Mekke Anlaşması’nın eki iki anlaşma daha…
Ortadadır; Saray rejimi ABD’nin stratejik amaç ve hedeflerine uygun pratik adımlar atıyor. En önemlisi, Meclise yeni indirilen Suudiler ve Pakistan’la imzalanan Mekke Anlaşması. Anlaşmayla, Türkiye’nin örneğin Suudilerin, aslında onun da arkasındaki güç olan Amerikan emperyalizminin çıkarları uğruna savaşa sürülmesi imza altına alınıyor.
Mekke Anlaşması’nın iki önemli özelliğinden biri, İsrail’in dışta kaldığı bir ittifak işine gelse bile, Türkiye’den çok Suudilerin ihtiyaçlarını karşılayacak oluşudur. İkincisiyse, hegemonyasını sağlamlaştırma açısından bölgedeki dayanaklarının pekiştirilip güçlendirilmesini talep eden Amerikan stratejisinin bir ihtiyacı olarak gündeme gelmesidir.
Anlaşma, taraflarının birine yapılan saldırının diğerlerine de yapılmış sayılacağı maddesini kapsıyor. Riyad’daki “olağanüstü toplantısı” sonunda üç ülkenin dışişleri bakanlarından oluşan “Mekke Savunma İttifakı Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi”, bu madde uyarınca Husilerin saldırıları karşısında Suudi Arabistan’a asker gönderileceğini açıkladı. “… Üzerinde mutabık kalınan askeri kuvvetler ile yeteneklerin uzlaşılan düzenlemeler çerçevesinde Suudi Arabistan’a sağlanmasına ve bunların hızla konuşlandırılmasına yönelik tedbirleri almayı… kararlaştırmıştır.”
Apar topar imzalanıp hayata geçirilmeye çalışılan anlaşma Trump’ın zamanında sözünü ettiği “Ortadoğu NATO’su” ya da onun “çekirdek” örgütlenmesinden başka bir şey değil. İran’ın müttefiki olan Husilerin yıllardır Yemen’e saldıran Suudi Arabistan’a hava saldırılarıyla yanıtı fırsat bilinerek gündeme getirildi.
Türkiye, bir NATO ülkesi, Amerikan müttefiki ve bu ülkenin bölgedeki sağlam bir dayanağı olarak vaziyet almıştır. Yeni bir “düzen verilme” sürecinde olan Ortadoğu’da, bunun önemli bir unsuru olarak ABD’nin (ve ortağı İsrail’in) İran’a saldırısının sürdüğü koşullarda Türkiye başka herhangi anlamı olamayacak net bir adım atmaktadır: Türkiye, rejimini değiştirmeyi ya da boyun eğdirmeyi amaçlayarak İran’ı da açıkça hedef alarak bölgede itiraz kabul etmeyen hegemonyasını kurmayı hedefleyen ABD’nin stratejisiyle uyum içinde olmakla kalmamakta bu strateji çerçevesinde oluşturulan bir saldırı anlaşmasına taraf olmaktadır. Saray rejiminin ileri düzeyde merkezileşmiş olduğu göz önüne alındığında kısa sürede Yemen özelinde Ortadoğu’ya asker gönderilmesinin eli kulağındadır.
NATO’nun Ortadoğu ayağı olarak Türkiye’nin imzaladığı tek anlaşma Mekke Anlaşması değil. İki anlaşma daha var ve Mekke Anlaşması’nın fazla gürültüsü çıktığı için diğerlerinin sözü edilmiyor.
Mekke Anlaşması’nın öncesinde üç ülke Mısır’ın da katılımıyla bu yılın martında yine Riyad’da dışişleri bakanları düzeyinde bir araya geldi. “Kalıcı istikrarı desteklemek ve bölgesel meselelerde diyaloğu güçlendirmek amacıyla” açıklaması yapıp “R4” adıyla bir mekanizma oluşturdu. Anlaşma denip imzalanmamasına bakıp önemsiz denemeyecek mekanizmanın tarafları, geçtiğimiz hafta 23 Ekim’de İstanbul’da, bu kez İtalya dışişleri bakanının da katılımıyla, kendilerine “E3” adını takan Almanya, İngiltere ve Fransa dışişleri bakanlarıyla toplandı. Türkiye’ye yüklenen, Avrupalı emperyalistlerle bölge gericiliğini birleştirecek köprü olarak inisiyatif almak!
Mekke Anlaşmasının ardından üçüncü bir hamle daha geldi ve 21 Ekim’de bu kez Türkiye, Katar, Pakistan ve Endonezya savunma bakanları Katar/Doha’da bir araya gelip Bedir Mutabakat Zaptı’nı imzaladı. Savunma Bakanlığı “mutabakat”ın içeriği ve amacını şöyle açıkladı:
“…Mutabakat, katılımcı ülkeler arasındaki askeri işbirliği ufkunu genişletmeye, savunma sanayi sektöründeki ilişkilerini geliştirmeye ve güvenlik ile istikrarı destekleyip ortak hedeflere ulaşılmasını sağlayacak şekilde çok taraflı işbirliğini güçlendirmeye katkıda bulunacak…”
“Güvenlik”… “istikrar”... “ortak hedefler”... “Askeri işbirliği ufkunun genişletilmesi”… “Zabıt” küçümsenir gibi değil. Dayanağı olarak askeri sanayi kompleksinin geliştirilmesi içinde olmak üzere, Asya’ya kadar uzanarak, ideolojik kültürel yakınlıkları İslam olan ülkelerin bir araya gelişi herhalde yeni ve kendi başına bir bloklaşma değil ve çimentosunun ABD’yle işbirliği olduğundan kuşku duyulamaz.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et