kurtarır mı hiç? 

Çok derin bir tartışma bekleyenleri tatmin etmeyecek kadar yüzeysel olabilir, anlatısı da yer yer yarım yamalak. Bütün o aksiyonu atlatıp filmin sonuna ulaşanları, acılı vedalar, uzun duygusal sahneler bekliyor. Kısaca Zombi Ekspresi duygusal anlamda yoğun bir seyir vadediyor, yanında da manidar tartışmalar. 

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...