Emperyalizm, Çin ve Guglielmo Carchedi
Marksist ekonomi politik eleştirisinin güçlü bir ismini daha yitirdik. İsmi çok bilinmese de İtalyan Marksist Guglielmo Carchedi, Anwar Shaikh’le birlikte herhalde Türkiye’de ekonomi eğitimi almış Marksist kuşakları yazılarıyla en çok etkileyen insanlardan biriydi. Özellikle de kâr oranlarının düşme analizi üzerinden. Ne yazık ki ikisi de artık yeni şeyler yazamayacak. Füruğ Ferruhzad’ın sözleri geliyor aklıma: “Hangi yaşta ölürsek ölelim, tamamlanmamış cümlelerimiz olacak.” Bu söz odamda asılıdır ama emin olun Füruğ’un bu sözü nerede kullandığını bilmiyorum. Belki de Aydın Çubukçu’nun Yeni E Dergide Can Yücel şiirleri/sözleri bağlamında varlığına dikkat çektiği düzmece bir piyasanın ürünüdür o da… Ama ne kadar doğru, doğru olduğu ölçüde kuvvetli, kuvvetli olduğu ölçüde de hüzün verici değil mi?
Carchedi sınıf analizinden, krizlere, kâr oranlarının düşme eğiliminden, dengesizlik iktisadına, Avrupa Birliği’nden, diyalektiğe, bilgi sorununa dair çok sayıda alanda çalışma yapmıştır. Ancak öyle söyleyebiliriz ki Carchedi ne çalıştığıysa “değer bakış açısı”ndan çalışmıştır. Marx’ın değer teorisi onun hemen her çalışmasında iş başındadır.
2023 yılında Michael Roberts ile birlikte yayımladıkları Türkçesini kabaca “Değer Prizmasından 21. Yüzyılda Kapitalizm” olarak düşünebileceğimiz kitabı onun çalışma halkasının son kitabı olmuştur. Burada “son” kelimesi gerçek manasını taşıyor. Yine yakın zamanda kaybettiğimiz Cengiz Gündoğdu ile çok yıllar önce yaptığımız bir sohbette bu kelimeyi ne kadar manasız yere kullandığımı fark etmiştim. Cengiz Hoca’ya masasının üzerinde duran İnsancıl Dergisi’ni işaret edip son sayı mı diye sormuştum. Hayır demişti, biz “yeni” sayı demeyi tercih ediyoruz. Şimdilerde sıradan konuşmalarda bile bir şey öğrenebildiğiniz insanlar iyice azaldı, gerçi öğrenmek isteyen de kalmadı gibi ama…
Uzatmayalım, Roberts ile Carchedi’nin, Carchedi için son, Roberts için ise yeni kitaplarının dördüncü bölümü “Emperyalizm ve Değer” başlığını taşıyor. Bu bölümden bahsederek Carchedi’yi anmak istiyorum, tüm çalışmaları yanı sıra Londra’da yaptığımız kısa bir sohbetin de hatırına… Düşünsenize bir fincan kahvenin hatırı kırk yılsa o kadar kitap ve makalenin hatırı ne kadardır…
Carchedi ve Roberts ilgili bölümde tamamlanmış bir emperyalizm tartışması yürütmekten ziyade modern emperyalizmin bazı yeni ekonomik ve finansal özelliklerini tartışmayı amaçladıklarını belirtiyorlar. Onlar değer prizmasından baktıklarında emperyalist sömürüyü, yüksek teknolojili emperyalist ülkelerin, düşük teknolojili tahakküm altındaki ülkelerden kalıcı ve uzun vadeli olarak net artı değer elde etmeleri olarak tanımlıyorlar. Yüksek teknolojili ve yüksek organik sermaye kompozisyonuna sahip emperyalist ülkelerin, düşük teknolojili ve düşük organik sermaye kompozisyonuna sahip bağımlı/gelişmekte olan ülkelerden sürekli ve kalıcı bir şekilde artı değer sömürmesi emperyalizmin en önemli ekonomik veçhesine işaret ediyor onlar için. Onlara göre bu süreç, yalnızca emperyalist ülkelerde değil, aynı zamanda bağımlı/gelişmekte olan ülkelerde de kârlılıktaki uzun vadeli eğilimsel düşüş bağlamına oturmaktadır. Yazarların yaklaşımının en öne çıkan yanı, emperyalizmi kapitalizmin genel bir yasası olan "kârlılık oranının düşme eğilimi" ile doğrudan ilişkilendirmeleridir. “Küresel kapitalizmde kârlılık oranları uzun vadede düşmektedir. Bu sıkışma, emperyalist ülkeleri sömürüyü artırmaya ve çevre ülkelerden daha fazla artık değer koparmaya iter. Çevre ülkelerden merkeze akan artı değer, emperyalist ülkelerdeki kârlılık krizini geçici olarak hafifleten bir karşı-eğilim olarak belirir, ancak krizi tamamen ortadan kaldıramaz.”
Bu noktada şüphesiz artık değerin emperyalist ülkelere nasıl aktığı önem kazanıyor. Yazarlar burada dört kanal tespit ediyorlar: döviz senyorajı, sermaye yatırımlarından elde edilen gelir akışları, ticaret yoluyla eşitsiz mübadele ve döviz kurlarındaki değişimler.
İlkinde, ABD dolarının uluslararası rezerv para, yatırım ve ödeme aracı olmasının, ülkeye uluslararası senyoraj ayrıcalığı kazandırdığı vurgulanır. Bu sayede ABD, başka ülkelerden yaptığı ithalat karşılığında kendi ulusal para birimini (dolar banknotlarını ve tahvillerini) sunar; bu da dışarıdan gelen gerçek metaların/değerlerin karşılığında ülkeye net bir artı değer akışı ve haraç (tribute) benzeri bir avantaj sağlar. İkinci kanal, emperyalist merkezlerdeki sermayedarların gelişmekte olan/bağımlı ülkelerde yaptığı doğrudan yatırımlar ve finansal varlıklar üzerinden elde ettiği rant, banka faizleri ve net kâr akışlarının merkez ülkelere transfer edilmesine işaret etmektedir. Yüksek teknolojili ve yüksek organik sermaye kompozisyonuna sahip emperyalist ülkeler ile düşük teknolojili bağımlı ülkeler arasındaki ticaretin yüksek teknolojili ülkelerin lehine kalıcı bir artı değer transferi ürettiği mekanizma üçüncü kanalı oluşturmaktadır. Yazarlara göre uluslararası piyasalardaki döviz kuru hareketleri ve dalgalanmaları, emperyalist merkezlerin çevre ülkelerin para birimleri ve varlıkları üzerindeki baskı ve manipülasyon gücünü artırarak değer transferini tahkim eden mekanizmalardan biri olarak işlev görür. Bu da işaret edilen dördüncü kanaldır.
Peki kimdir bu emperyalist ülkeler? Aslında cevabı az çok biliyoruz ama yirmi birinci yüzyıldaki gelişmelere baktığımızda kafamızı kurcalayan bir ülke var değil mi? Çin. Çin emperyalist bir ülke midir sorusu bu bölümün yine önemli bir sorusu.
Yazarlara göre Çin, emperyalist ülkelere yaptığı ihracat üzerinden ciddi bir artı değer kaybı (negatif eşitsiz mübadele transferi) yaşamaktadır. Bu transfer, Çin'in ihracat kârlarının %13'ünü aşmakta ve ABD ile olan ticaretinde Çin GSYİH'sinin %6-8'ine ulaşmaktadır. Emperyalist blok ticaret yoluyla artı değer kazanırken, Çin hem emperyalist blokla hem de gelişmekte olan/diğer bağımlı ülkelerle olan ticaretinde net bir değer kaybına uğramaktadır. Yazarlara göre bu durum Çin'in sömüren (emperyalist) değil, sömürülen/tahakküm altındaki (dominated) ülkeler bloğunun bir parçası olduğunu kanıtlamaktadır.
Çin son 70 yılda verimlilik açığını kapatma yönünde adımlar atmış olsa da ortalama verimlilik düzeyi hâlâ ABD'nin önemli bir oranda altındadır. Bu verimlilik farkı nedeniyle, Çin ABD'ye ihracatını artırıp ticaret dengesini iyileştirse bile, eşitsiz mübadele (değer transferi) dezavantajı kötüleşmeye devam etmektedir. Yazarlara göre, Çin emperyalist merkezlere net artı değer ihraç eden bir konumda olduğu ve eşitsizliklerden zarar gördüğü için emperyalist bir ülke tanımına uymamakta, aksine küresel kapitalist hiyerarşide bağımlı/tahakküm altındaki ülkeler grubunda yer almaktadır.
Yirmi birinci yüzyıl kapitalizmine yönelik değer perspektifinden yazılmış bu kitabı herkese tavsiye ederim. Yanında da sert bir espresso… sıcak suyun yüksek basınç altında ince öğütülmüş kahve çekirdeklerinden telaşsızca geçmesi gibi henüz söylenmemiş sözlerinizi telaşsızca düşünebilmek için…
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et