27 Mart 2014 00:42

Seçimlerin son düzlüğündeyken

Yerel seçimlerden sonraki süreçte Türkiye siyasetinde kartların yeniden karılacağını söylemek mümkün. Özellikle bir sonraki seçim olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ne ile karşı karşıya kalacağımızı, 30 Mart seçimlerinden sonra oluşacak yeni stratetijler belirleyecek

Paylaş

Deniz ORTAKÇI
ODTÜ


2014 yerel seçimleri, ‘her seçim döneminin kendine has havası’ndan biraz daha farklı koşullarda gerçekleşiyor. Hükümetin ortaya çıkan yolsuzlukları ve ses kayıtları arasında seçimler geldi çattı. Seçimlerden kim güçlü çıkacak? Seçimlerden sonra memleketin hali ne olacak? Kimin beklentileri nasıl karşılanacak? Daha çokça sorulabilecek soruların arasında kendimize bir kaç cevap bulmaya çalışalım o halde.

ESKİ DOSTLAR DÜŞMAN OLDU

AKP iktidara geldiği günden bugüne, her seçimde büyük oy oranları almış ve kendisini bunun sonucu olarak ‘milli irade’ ilan etmişti. Kendine yüklediği bu sıfat bağlamında, iç ve dış politikadaki her stratejisinin halkın çıkarından başka bir şey olmadığını savunup durdu. Kendi tutumunu, halkın, ‘milletin’ tutumu olarak göstermeye çalıştı. Fakat kendi politikalarının bir sonucu olarak giderek yalnızlaşan bir pozisyona sürüklendi. AKP, çeşitli cemaat ve tarikat odakları ile birlikte Türkiye burjuvazisinin önde gelen kesimlerinin koalisyonu olarak ortaya çıkmıştı. Ancak bugün en büyük koalisyon ortağı olan Gülen Cemaati’yle arası bozulmuş durumda. Arasının bozulmasından da öte birbirine cepheden saldıran, beddualar yağdıran bir konumdalar.

SAĞLAM İRADEDEN ÇATIRDAYAN İRADEYE

AKP’nin seçim sloganını hepimiz biliyoruz; ‘Lafa değil icraata bakarım’. AKP’nin son süreçteki icraatlarına bir bakalım o halde. İç politikada yönetememe sorunu ile boğuşuyor AKP. Özellikle Gezi direnişinde tümüyle ayyuka çıkan bu yönetememe hali, AKP’nin yıllardır uyguladığı politikaların ve kullandığı söylemin bir sonucu olarak görülebilir. Bu politikalara direnenler ‘hunharca’ polis şiddetiyle karşılaşıyor ve bunun sonucu olarak gençler yaşamını yitiriyor. AKP’nin ‘sağlam irade’si, giderek kendi iç kavgalarının ve pisliklerin ortaya saçıldığı bu dönemde, bir ‘çatırdayan iradeye’ dönüşmüş durumda.

TÜRKİYE’DE SİYASETİN KARTLARI YENİDEN KARILIYOR

AKP’nin bu ‘hal-i ahvali’, insanları alternatif arayışlarına ister istemez itmiş durumda. Özellikle AKP’nin ardından en çok oy alan ikinci parti konumundaki CHP’nin yerel seçim hamleleri dikkat çekici. Ankara’da MHP’li Mansur Yavaş’ı, İstanbul’da ‘Gülen Cemaati’nin adamı’ olduğu iddia edilen Mustafa Sarıgül’ü, Hatay’da eski AKP belediye başkanı Lütfü Savaş’ı aday göstermesi, CHP’nin yeni dönem siyasetinin nasıl olacağını açıkça gösteriyor. ‘CHP-Cemaat flörtü’ giderek belirginleşirken, seçimlerden sonra nasıl bir manzara ile karşı karşıya kalacağımız sorusu kafamızı daha fazla kurcalıyor.

Şu görüntüye bakarak, yerel seçimlerden sonraki süreçte Türkiye siyasetinde kartların yeniden karılacağını söylemek mümkün. Özellikle bir sonraki seçim olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ne ile karşı karşıya kalacağımızı, 30 Mart seçimlerinden sonra oluşacak yeni stratetijler belirleyecek.


YALNIZ VE GÜZEL ÜLKE!

Dış politika farklı mı peki! Son bir kaç senedir AKP’nin Ortadoğu ve Arap dünyasında, ‘bölgesel güç’, ‘örnek ülke’, ‘rol model ülke’ gibi sıfatlarla kendisini nitelendirdiğini görüyoruz. Ancak basit bir kaç örnek, AKP’yi bu sıfatlardan daha çok; ‘yalnızlaşan ülke’, ‘bataklığa giden ülke’ ya da ‘El Kaideci, El Nusracı çetelere destek veren ülke’ konumuna sürüklendiğini ispatlıyor. Mısır’da AKP’yi örnek aldığını söyleyen Müslüman Kardeşler’in vaziyeti ortada. Mısır halkı, Mübarek’i istemediği gibi Mursi’yi de istemediğini alanlarda gösterdi. Tayyip Erdoğan modelini reddeden halk güçleri, bugün darbecilerin kıskacı altında mücadelesini sürdürüyor. Bir başka çarpıcı örnek, AKP’nin belki de en çok kendine güvendiği hamle olan Suriye politikası. Burada AKP’nin ısrar ettiği çizgisi, onu işbirliği yaptığı diğer işgalci güçlerden bile ayrıştırdı ve ‘yalnızları oynayan’ bir noktaya sürükledi.


BİJİ BİJİ HDP

Şimdiye kadar yazımızda yer alan ‘seçeneklere’ baktığımızda yeni bir güç veya söylem olarak ortaya çıkan kimsenin olmadığını görüyoruz. Ancak bir tanesini bunlardan ayıralım: Halkların Demokratik Partisi. Yeni doğan bir güç olarak HDP, söylemleri ve iddiası nedeniyle tüm burjuva partilerinden ayrılmış durumda. HDP’nin bu ‘ayrı olma hali’ fark edilmiş olacak ki; Türkiye’nin batısında Aksaray, Fethiye, Urla gibi bölgelerde, kontra-güçler tarafından organize edilen çeşitli saldırılarla karşı karşıya kaldı. HDP bugün, Kürt özgürlük hareketinden Alevi hareketine, kadın ve gençlik hareketlerine pek çok toplumsal dinamikle de birleşme potansiyeli taşıyan tek cephe konumunda. Halkların umudu olan HDP, seçimleri kazanmaktan çok daha büyük bir iddiaya sahip. Sadece sandığı işaret etmeyen, tüm ezilenleri, ötekileştirilenleri birleştirmeye çalışan; bütün kültürleri, renkleri içinde barındıran bir parti. Gezi direnişinden bu yana sokakta tepkisini dile getirenlerin, burjuva siyasetiyle ve onun partileriyle olan ilişkileri gözle görülür şekilde zayıfladı. HDP’nin platformu insanlara ulaştığı ölçüde, onu kendi misyonunu ifade edecek şekilde, en güçlü demokrasi cephesi olarak ortaya çıkaracaktır.

PANDORA’NIN SANDIĞI MI?

Pandora’nın kutusunun hikayesini bilenler vardır. Yunan mitolojisine göre,bu kutuda insanlığın bütün günahları barınmaktadır. Pandora tarafından açılan bu kutunun içindeki bütün kötülükler dünyaya yayılır, sadece ‘umut’ bu kutunun içinde kalmıştır.

Bugün her fırsatta demokrasinin bir aracı olarak sandığı işaret edenler, bize Pandora’nın kutusundan fırlayanları hatırlatıyor. Ayrıca bir taraftan görüyoruz ki; Pandora’nın kutusundan fırlayanların kendi kutularından da pislikler, milyon dolarlar, yolsuzluklar saçılıyor. Kutu içinde kutu, ‘Inception’ misali. Bu paradigmaları böyle yorumlarken kendimize düşeni es geçmeden bağlayalım yazıyı.

Biz kendimize, o kutuda saklı kalan umudu özgür bırakabilmeyi görev biçmeliyiz. Sonuçta halkların kurtuluşunun, barışın, kardeşliğin umudu ne sandığa ne de kutulara sığar.


‘SEÇENEK SORUNU’

‘Seçenek sorunu’, her daim varolan bir meseledir. Ancak öyle ya da böyle, her daim ‘ittire kaktıra’ çatlaklar sıvanır, birleşme pozları verilir. AKP bu bataklığın içinde debelenirken, CHP’nin bu iddialı söylemlerine rağmen, parti içi ruh halinin ne kadar sağlıklı olduğu söylenebilir? AKP’nin kendi iç çatışmaları var da, CHP’nin yok mu? Kürt sorunundan Alevi sorununa kadar, farklı düşünen birçok CHP’li siyasetçi yok mu? CHP’nin seçimlerdeki adayları henüz sadece tartışma düzeyindeyken, kendi içerisinde pek çok tepkiyle karşılaşıldığını biliyoruz. Bugün bu tartışmaların üstü kapatılmış durumda ancak yarın yaşanacak herhangi gelişmede burada da büyük bir ayrışmanın olmayacağının garantisini kimse veremez.

ÖNCEKİ HABER

Bilim fotoğraflarının en iyileri

SONRAKİ HABER

Aliağa Belediyesinde işten atılan işçiler nöbete başladı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa