Tiyatroda sakız çiğnemek


18 Nisan 2011 11:04

Tam 50 yıl geçmiş aradan. O yıllarda bir yandan fakülteye gidiyordum, diğer yandan da gazetecilik yapıyordum. Tiyatrocularla, sinemacılarla aram çok iyiydi.
O yıllarda, bir süreliğine, İTÜ Tiyatrosu’nda görev yapan Tuncer Necmioğlu ve Ayton Sert’le çok yakın dosttuk. O günlerden kalan unutamayacağım başka dostlarım da oldu, Müjdat Gezen, Genco Erkal, Cüneyt Türel gibi… Ne güzeldi o günler…
Neyse… İşte o sıralarda İTÜ Tiyatrosu’nun basın danışmanlığını yapmıştım, bir süreliğine. Gazetelere, dergilere onlarla ilgili haberler yazıp, gönderiyordum.
John Steinbeck’ın “Fareler ve İnsanlar”ını oynuyorlardı. Hiç unutmam, bir akşam, Üsküdar’da cezaevinin yakınlarındaki bir yazlık sinemada o günlere göre muazzam sayılacak bir seyirci topluluğu önünde oyuna başladı, Tuncer, Ayton ve arkadaşları.
Oyun sırasında, sinemanın çaycısı aralarda dolaşıyordu. Ön sıradaki şöyle iriyarı bir adam, çaycıdan bir şey istedi. Az sonra çaycı adamın istediği şeyi getirdi, kahveydi. İçmeye başladı.
Oyunun en önemli sahnelerinden biriydi. Lennie’yi oynayan Tuncer Necmioğlu, sahnenin önüne geldi, oyunu durdurdu, adama dönerek, “Beyefendi,” dedi, “Burada ciddi bir iş yapıyoruz. Kahvenizi için, bitirin, sonra biz oyuna devam edelim…”
Adam, sanırım utandı, kalktı, fincanı iskemlesine koydu ve çıktı, gitti…
Aradan yıllar geçti. Şişli’de, bir salonda Ali Poyrazoğlu ve arkadaşları bir oyunu sahneliyorlardı. Bizim oturduğumuz sıranın, sanırım bir ya da iki sıra arkasında üç genç, öyle fazla bir gürültü çıkararak değil, alçak bir sesle Ali Poyrazoğlu’nun oynadığı role dokundular.
Ali Poyrazoğlu, birden oyunu kesip, sahnenin önüne geldi. Ve bağırarak, “Sesinizi kesin,” dedi, “Oyun bitince kulise gelirsiniz, derdinizi söylersiniz.”
Gençler apar topar kaçtı salondan…
Bu iki olayı yaşamıştım ben. Geçtiğimiz günlerde benzeri bir olay daha oldu. Recep Tayyip Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan, arkadaşıyla “Genç Osman” oyununa gitmiş. Ve olay olmuş. S. Erdoğan, Facebook sayfasında olayı anlatmış. Özetle şöyle diyor:
“Cuma akşamı iki arkadaş tiyatroya gittik. İkimiz de başörtülüyüz ve bir tek orada yer kaldığı için en öndeyiz. Yolda gelirken de ağzıma bir sakız atmıştım ve bu benim için çok normal bir şey olduğu için tiyatro sırasında hâlâ ağzımda olduğunun farkında bile değildim. Herşey gayet normal giderken oyunun orta yerinde (Yeniçerilerin göbek atarak âlem yaptığı sahnede) en öndeki iki oyuncudan biri, bir yandan bir ileri bir geri oynarken bir yandan da en öne geldikçe bana bakarak kaş göz işareti yapmaya başladı. İlkinde ne olduğunu anlamadık. Sonrasında ağzıyla sakız çiğneme hareketi yapınca durum anlaşıldı. Fakat öyle yapmasa da durum belliydi, çünkü adam aslen sakıza değil, başörtüsüne takmıştı. Hem de Ankara Devlet Tiyatrosu’nda, hem de en ön sırada(!)… Bir de şarkının ‘halkın çoğu aç, azı toksa’ kısmında ‘azı tok’ derken bariz bir şekilde eliyle bizi gösterdi. Birkaç gidiş gelişte bu şekilde bizi rahatsız ettikten sonra bir yerde müziği ve oyunu kesip sahnenin önüne gelerek ‘Pardon ben anlayamadım sormak istiyorum, bu nedir?’ diyerek sakız çiğneme hareketi yaptı…”(Cumhuriyet, 12.4.2011)
Sonra salonu terk etmiş Sümeyye Erdoğan ve arkadaşı…
50 yıl önce, 30-35 yıl önce ve bugün… Üç olay… İlkinde “Kahve” ikincisinde “Lâf dokundurma”, üçüncüsünde de “Sakız”… Var mı aralarında bir fark?..


Muhteşem Büyüklerimiz

DOKUNULMAZLAR: AKP’lilerin Başbakanı “Dokunulmazlık” üzerine konuşarak bazı sanıkların CHP, MHP ve BDP listelerine konulmasını eleştirerek şöyle demiş: “Dokunulmazlık için bu kadar konuşan CHP’nin, BDP’nin tavrı ortada. Dokunulmazlık zırhına kimlerin müracaat ettiği, o da ortada…” Vallaha sonuna kadar haklı R.T.Erdoğan, bakın kendisi hiç dokunulmazlık zırhının ardına saklanıyor mu?

TATMİNCİLER: Yapılan son üniversite sınavlarından tatmin olan muhteşem büyüklerimiz, nasılsınız, iyi misiniz? Hadi iyisiniz iyiii…

YETMEZ AMA EVETÇİLER: Türkiye’de hergün yığınla olay oluyor. Gençler yürüyor, emekçiler yürüyor, çevreciler yürüyor, nükleer karşıtları yürüyor ve başka birçok şey oluyor. Ama sizlerden hiç ses çıkmıyor. N’olur biraz “Yeni Anayasa” çalışmalarına ara verin de Türkiye’ye bir göz atın.

İÇİMİZDEKİ FRANSIZLAR: Bir ara “İçimizdeki İrlandalılar” sözü modaydı. Neyse AKP’lilerin Başbakanı sayesinde “Fransız olmak” sözünü yeniden gündeme soktuk… Şöyle bir bakıyorum da, öyle çok Fransız var ki ülkemizde, Türkiye’nin gerçek sorunlarını görmeyen, göremeyen, görmekten kaçan…

evrensel.net
www.evrensel.net