03 Eylül 2016 04:54

Mültecilik, kölelik midir?

Paylaş

On altı Temmuz tarihli “Vatandaş mı, yandaş mı, düşman mı? Yoksa insan mı?” başlıklı köşe yazımda Suriyeli göçmenlere vatandaşlık verilip verilmemesi tartışması bağlamında Suriyelilere ve diğer göçmenlere yönelik ırkçı tutum ve göçmenlerin günah keçisi, bozguncu, terörist ilan edilmesi konularına değinmiş ve “Kendisini Müslüman ve milliyetçi ilan edenlerin pek de gurur duyarak savundukları insani değerlere ne oldu?” sorusuyla bitirmiştim yazımı.

Gazetemizde dün yayımlanan “Suriyeli çocuklar Türkiye’de yaşam mücadelesi veriyor” başlıklı haber ile önceki gün yayımlanan “Türkiye tekeller için mülteci pazarı” başlıklı haber girişte belirttiğim yazıdaki soruyu sormaya devam etmemiz gerektiğini gösteriyor.

Dünkü haberde Suriyeli çocukların yaşamlarında Türkiye’ye gelmekle hiçbir değişiklik olmadığı, aksine gelecek ve yaşam kaygılarının gittikçe arttığı, geleceğe dönük belirsizlik yaşadıkları, farklı kimlikleri nedeniyle zorluk çektikleri, kötü davranışa ve dayağa varan ayrımcılık yaşadıkları, çok az çocuğun okula devam edebildiği çok fazla çocuk işçinin olduğu, kendilerinden başka çocuklarla oyun oynayamadıkları ve hatta çevrelerinde başka Suriyeli çocuk yoksa oyun oynamaktan mahrum kaldıkları ve psikolojik sorunlarla karşı karşıya kaldıkları belirtiliyor.

Önceki gün çıkan haberde ise, Türkiye’nin, kabul ettiği mülteciler nedeniyle eğitilmiş ucuz iş gücü arayışında olan İsveç tekelleri için bir çekim merkezi haline geldiği vurgulanıyor. Bazı İsveç firmalarının, ihtiyaç duydukları elemanları bulmak amacıyla İstanbul’a geldiği ve sözleşme yaptıkları eğitilmiş mültecileri firmalarında çalıştırmak üzere İsveç’e götürdüğü belirtiliyor. Geçtiğimiz yıl, çoğunluğu Suriyeli 163 bin mültecinin İsveç’e götürülmesi sağlanmış. İsveç şirketlerinin amacı çalışanların ücret zammı taleplerini frenlemek için mültecilere daha düşük ücret ödenmesini sağlamak… Tabii sendikaların güçlü direnişi bunu engellemiş ama şirketler hâlâ bu amacı gerçekleştirmek peşindeymiş. Kısacası, mülteci kampları İsveç gibi gelişmiş ülke ekonomileri için neredeyse bir köle pazarı gibi kullanılmaya müsait görünüyor. Türkiye’de de mültecilerin çalıştırılma koşullarıyla ilgili, şirket patronlarının iştahlarını kabartan düzenlemeler peşinde olunduğunu biliyoruz.

Kendi ülkesinde mesleki örgün eğitim kurumlarında çocukların sömürülmesine imkan veren, çalışma hayatına ilişkin düzenlemeleri çalışan lehine yapılandırmaktan ziyade “yatırımcı patronlar” lehine yapılandıran yöneticilerin Suriyeli ve diğer mülteciler için farklı davranacağını düşünmüyorsunuzdur herhalde… Daha önceki yazılarımda da vurgulamıştım, Türkiye’nin, hem çocuk işçiler hem de meslek okullarındaki staj uygulaması nedeniyle bir çocuk çalışma kampına dönüştüğünü… Şimdi de ucuz iş gücü gibi algılanan mülteciler ve çocukları nedeniyle Türkiye köle ihraç eden bir insan pazarına dönüşmüş durumda… Üstelik İsveç gibi insan hakları ve demokrasi açısından ileri düzeye sahip olduğunu düşündüğümüz bir ülkenin şirketleri köle pazarı gibi kullanmak peşinde mülteci kamplarını… 

Ne diyorum ben? İsveçli olması önemli değil, şirket dedik ya… Para, mal, mülk, güç edinmek dedin mi, din, dil, ırk, milliyet, etnisite, vs. fark etmez ki… Zaten daha önceki yazılarımda da vurgulamıştım. Bugüne kadar yapılmış ve hâlâ yapılmakta olan bütün silahlı çatışmaların arkasında paylaşım arzuları yatmaktadır. Bütün farklılıklar bu paylaşım arzularını gerçekleştirmek yolunda kullanılırlar. Farklılıklar ve kimlikler adına ölmeye ve öldürmeye hazır olmak belki bireyin derin yalnızlığına, yabancılaşmışlığına bir çare gibi görünebilir ve ölüm karşısında anlam aramak adına şiddet aygıtına sarılmak yapılabilecek en doğru şey gibi algılanabilir ama bu sadece kitleleri köle gibi gören patronların işine yarar. Bu yüzden gelin, keşfedilmemiş ülkeyi keşfetmeye çıkalım beraber… Sömürünün olmadığı, savaş ve çatışma yerine barışın olağan karşılandığı…

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...