Nazım Hikmet’te umut

Nazım Hikmet’te umut

Nazım Hikmet, 20.yüzyılın en büyük şairlerindendir. Ölümünün üzerinden yarım yüzyıl geçmesine karşın yalnız ülkemizde değil, dünyada da en tanınmış, şiirleri bilinen, okunan, seslendirilen şairimiz, Nazım Hikmet’tir. O, şiire hem öz hem de biçimsel olarak yaptığı katkıyla, çağlar geçse de unutulmayacaktır.

Tahir ŞİLKAN

“.....
.....
Bir eski Acem şairi :
«Ölüm âdildir» — diyor,—
«aynı haşmetle vurur şahı fakiri.»
Hâşim,
neden şaşıyorsunuz?
Hiç duymadınız mıydı kardeşim,
            herhangi bir şahın bir gemi ambarında
                                             bir kömür küfesiyle öldüğünü?...”
Bir eski Acem şairi :
«Ölüm âdil...»
Şişeyi bırakın Ahmet Cemil.
Boşuna hiddet ediyorsunuz.
Biliyorum,
ölümün âdil olması için
hayatın âdil olması lâzım, diyorsunuz...”

Nazım Hikmet, 20.yüzyılın en büyük şairlerindendir. Ölümünün üzerinden yarım yüzyıl geçmesine karşın yalnız ülkemizde değil, dünyada da en tanınmış, şiirleri bilinen, okunan, seslendirilen şairimiz, Nazım Hikmet’tir. O, şiirde ulaştığı büyük ustalığın yanında şiire hem öz hem de biçimsel olarak yaptığı katkıyla, çağlar geçse de unutulmayacaktır.
Nazım Hikmet, “İnsanım, insani olan hiçbir şey bana yabancı değildir” diyen şair Terentius’un sözünü içselleştirmiş olduğunu, edebiyatında ortaya koymuştur. İnsanın ve insanlığın bütün hallerine dair şiirler yazmıştır. Kendisini, “büyük insanlığın” parçası sayan Nazım Hikmet, insanlığın yeni bir dünya, yeni bir âlem düşünün seslendiricisidir.
“...Biz, kendimizi bütün insanlıkça yaratılmış değerlerin, bütün insanlık kültürünün mirasçısı sayarız. Bütün insanlık, yalnız Avrupa, yalnız eski Yunan, Roma, Rönesans değildir. Asya’sıyla, Afrika’sıyla, Amerika’sıyla bütün dünyadır. Çin, Japon klasikleri, Hint, İran, Türk klasikleri ve halk sanatlarımızın bütün insanlık kültür hazinesindeki payı diğerlerinden hiç de aşağı değildir. Reimde de, şiirde de, heykelde de, edebiyatta da bu böyledir.
Nazım Hikmet, kendisini realist-diyalektik-materyalist iyimser bir insan olarak niteler.” Gerçek olarak kabul etmediğim şeye, gerçekliğini ispat etmemiş şeye inanmam ve inanmadığım şeye sanatımı alet etmem…” Nazım Hikmet, hayatını ve sanatını yaratıcı, geniş halk yığınlarının hayatına ve yaratıcılığına samimi bir biçimde bağlamıştır. “…İnsanlarımı seviyorum, bütün zaafları ve kepazeliklerine rağmen onlara güveniyorum, tarihi onlar yapmışlardır ve onlar yapacaklardır.”
Nazım Hikmet, henüz 61 yaşında yaşamını yitirir, ancak kendisi bunun bir bitim değil başlangıç olduğunu yazar. Bu ölümden sonra diriliş inancı değildir:

“Ayrılık vakti yaklaşıyor hergün biraz daha
Güzelim  dünya elvada!
Ve merhaba kâinat...”

Nazım Hikmet, içinde yaşadığı güçlükler, acılar, savaşlar ve yokluklara karşın yaşadığı çağdan korkmadığını, “asrım sefil, asrım yüz kızartıcı “olsa da” yirminci asırlı olmaktan övünüyorum” diye yazar. Çünkü, onun yaşadığı asır yalnızca “sefil ve yüz kızartıcı” değil, aynı zamanda “cesur, büyük ve kahraman” dır...
Nazım Hikmet, insanlığın gücüne, gelecek günlere, insanlara inancı ve umuduyla siyasal inancını bütün açıklığıyla ortaya koyarak seslenir:

“Aya gidilecek – daha da ötelere
Teleskopların bile görmediği yere,
Ama bizim dünyada ne zaman kimse aç kalmayacak,
Korkmayacak kimse kimseden
Emretmeyecek kimse kimseye
Yermeyecek kimse kimseyi
Umudunu çalmayacak kimse kimsenin
İşte ben komünistim bu soruya
Karşılık verdiğim için…”

Nazım Hikmet, umutludur. Umudunun kaynağı emekçilerin elleridir. Emekçi halkın birleşik mücadelesidir. Emekçi halkların, işçi sınıfının yeni bir dünya, bambaşka bir âlem için vermesi gereken, verdiği, vereceği mücadeledir. Umudunu bağladığı emekçilere, bu inancıyla seslenir, bir kez daha...

“ ...
Beklenen günler, güzel günleriniz ellerinizdedir,
Haklı günler, büyük günler,
Gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan
Ekmek, gül ve hürriyet günleri”

Nazım Hikmet “ümidin düşmanı olanların”  mutlaka  yenileceğine ve “bir daha geri dönmemek üzere yıkılıp gideceklerine” inanarak seslendirir umudunu:
 
“ve elbette sevgilim, elbet
Dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya
Dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle; işçi tulumuyla
Bu güzelim memlekette hürriyet”

Ne zaman? sorusunun yanıtını Nazım Hikmet Memleketimden İnsan Manzaraları’nın önsözünde söyler;

“Demir
Kömür
Ve şeker
Ve kırmızı bakır
Ve mensucat
Ve sevda ve zulüm ve hayat
Ve bilcümle sanayi kollarının
Ve sahra
Ve mavi okyanus
Ve kederli nehir yollarının
Sürülmüş toprağın ve şehirlerin bahtı
Bir şafak vakti değişmiş olur,
Bir şafak vakti, karanlığın kenarında
Onlar ağır ellerini toprağa basıp
Doğruldukları zaman

(kimler?)

“Zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri olmayanlar”

www.evrensel.net