Cezaevlerindeki gazeteciler (3)


26 Mayıs 2011 13:58

Silivri 2 Nolu Cezaevi’nde B9 Üst koğuşunda kalan Nedim Şener, 4 Mayıs’ta GÖP heyeti olarak yaptığımız açık görüş sırasında, basından sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın şu sözlerinin kendisini şaşırttığını ve umutlandırdığını söylemişti: “Nedim Şener, Ahmet Şık nereye gidecek mesela? Giden, kaçan kaybeder zaten. Bu insanlar, toplumda bilinen ve saygınlığı olan insanlar.”
Cezaevlerindeki meslektaşlarımız, gelişmeleri daha yakından takip edebiliyorlar. Mutlaka, Sayın Bülent Arınç’ın, 23 Mayıs 2011’de yaptığı şu açıklamayı da okumuşlardır: “TCK’dan doğan ceza tehdidini ortadan kaldırabiliriz ama Terörle Mücadele Kanunu’ndan dolayı ‘onu da kaldırın’ diyenlere ‘gerekçelerinizi açıklayın’ demekten başka çaremiz yok.”
Halbuki, GÖP olarak Sayın Arınç ile 18 Mart 2011 tarihinde yaptığımız görüşmede, TMK’nın gazetecilerin cezaevine girmelerine gerekçe olarak gösterilen 6 ve 7’nci maddelerinin kaldırılması talebimizi iletmiştik. Sayın Bakan “terörle mücadelenin sürdüğü bir ortamda bu talebi gündeme getirmesinin mümkün olamayacağını” ifade etmiş, biz de bunun üzerine “hiç değilse 2006 yılındaki değişikliklerin öncesine dönülmesinin kısmi bir rahatlama sağlayabileceğini” belirtmiştik.
Sayın Bakan da “bu önerinin düşünülebileceğini” söylemişti. O görüşme sırasında, yazılarımı yakından izlediğini belirten Sayın Bülent Arınç’a bu vesileyle hatırlatmak istedim…
***
Silivri Cezaevi’nde Nedim Şener ile aynı koğuşta kalan Ahmet Şık ile kucaklaşırken, tutuklanmadan önce yaptığımız telefon görüşmesine atıfta bulunarak, “Bak gördün mü, itibarsızlaştıramadılar sizi!” dedim.
Ahmet de bana, verilen bu mücadele neticesinde, sendika üyeliğinde bir artış olup olmadığını sordu. “Henüz meslektaşlarımız o bilince ulaşamadı” demek zorunda kaldım.
Gerçekten, devlete karşı basın ve ifade özgürlüğü mücadelesinde sağladığımız bütünlüğü, medya patronlarına ve sermayeye karşı editoryal bağımsızlığımızı koruma ve sendikal haklarımızı elde etme kavgasında henüz oluşturamadık. Ama önümüzdeki süreçte bu da olacak gibi…
***
Cezaevlerindeki ziyaretlerimiz sırasında, sendikal bir refleksle, meslektaşlarımızın işverenleriyle olan iş sözleşmelerinin devam edip etmediğini sorgulama ihtiyacı duyuyorum.
Tutuklanmalarından dolayı iş akti feshedilen arkadaşımız yok. Soner Yalçın’a Hürriyet gazetesi ile iş ilişkisinin sona erdiğine dair haberler okuduğumu hatırlattığımda, “yazılarına ara verildiğini” ancak iş sözleşmesinin feshedilmediğini söyledi.
ODTÜ’de öğretim görevlisi iken Emre Özsudar müstear adıyla Odatv’de yayımlanan yazılarından dolayı tutuklanan Coşkun Musluk da dahil olmak üzere Silivri’deki meslektaşlarımız ücretlerini almaya devam ediyorlar. Yazılarını dışarıdan gönderen Doğan Yurdakul ile Müyesser Yıldız hariç…
Müyesser Hanımın 2 Haziran’da İstanbul Sirkeci Adliyesi’nde 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde bir davası var. Ama sanık olarak değil, davacı olarak!
Bu davanın sanığı olan Savcı Zekeriya Öz, bu zamana kadar ne duruşmalara katılmış ne de savunmasını göndermiş…
Ama Silivri 8 Nolu Cezaevi’nde tutuklu olan Müyesser Yıldız,  kendisini ziyaretimiz sırasında diyor ki: “Sorgu için odaya girer girmez, Zekeriya Öz’ün bana söylediği ilk cümle şu oldu: ‘Sizin açtığınız davadan benim haberim yok!’ Ben daha hiçbir şey demeden…”
Bu da ilginç bir durum... Haberi olmadan bilgi sahibi olmak!
Müyesser Hanıma göre Zekeriya Öz’ün kendisine karşı “şahsi bir husumeti” var… “Zekeriya Öz, birlikte dava açtığım arkadaşımı Ergenekon sanığı yaptı, beni de şimdi içeri aldı! Demek ki görevden alınacağını haber almış…”
Müyesser Yıldız, 2 Haziran’daki duruşmaya kendisinin katılmak istediğini söylemişti. Hep birlikte onu bir kez daha görmek için orada olacağız.

evrensel.net
www.evrensel.net