İslamcılarımız ve kadınlarımız


28 Şubat 2011 16:55

Gündem her gün değişiyor/değiştiriliyor. Görebildiğim kadarıyla, ülkemizin ana sorunlarının geri plana atılması, unutturulmak istenmesi, saçmasapan konularla insanların dikkatinin başka taraflara çekilmesi, daha açıkcası da halkımızın uyutulmak istenmesidir. Ekonominin dibe vurmasından, işsizliğin kolgezmesinden, iş cinayetlerinden, zenginin daha zengin, yoksulun daha yoksul yapılmasına, sefaletin/rezaletin tavan yapmasına, sağlık/eğitim/adalet/hukuk sisteminin çökmesine kadar yüzlerce sorunun üstü örtülüyor.

Tabii bu arada en yalın insan haklarına, insana saygıya da karşı “İrtica” en yoğun baskıyı uyguluyor, sessiz/sedasız ya da sesli/sedalı.

İşte geçtiğimiz hafta bizim İslamcılarımız yine kadınlarımıza karşı yeni bir savaş daha açtılar.
Bir Profesör’ün sözleriyle başladı herşey. Konya Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Orhan Çeker’in, “Dekolte giyinen kadının tacizi göze alması gerektiği” yönündeki sözleri ilk mermi oldu.
Arkasından ikinci mermi patladı. AKP Bakanı Binali Yıldırım’ın Basın Danışmanı Mehmet Aycı, TCDD dergisinde şunları yazıyor: “Mustafa Çetin Baydar anlatmıştı. Tren Erzurum’a geldikten sonra Yeşilçam’da artist olma heveslisi Erzurum kızları, trenle İstanbul’a kaçarlar, türlü maceralar yaşadıktan, hatta çam dibine yatırıldıktan sonra, tabii artist olamadan, ancak ‘Kız gittim, kadın geldim’ havasında tekrar memleketlerine dönerler. Yeşilçam’a varmadan, yolda belde, İstanbul’da ikna edilenler ayrı, pişman olanlar da ayrı, film çevirmeye başlayanlar yandı gülüm keten helva hikayesidir. Ve bu hikayenin kaçış kısmı trenlidir.”

Üçüncü mermi Tire’de patlıyor. Tire’de, bir lisenin yönetimi, kız öğrencilerin okula etek yerine pantolonla gelmesini istiyor.

Mermiler bitmiyor. Bir okulda da kız ve erkek öğrencilerin arasında 45 cm. uzaklık olması isteniyor.
Daha niceleri var... Ve daha niceleri de gelecek. Çünkü ülkemizde “Hak-Hukuk”, “Gak-Guguk”a dönüşüyor hızla.
Belki davalar açılacak, “Güneydoğu’dan ikinci eş alalım,” diyen AKP’li Belediye Başkanı için Düşünce Özgürlüğü öne sürülerek verilen takipsizlik kararı gibi yahut da 26 kişiye satılan 15 yaşındaki N.Ç.’nin davasının utandıran gerekçesinin bulunduğu karar gibi sonuçlar alınacak...

Çözemiyorum ben, çoğunluğu İslam dinine inanan ülkemiz insanlarının kadınlarımıza bakış açısını...
Belki de çözmek çok kolay, “Beyinlerin belden aşağı” çalışmasını. Neden mi böyle düşünüyorum? Çetin Altan’ın “Eğlenceli sorular” (Milliyet, 20.2.2011) başlıklı yazısı, bana, yıllar öncesinin bir olayını anımsattı. Neyse, o olayı Çetin Altan’dan okuyalım: “Bundan 40 yıl kadar önce, kanadı kırık olduğu için uçamayan ve topallayan bir leyleğin Eyüp’te ırzına geçilmiş ve olay gazetelere de yansımıştı. Leyleğin çıplak oluşu, tecavüzcüyü tahrik etmiş olabilir mi?”

Eyüp Camisi’ne o yıllarda gidenler şöyle bir düşünürlerse leyleği anımsarlar...
Beyin, bir de gerçek işlevini görse ne yi olur...


MUHTEŞEM BÜYÜKLERİMİZ

RECEP TAYYİP ERDOĞAN: Dikkat etmişsinizdir, eminim. Recep Bey gıdım gıdım yerleşiyor Dolmabahçe Sarayı’na. Önce bir odaya yerleşti, çalışmak için. Sonra iki oda daha aldı. Arkasından bazı kurumlarla, kişilerle Saray’da toplantılar yapmaya başladı. En son hayvansever sanatçılarla görüştü, hemen arkasından Uluslararası Asya-Anadolu Beyin Cerrahı Dostluk Kongresi üyelerine yemek verdi. Yakında yatağı-yorganı da oraya atarsa hiç şaşırmam... İstanbul’un “Payitaht” olmasına az zaman kaldı. Merkez Bankası ve bazı önemli kamu kuruluşlarının merkezlerinin İstanbul’a taşınması çalışmaları; bir AKP Bakanı’nın, “Ankara’yı başkent yaparken bize mi sordular?” lâfları ve başka hazırlıklar Ankara’nın “Out”, İstanbul’un “İn” olacağını gösteriyor... Recep Bey Cumhurbaşkanı, pardon “Resmi Padişah” olunca da ver elini Topkapı Sarayı... Yakışır doğrusu...

VEYSEL EROĞLU: AKP’lilerin Çevre Bakanı Veysel Eroğlu, Dizüstü Bilgisayar Dağıtım Töreni için Bolu’ya gitmiş. Gazeteciler Allianoi’yi sormuşlar kendisine. Allianoi diye bir yerin bulunmadığını iddia ederken, “Tarihi ve tarihi eserleri koruyan, çevreyi koruyan hükümet biziz. Tüm tarihi eserleri ihya ettik. Hepsi çöküyordu. Sadece Türkiye’de değil, Bulgaristan’da, Yunanistan’da, Bosna Hersek’te, Moğolistan’da oradaki abideleri kim kurtardı? Bizim hükümet tarihi eserlere en saygılı hükümettir,” demiş. Şunları da belirtmiş Allianoi’yle ilgili: “Şunu anlayamıyorum: Bulan biziz, kurtaran biziz, para desteği veren biziz. Tarihi eserleri korumak için ne istiyorlarsa yapalım. Ondan sonra hedef tahtası oluyoruz. Böyle şey olmaz,” demiş... İşçiler, memurlar, emekliler gençler, yaşlılar geldi gözlerimin önüne. Onlar da şöyle diyebilirler: “Bu kişileri Meclis’e sokan biziz, onların mutlu olmalarını sağlayan biziz, onların aylıklarını veren biziz. Onların istedikleri herşeyi yapalım. Ondan sonra, en küçük bir protestomuzda hedef tahtası olalım, polislerin işkencesine uğrayalım. İşte bunu anlayamıyoruz...” Acaba buna ne yanıt verir AKP Bakanı?

evrensel.net
www.evrensel.net