22 Mayıs 2015 05:00

Seçimler, şiddet ve umut

Paylaş

Sonunda bir zamanlar Abdülhamit’in basında “burun” sözcüğünün kullanılmasını yasakladığı gibi absürt bir noktaya geldik. 21. yüzyıldayız, o ayrı konu… Seçim öncesinde Tayyip Erdoğan’ın gazetecilere yönelik baskı ve korkutma girişimleri öylesine tuhaflaştı ki, yakında o da Abdülhamit gibi bir yasaklı sözcükler listesi yayımlayıp haber merkezlerine dağıtırsa şaşırmayalım.
Cumhurbaşkanının medyaya son ayar girişimi Mısır’ın Eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin idama çarptırılma haberini ‘Yüzde 52 oy aldı, idam kararı verdiler’ başlığıyla gören Hürriyet gazetesi hakkındaki suç duyurusu. Bu başlıkta kendisine yönelik bir benzetme, kendisinin de bir gün idam edilebileceğini çağrıştıran bir gönderme hissediyormuş. Bu nedenle, haberi yapan gazetenin yayın yönetmeni ve sorumlu müdürleri tutuklansın istiyormuş. Ben de bu girişimi son aylarda siyasal ve sosyal dünyamızda tırmanışa geçen sözlü ve fiziksel şiddetin bir parçası olarak görüyorum. AKP’giller duygusal ve fiziksel şiddeti siyasal yaşamın içine o derece soktular ki, her canları istediğinde polisi, savcıyı, hakimi de işin içine katarak muhaliflerini tehdit etmekten çekinmez oldular. Bir gazetenin manşetinden alınıp da tutuklama kararı istemek çılgınlığı da buna dahil.
Şiddet ve nefret söylemini kendi mitinglerinde ve yandaş medyalarında cömertçe kullanan AKP’giller, iş muhalif partilerin siyasi söylemine ve muhalif basının eleştirilerine gelince cimrileşiveriyor. Demokratik siyasal propaganda yöntemlerine tahammülü olmayan AKP^’giller de özellikle liderlerine yönelik eleştirilerde aniden bir Voltran’a dönüşüp sistematik saldırıya geçiyorlar. Bir yandan sosyal medyada cirit atan yalan makinesi Ak-troller, diğer yandan Facebook’ta bile liderlerine laf söyleyene çemkiren, terörist ilan eden çıldırmış yandaş gazeteciler. Tüm dertleri muhalifleri mümkün olduğunca karalamak, AKP’ye, ama en çok da Erdoğan’a güzellemeler düzmek… Artık iyice mide bulandıran kokuşmuş bir yalakalık…Voltran’ın sırları dökülüyor, bilgisayarı error veriyor.
Partilerinin bir kez daha seçimden galip çıkması için gözü dönmüş AKP’gillere göre muhalif parti liderlerine yapılan saldırı, ölüm tehditleri, parti binalarına yapılan silahlı saldırılar filan lafı edilecek şeyler değil. Bir laf edeceklerse de, “Bunlar kendi kendilerini bombalıyor” filan gibi akıllara seza açıklamalar yapıyorlar. Sanki İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı AKP’nin emrinde değil. Sanki bu karanlık şiddet eylemlerinin AKP hükümetince sorgulanması, suçluların yakalanması, ceza alması gerekmiyor... Bir gazetenin manşeti nedeniyle gazeteci tutuklatmak varken, muhalif partinin binasına bomba koyanlarla mı uğraşacak hükümetimiz yani? Dumurlara gark oluyoruz milletçe.
AKP’giller seçim sürecinde yaşanan şiddet eylemlerini yarım ağızla kınarken, kendileri de ağır bir şiddet söylemini her gün yeniden üretmekten geri kalmıyorlar. Cumhurbaşkanının başdanışmanı olduğu bilinen, ancak normal şartlar altında bu insana danışacak ne bulduklarını bilmediğimiz bir kişi çıkıp şunları söyleyebiliyor: “İki silahım yüzlerce mermim var, ben ölmeden Cumhurbaşkanına kimse dokunamaz.” Ufak çaplı bir cephanelik sahibi olduğu anlaşılan bu danışmanın saçmalıkları yetmezmiş gibi, yine kendince Cumhurbaşkanına yaranmaya çalışan bir yazar da adeta Topal Osman’lığa soyunuyor: “Bu ülkenin halkının, bu milletin seçtiği Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı gözüne kestirenin gözü çıkartılır. Canına kastedenlerin canı alınır. Biline!”
Sanki Tayyip Erdoğan her gün ölüm tehditleri alıyor, miting yapacağı yerlere bomba konuyor, gideceği binalar silahla taranıyor… Hayır, HDP için bunlar söylense bir derece anlayacağım. Çünkü HDP yöneticileri hemen her gün tehdit ediliyor (Hem de bizzat AKP’giller tarafından), HDP parti binaları aylardır silahlı saldırıya uğruyor, parti binalarında resmen bombalar patlıyor. Karanlık eller işbaşında. HDP her an sabotaj tehdidi altında. HDP barajı geçecek korkusuyla birileri mütemadiyen parti ileri gelenlerini korkutmaya, sindirmeye, hatta ellerinden gelse yok etmeye çalışıyor. Ama bizim vergilerimizden ödenen okkalı maaşlarıyla yiyip içmekten her geçen gün patlamaya hazır balon gibi şişmekte olan danışman, aklınca şiddetin kaynağını ve hedefini şaşırtmaya çalışıyor. “Bizimle değilsin akıl, bizimle değilsin mantık” seviyesinde bir danışmanlık becerisi.
Kirli politika 2015 seçim sürecine damgasını vuruyor. Özgür, adil ve şiddetsiz bir seçim dönemi geçirelim derken korku ve şiddet sarmalı içine çekiliyoruz. HDP parti binalarına ve liderlerine yönelik 50’ye yakın saldırı oldu. AKP’giller operasyonel medya içeriği ve manipülatif haberlerle bu şiddet sarmalının sorumlusunu Kürtler gibi göstermeye çalışıyorlar. Seçim kampanyasını şiddet ve oy satın alma üzerine kuran iktidar partisi, ülkeyi Nijerya, Mozambik, Afganistan, Zimbabwe, Irak, Yemen gibi ağır çatışma ve savaş sonrası seçim dönemlerinde kanın gövdeyi götürdüğü ülkeler seviyesine çekmeye çalışıyor.  
Karanlık güçler tarafından organize edilen şiddet eylemleri, bunca korkutma, bunca tehdit, bunca yalan ve iftiraya karşın ortada çok açık bir gerçek var ki, o da HDP’nin ve Selahattin Demirtaş’ın önlenemeyen yükselişi. HDP, tüm zorbalığıyla topluma kendisini dayatan bir siyasi lidere ve onun temsil ettiği baskıcı rejime korkmadan kafa tutuyor; akıl, mantık ve sağduyu içeren siyasi mesajlarıyla halkın beğenisini kazanıyor. Hayatında bir kez bile Kürtlerin partisine oy vereceğini aklından geçirmemiş pek çok kişinin bu seçimde HDP’ye oy vermeyi düşündüğü çok açık. Çünkü bu parti kirli propaganda yapmıyor, şiddete başvurmuyor, insanları elimizde seks kasetiniz var diye adice tehdit etmiyor, koskoca bir medya ordusuyla yalan makinesi gibi muhaliflerine iftira atmıyor. HDP, siyasal alanda görmeyi özlediğimiz düzeyli, akılcı, güven veren, barışçı, istikrarlı ve doğruluk payı yüksek olan siyasal mesajları veriyor. Bu nedenlerle, HDP aynı zamanda toplumun geniş kesimi için bir umut. Tek başına iktidar olabilecek gücü olmasa da, halk artık HDP kalitesinde bir siyasi hareketin muhalefet olarak Mecliste var olmasının önemini anlamış görünüyor.
AKP’gillerin öfkesi, telaşı ve son aylarda giderek korkutucu hale gelen şiddet sarmalından medet ummalarının nedeni işte tam da budur. Demokratik, şeffaf ve adil seçim ortamının kendileri için kötü sonuçlar doğuracağını görenler silahtan ve şiddetten medet umuyor. Sonra da dönüp utanmadan şiddetin kaynağının Kürtler olduğuna toplumu inandırmaya çalışıyorlar. Lakin, bu sefer bu toplum bu yalanı yutmayacak gibi görünüyor.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa