Sırbistan, İsrail, ABD seçimleri: Yeni devrimciler birinci dünyanın üçüncü dünyalıları mı olacak?
Henüz belirsiz ve reaksiyoner ama giderek daha yapısal bir alternatife dönüşebilir birinci dünyadaki üçüncü dünyalı gençlerin hareketleri.
Konumuz güncel seçim halleri, bu seçimlerden bazı izler izlenimler.
Paranın iktidarın işgalin yüzü: İsrail’in, ABD’nin, Trump’ın yüzü
Karenin ortasında hakim bir grup var, insanlıktan kopmuş, bilinçten aydınlanmadan kopmuş, yüzleşme becerisinden yoksun, empati gücü hiç yok, asık suratlı, kendini beğenmiş, lümpenleşmiş, Netanyahu, Milei, Bolsonaro, Musk, Trump veya İsrail, AB, ABD , itici güçleri para pul iktidar, çoğu stratejik kısmen fantastik dünyalarında 7/24 konuşuyorlar: İşgaller müesses nizamının esasıdır, işgalleri artırarak sürdüreceğim, Irak da Suriye de Venezuela da Küba da İran da Gazze de Kutuplar da Pasifik de ABD’nin olacak, buna karşı savaşanları ben bitireceğim, çoğunu ben bitirdim, bazılarını bitiremedim, savaşların hepsini bitiremiyorum, savaşları bitiremezsem ben biterim: Pax Romana -Dünyayı ele geçiren Roma.
Trump veya Netanyahu gibiler kendine münhasır adamlar değil, bir ipe münhasırlar. Yüzlerine bakınca suratlarında İsrail’in, ABD’nin kurucu motiflerini, güncel nesnelleşmelerini görüyorum. ABD’nin, yayılmacılığın yüzü/ temsili. Söyledikleri de hiç saçma sapan sözler değil, temel politikalarına ve literatüre uygun.
Bu tipte daha pek çok isim sayabiliriz. Gazze meselesinde, İran meselesinde kareye girenleri, Mekke Anlaşması’nda kareye girenleri, tek kutuplu değil birkaç kutuplu olsun diyen Putin’i, Şi Çinping’i de üç aşağı beş yukarı kareye ekleyebilirsiniz.
Bu tipin seçeneği ne, o çok açık değil ama seçeneğe dair bazı belirişler de var.
Trump: ABD işgallerine karşı savaşanları bitireceğim
Bilinçli mi yoksa bilinç dışı, hatta bilinçaltı mı, bilemiyorum ancak siyasal literatürde ve BM normlarında İŞGAL (haksız saldırı) ve SAVAŞ (haklı savunma) başkadır, karşıttır, aralarında orta terim olmadığından çelişiktir. Yani ortak bir yanları yoktur, tecavüzcü ile mağdur arasındaki ilişki gibidir, birbirini dışlar. İşgal haksız bir tecavüzdür, işgale uğrayan mağdurdur; başka çare kalmamışsa mağdurun savaş hali mazur bir savunmadır.
Trump, işgalleri bitireceğim hiç demedi, hatta işgalleri daha da genişleterek sürdüreceğim diyor.
Trump’ın söylediği “Savaşları bitireceğim” yani ABD işgallerine karşı direnenleri kırıp geçireceğim, teslim alacağım, diyor.
Trump’ın söylediği ABD politikalarına son derece uygun.
İşgaller temel amacımız, yumuşak veya zorla, ABD hegemonyasına biat edilecek, biat da yetmez, ABD yayılmacılığının taşeronluğu yapılacak, yoksa bize karşı mevcut yaşam alanını savunmaya kalkanları, bize karşı savaşanları bitireceğim, bunları ezer geçerim.
Ezebilirse, ezebildiği kadar eziyor zaten.
ABD, Trump olsun olmasın, bu ana politikasından hiç vazgeçmedi, vazgeçmiyor. Japonya’da, Almanya’da, Kore’de, Vietnam’da, Yugoslavya’da, Irak’ta, Libya’da, Sudan’da, Venezuela’da… yapabildiği her yerde işgalini sürdürüyor.
ABD yayılmacılığının dışsal ve içsel diyalektiği: İşgal edemezsen yenilgi sayılır
Weber, işgali başaran taraftakiler ölen askerler dışında kazanmış sayılır, her alanda da kazançlı çıkar diyor, Kaybeden de kaybeder.
Vance, İran işgali yüzünden kaybettik seçimleri, diyor. Sonuna kadar haklı. İran’a çok zarar verdiler ama İran’ın savaşma gücünü bitiremediler. Bir sonuç alamadılar. Bu da ABD üstünlüğünü tartışılır hale getiriyor, rakiplere cesaret veriyor. İran’ın savaşı bitirilmeli idi, ABD işgaline hizmet edilmeli idi. Trump ile yönetimimiz İran’da savaşı bitiremedi, işgali henüz garantileyemedi. Bu da sandıklara yansıdı, ABD’li seçmen bizi cezalandırdı.
Bu işin dışsal çelişkisi ve sonucu.
İçte de çelişkiler artıyor. Hem de dışsal çelişkiler bunun ana kaynağını oluşturuyor.
Küresel dünyadan Çin’in de ağırlık koyduğu iki veya çok kutuplu bir dünyaya mı doğru geçiliyor. Bu ABD’nin dünya hegemonyasını ve dünya kaynaklarından aldığı payı zayıflatacaktır. Zaten bütün iktisadi göstergeler de ABD ve AB’nin daha önceki yıllara göre dünya ekonomisindeki tartışılmasız büyüklüğünün giderek yıpranamaya başladığını gösteriyor.
Bu ABD yurttaşına veya sakinine de refah kaybı olarak geri dönüyor, yayılmacılığın maliyeti artarken getirisi beklendiği kadar büyük olmayabiliyor.
ABD ve AB refahının sürdürülebilirliği her geçen gün zorlaşıyor.
İçte de mülkiyet rejimi sebebiyle zengin daha zenginleşirken orta sınıf ve aşağıdakiler daha da fakirleşiyor.
Sırbistan veya ABD’de sosyal politikalardan yana olan gençler yükselişte
Refah kaybı en çok da gençleri etkiliyor, ana babalarından daha iyi bir hayata kavuşamayabilecekleri tehdidi artık aktüelleşmiş, gerçeğe dönüşmüş bulunuyor. Gelecek beklentisi zayıflayan orta alt sınıf gençler -ki, sayısı ultra zenginlere göre oldukça geniş-, henüz örgütsüz ama kendiliğinden gelişen reaksiyonlar gösteriyor.
Emekliler, işsizler, asgari ücrete çalışanlar gibi çok dinamik olmasa da çok büyük bir kitleyi oluşturan diğer yoksullar da sayılırsa, reaksiyoner taban neredeyse nüfusun yüzde 70-80’ini oluşturuyor.
Avrupa’dakiler de ABD seçimleri de biriken çelişkilerin, köhnemiş rejimlerin, yaşlanmış ve yerleşikleşmiş otokratik partilerin günün sorunlarına yanıt olamadıklarını, bürokrasinin de yasal meşru bir yönetim tarzı olmaktan çıktığını, sıkışmanın her geçen gün arttığını gösteriyor. İlginçtir, Trump, geldiğinde birçok kurumu da lağvetmişti.
Genç, dürüst, canlı, daha önemlisi sosyal politikalardan yana yeni yüzleri görmeyi geniş bir kesim olumlu karşılıyor.
Para babalarına, spekülatörlere, iş birlikçi taşeronlara, nepofonculara, borsacılara, bigtechlere, zincir paracılara, köşe başlarını tutmuş köhne çıkarcılara, mafyalara, çetelere, tarikatlara, localara karşı, kısaca despotik -tümden keyfileşmiş- kapitokrasiye ve iş birlikçilerine karşı geniş kesimlerin reaksiyonları artıyor ama bunu ortak büyük amaçlar için taşıyabilecek örgütlü teori/politika ve adresleri henüz oluşmamış bulunuyor. Yeni genç devrimci bir virtüelite -gerçekleşmeye uygun bir gerilim- her geçen gün biraz daha görünür hale geliyor, yoğunlaşması taşıyıcılarını bulması yeni devrimlerin kıvılcımı olabilir.
Yeni devrimciler birinci dünyadaki üçüncü dünyalılar olabilir
Marcuse’un değerlendirmesi ile ’68 hareketleri devrimci ruhta değil orta sınıfın geriye düşmesini/ değer kaybını onarmaya yönelikti. Bu reformist memur, işçi, düzenli geliri olan orta kesimlerden artık yeni bir şey çıkmaz diyordu; yeni devrimci hareketler, giderek daha da yoksullaşan kesimlerden, belki üçüncü dünyadan çıkacaktır diye öngörüyordu Marcuse.
Üçüncü dünya çok dağınık, Mandela’yı akışa dahil ettiler, Kaddafi gibi iddialı olanlarının da kellelerini uçurdular.
Öyle coğrafi olarak çok uzaklara gitmeye de gerek kalmayabilir. Yeni devrimciler birinci dünyadaki üçüncü dünyalılar olabilir yani birinci dünya ve çeperinde biriken ama her geçen gün daha da yoksullaşan, gelecek beklentisi kaybolan kesimler, biraz da okumuş yazmış kökenden mevcut akışta gelecek umudunu kesmiş entelektüel gençler yeni devrimciler olabilir, diğer üçüncü dünyalı veya bu duruma düşmüş kesimler de hızla bunların etraflarında toplanacaktır. Örneğin Almanya’da AfD böyle bir arayışın biçimlenmemiş seküler milliyetçi formunu oluşturuyor, Sırbistan’daki öğrenci listesi daha insani toplumsal bir arayış. İsrail’de Arap listesi, ABD’de genç solcuların öne çıkmaya başlaması, Fransa ve Avrupa’daki liseli hareketleri ilk izler olabilir.
En alt sınıflar, prekarya, maalesef düşünsel birikimden, bir hareketi taşımaktan görece daha uzak ama başlayan hareketlerde çok etkili olabilir. Taşıyıcıların ise eski orta sınıfların yoksullaşan yeni kuşaklarından oluşması daha muhtemel.
Özetle, yeni devrimciler birinci dünyanın üçüncü dünyalılaşanları olabilir: Teorilerini, politikalarını, adreslerini biraz inşa edebilirlerse veya bazı asgari ama çok temel amaçlarda buluşabilirlerse.
Bugün 6 Kasım. Amerikancı darbecilerin köhnemiş eskimiş kurumu YÖK’ü yeni devrimcilerin aşacağı rahatlıkla öngörülebilir.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et