25 Ekim 2026 00:05

Almanya’da krizin sınıfsal bilançosu

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Almanya’daki krizi bu köşede bir süredir büyüme modellerinin ekonomi politiği açısından tartışıyorum. Ağustostaki yazıyı, yeni modelin faturasının kime kesileceği sorusuyla bitirmiştim. Bu soruya yanıt vermek için büyümenin oranına değil, sınıfsal dayanaklarına bakmak gerekiyor. İhracatçı büyük sanayi sermayesi ile örgütlü, nitelikli sanayi işçileri Alman büyüme koalisyonunun iki temel ayağıydı. Ancak bu koalisyon hiçbir zaman bütün emekçileri kapsamadı. Sanayide görece yüksek ücret ve iş güvencesi korunurken, düşük ücretli hizmetler ve güvencesiz istihdam ihracat rekabetçiliğinin maliyetlerini üstlendi.

Şimdi kriz, önceki büyüme koalisyonunun merkezini aşındırmaya başladı. Bu haftaki yazıda, ifo Enstitüsünden Joachim Ragnitz’in yeni çalışmasından hareketle, Almanya’daki büyüme modeli krizinin sınıfsal bilançosunu ele alacağım.

Sanayinin çekirdeği

Önce son verilerle başlayalım: Merz hükümeti, 8 Ekim’de 2026 büyüme tahminini yüzde 0.5’ten yüzde 1.3’e çıkardı. Ekonomi Bakanı Katherina Reiche’ye göre büyümenin üçte ikisini altyapı ve savunma harcamalarının yarattığı kamu kaynaklı canlanma, üçte birini ihracat taşıyor. Ancak aynı dönemde çalışan sayısı geriliyor. Ağustos 2026’da istihdam bir yıl öncesine göre 235 bin kişi azaldı. Yani hükümetin toparlanma diye sunduğu sürece, sanayinin iş kayıpları eşlik ediyor.

Ragnitz’in Federal İş Ajansı verilerine dayanan araştırması, 2018 sonu ile 2025 sonu arasında Almanya’da sigortalı istihdamın 1.7 milyon kişi arttığını gösteriyor. Fakat aynı dönemde imalat sanayisinde 496 bin iş kayboldu. Üstelik kaybın yaklaşık yüzde 60’ı Alman ihracat modelinin kalbinde yaşandı. Otomotivde 123.5 bin, metal ürünlerinde 115.6 bin, makine sanayisinde 64.5 bin kişilik iş kaybı var. Bir başka ifadeyle toplam istihdam artarken sanayinin çekirdeği küçülüyor. Bu ayrım, büyümenin neden eski toplumsal dayanaklarını yeniden üretemediğini anlamak için önemli.

Tablo: Kaynak: Ragnitz (2026), ifo Dresden berichtet 5/2026.

Tablo: Kaynak: Ragnitz (2026), ifo Dresden berichtet 5/2026.

Bu üç sektör, ihracat fazlasının yanı sıra sendikalı sanayi emeğinin de merkezinde duruyordu. Dolayısıyla yaşanan, sıradan bir sektörel değişim değil, eski büyüme koalisyonunun emek ayağını zayıflatan bir çözülme.

Aynı veriye göre savunma sanayisini de kapsayan diğer taşıt araçlarında 22 bin kişilik artış var ancak bu otomotivdeki kaybın beşte birine bile ulaşmıyor. Yani, silahlanmaya dayanan yeni kamu talebinin, eski sanayi istihdamını aynı ölçekte yeniden yaratacağına dair ortada bir kanıt yok.

Faturayı ödeyenler

Krizin ilk faturası, 2000’lerdeki Hartz reformlarıyla yaygınlaşan güvencesiz istihdama kesildi. Geçici işçi (Zeitarbeit) sayısı 243 bin kişi, yaklaşık üçte bir oranında geriledi. Bu işçilerin sanayiye bağlı kısmı hesaba katıldığında, sanayiyle ilişkili istihdam kaybı 628 bine çıkıyor. Bu anlamıyla, işler kötüye gittiğinde önce kimin gözden çıkarıldığı şaşırtıcı değil: Büyüme koalisyonunun dışında tutulan, iş güvencesinden en az yararlanan kesimler. O zaman şu çıkarımı yapabiliriz: Alman büyüme modelinin esnek iş gücü piyasası, krizin maliyetini aşağıya aktaran bir mekanizma olarak işliyor.

Ancak fatura burada kalmıyor. Mesleki eğitimli çalışanların sayısı 252 bin kişi azalırken üniversite mezunlarının istihdamında 1.8 milyonluk artış var. Metal işlerinde ise 231 bin kişilik kayıp yaşanmış. Bu veriyi, eskiden modelin merkezinde yer alan nitelikli sanayi işçisinin artık doğrudan krizle karşı karşıya kalması şeklinde yorumlayabiliriz.

Burada tarihsel bir ayrım önemli. Alman sanayisinin çeşitlendirilmiş kalite üretimi, güçlü sendikal örgütlenme ve kurumsallaşmış toplu pazarlıkla gelişmişti. Sermaye, ücretleri sınırsızca aşağı çekemediği koşullarda rekabeti; teknoloji, beceri ve kalite üzerinden kurdu. Ancak 2000’li yıllardaki ücret baskısı ve Hartz reformları aynı modelin neoliberal yeniden yapılanmasını sağladı. Sanayi çekirdeği belirli güvencelerini korurken, ücretli emeğin başka kesimleri maliyeti üstlendi. Bugün ise sanayideki daralma bu eşitsiz büyüme koalisyonunun merkezini de aşındırıyor. Bir başka ifadeyle sermaye açısından kriz, emek maliyetlerini ve çalışma koşullarını yeniden belirleme fırsatına dönüşüyor.

Yeniden üretim

Peki sanayide iş kaybolurken toplam istihdam nasıl artabildi? Yanıt, toplumsal yeniden üretim alanlarında. 2018-2025 arasında sağlıkta yaklaşık 391 bin, sosyal hizmetler ve bakımda 357 bin, kamu yönetiminde 329 bin yeni iş yaratıldı. Yaşlanan nüfusun bakım ve sağlık ihtiyaçları, ihracatçı sanayinin kayıplarına karşı istihdamı destekledi. Fakat bu alanlarda yaratılan işler, eski sanayi işlerinin ücret, örgütlenme ve bölgesel dağılım bakımından doğrudan karşılığı değil. Üstelik bakım emeğinin genişlemesi, bu faaliyetlerin hangi koşullarda ve kimin sırtında yürütüleceği sorusunu daha yakıcı hale getiriyor.

2026’da bu kısmi dengeleme de zayıfladı. İlk çeyrekte hizmetler dışındaki sektörlerde 202 bin kişilik azalmaya karşılık, hizmetlerde yalnızca 45 bin kişilik artış yaşandı. Kamu kaynaklı büyüme tahminleri yükselirken istihdamın daralması, devletin ekonomiyi canlandırmasıyla emekçilerin durumunun iyileşmesinin aynı şey olmadığını hatırlatıyor.

İktidar bloku

Emek cephesinde büyüme koalisyonu çözülürken iktidar bloku da yeniden şekilleniyor. Etienne Schneider’in ayrımından yararlanırsak, küresel rekabette ulusal şampiyonları, teknolojik egemenliği ve stratejik sanayileri öne çıkaran sermaye kesimlerinin ağırlığı artıyor. Merz hükümetinin “yeni devletçilik” olarak tanımlanabilecek hamlesi de bu doğrultuda ilerliyor. Mart 2025’te yapılan anayasa değişikliğiyle belirli savunma ve güvenlik harcamalarının GSYH’nin yüzde 1’ini aşan bölümü borç freni dışında bırakıldı. Buna göre de altyapı ve iklim yatırımları için 500 milyar avroluk fon oluşturuldu. Siemens ve Deutsche Bank öncülüğündeki “Made for Germany” girişimi, 2028’e kadar 800 milyar avroyu aşan yatırım taahhütlerini hükümetle birlikte duyurdu. Dolayısıyla, kamu kaynaklarının hangi sermaye kesimlerine yöneltileceği, yeni dönemin sınıfsal mücadelesinin merkezinde.

Bu müdahalenin seçiciliği dikkat çekici. Savunma ve altyapı için mali kurallar gevşetilirken sağlık, bakım ve eğitim emekçilerinin ücretleri gibi cari harcamalara benzer bir istisna tanınmıyor. Elbette hastane ve okul binaları yatırım fonlarından yararlanabilir. Ama toplumsal yeniden üretimi ayakta tutan emek için aynı mali esneklik söz konusu değil. Borç frenini “kutsal bir ilke olarak” sunan ordoliberal yaklaşım, sanayi rekabetçiliği ve silahlanma gündeme gelince geri çekiliyor.

Hegemonya krizi

Krizin coğrafi dağılımı sınıfsal tabloyu ağırlaştırıyor. İmalat sanayisindeki istihdam kaybı Doğu Almanya’da yüzde 8.4, Batı’da yüzde 6.8. Makine sanayisinde fark daha da büyük: Doğu’da yüzde 14, Batı’da yüzde 5. Thüringen ve Sachsen-Anhalt’ta hizmetlerdeki büyüme sanayi kaybını karşılayamadığı için toplam istihdam da geriledi. Birleşmenin ardından yaşanan sanayisizleşmenin mirasını taşıyan Doğu’nun kimi bölgeleri, şimdi yeni bir çözülmeyle karşı karşıya.

Sachsen-Anhalt’ta 6 Eylül seçiminde AfD yüzde 43.8 oyla birinci parti oldu, CDU yüzde 17.2’ye geriledi. AfD’nin yükselişini doğrudan işsizlik rakamlarından türetmek belki açıklayıcı olmaz. 1990 sonrası dönüşüm, nüfus kaybı ve siyasal temsil krizi de bu tablonun parçası. Yine de eski üretim merkezlerinin toplumsal dayanakları zayıflarken aşırı sağın kendisine siyasal alan açması tesadüf sayılamaz. Büyüme modelinin krizi, iktidar blokunun rıza üretme kapasitesini de aşındırıyor. İktisadi kriz, bu anlamda bir hegemonya krizine dönüşmüş durumda.

Sınıfsal bilanço

Bilançoyu toparlayalım. Yeni büyüme modeli henüz tam olarak ortaya çıkmış değil. Fakat geçişin sınıfsal maliyeti şimdiden belirginleşiyor. Önce geçici işçiler, ardından nitelikli sanayi emekçileri ve sanayi bölgeleri kaybediyor. Diğer tarafta savunma, altyapı ve stratejik şirketler için kamusal kaynaklar seferber ediliyor.

Sol açısından öne çıkan talep, eski ihracat modelini nostaljik biçimde savunmak olamaz. Sanayi emeğini bakım, sağlık ve hizmet emekçileriyle birleştiren; istihdamı, ücretleri ve kamusal yatırımları demokratik denetime bağlayan başka bir program gerekiyor. Aksi halde devletin sermayeyi kurtarmaya yöneldiği bir dönemde, emekçilerin yaşadığı çözülmenin siyasal karşılığını, aşırı sağ örgütlemeyi sürdürecektir.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et