Kamuda ‘maaş reformu’ tuzağı
2027 Yılı Cumhurbaşkanlığı yıllık programında yer alan, kamuda maaş yapısının “görev, yetki, iş güçlüğü ve sorumluluk düzeylerine göre yeniden düzenlenmesi” hedefi, kamu emekçileri arasında geniş bir tartışma başlattı. İktidara yakın çevreler bu başlığı geleneksel bir “maaş reformu” müjdesi olarak sunarken, iktidarın bu konudaki sicilini ve geçmiş pratiklerini yakından bilen kamu emekçileri derin bir endişe taşıyor.
Son 25 yılda “kamu personel rejiminde reform” adı altında hayata geçirilen düzenlemelerin kamu çalışma rejiminde yarattığı tahribat düşünüldüğünde; bilinçli kamu emekçileri haklı olarak “Bu işte kesin bir bit yeniği var” diye düşünüyor.
Kamu emekçilerinin haklı şüphesinin en somut ve tarihsel kanıtı, 2011 yılında benzer bir “ücret adaleti” ve “sadeleştirme” vaadiyle ilan edilen 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) deneyimi ile yaşandı. Kasım 2011’de “Eşit işe eşit ücret” sloganıyla hayata geçirilen bu KHK, kamuda adalet sağlamak bir yana, mevcut hakları tırpanlayan bir araca dönüştürüldü. Kurumların kendine has uzmanlık ve çalışma koşullarından doğan ikramiyeler, mesai ücretleri ve ek ödemeler “eşitleme” politikası ile sınırlandırılırken, düşük ücretlilerin maaşını yükseltmek yerine yüksek tazminatlı çalışanların kazanılmış hakları aşağıya çekildi. Süreç sonunda Anayasa Mahkemesi (AYM), kazanılmış hakların kararname ile düzenlenemeyeceği gerekçesiyle pek çok hükmü iptal etti.
Siyasi iktidarın kamu personel rejimindeki geçmiş pratikleri incelendiğinde; “esneklik”, “performans” ve “iş güçlüğü” gibi buram buram piyasacılık kokan kavramların, kamuda objektif ölçütlerden uzak, tamamen siyasi ve idari takdire dayalı bir istihdam yapısı oluşturmayı hedeflediği açıkça görülüyor. Kamuda liyakat sisteminin ve güvenceli kadro yapısının adım adım tasfiye edildiği, mülakat tartışmalarının, torpil ve kayırmacılık uygulamalarının eksik olmadığı mevcut düzende; “sorumluluk” ve “iş güçlüğü” gibi kriterlerin kimler tarafından, neye göre belirleneceği apaçık ortada.
Geçmişte yapılan benzer düzenlemelerin kamu emekçilerinin mali haklarını korumaktan çok, bütçedeki personel maliyetini azaltma aracı olarak kullanılmış olması, atılması planlanan adımların bir anlamda “aşağıda eşitleme” mantığına dayandığını gösteriyor. Üstelik önümüzde ibretlik bir Öğretmenlik Mesleği Kanunu (ÖMK) örneği var: ÖMK ile aynı okulda, aynı ders saatinde ve aynı sorumlulukla sınıfa giren öğretmenleri “uzman” ve “başöğretmen” ünvanlarıyla ayrıştırıp derin maaş uçurumları yaratan bir anlayışın, tüm kamuda “eşit işe eşit ücret” sağlayacağına inanmak en hafif tabiriyle saflık olur.
Bu nedenle, manşetlerde “müjde” veya “köklü reform” diliyle sunulanlar, kamu emekçileri için bir iyileştirme vaadi olarak görülemez. Aksine asıl hedef, kazanılmış hakları ve iş güvencesini yeni bir esnekleştirme dalgasıyla tırpanlamaktır. Anayasal güvence ve çalışan temsilcilerinin rızası gözetilmeden masaya getirilen her yeni model, 666 sayılı KHK örneğinde olduğu gibi, adalet getirmek yerine kamu istihdamında tamiri güç gedikler açacaktır.
Ancak şu unutulmamalı: Kamu personel rejimi değişikliği veya esnek çalışma modelleri gibi toplumsal dirençle karşılaşacak maddeler her yıl bütçe ve program metinlerine yazılır fakat gerçekleşme ihtimali gösterilen tepkilere göre değişir. 2027 bütçe görüşmelerinin gündem olduğu bugünlerde, kamu emekçilerinin uyanık, birleşik ve örgütlü tutumu, bu tür “reform” tuzaklarını boşa çıkaracak en büyük güvencedir.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et