26 Ocak 2014 06:00

Artık onlar çırpınsın

Bunca yıldır çekilen acıların, yoklukların müsebbipleri, bu kurak yılda o koca gözlü sazanların hepsinden birden daha çok çırpınacaklar elbet. Varsın her yana duvarlar örmeye, halkı bölmeye, yeşili öldürmeye, binaları dizmeye doyamasınlar.

Paylaş

Çağdaş GÜNERBÜYÜK

Adını on küsur yıllık başbakandan alan yeni sayılacak bir üniversite, bu hafta içinde bir açıklama yapıp, adı "kolay kandırılan, aldatılabilen kimse" anlamına gelen balığın üç yeni türünün keşfedildiğini, bunlara başbakanın ve eşinin adının verildiğini duyurdu.
Biliyorsunuz elbette. Üniversite, 2006'da KTÜ'den ayrılıp Rize Üniversitesi adıyla kurulan, 2012'de adı değiştirilip başbakanla anılmaya başlayan, hala web sitesi rize.edu.tr olan, sitesindeki ifadeyle "fen ve sağlık bilimleri ağırlıklı" Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi. Balık, sazan. Tanım Türk Dil Kurumu sözlüğünden. Fırat nehrinde keşfedilen balıkların isimleri ise, Alburnoides Emineae, Alburnoides Velioglui, Alburniodes Recepi. Açıklamaya göre Emine, hocanın annesinin adı, Velioğlu hastane yöneticisinin, Recep ise "arazi çalışmalarına önemli katkılarda bulunan" bir Recep'in. Yerseniz. Kılçığa dikkat.
Herkeste farklı duygular mı uyandırmıştır bilmiyorum ama haberi ilk okuduğumda bende yarattığı ilk his, mutluluk oldu. Öyle demek yetmez, bir sevinç patlaması yaşadım, "İyi ki" dedim, "bu ülkede yaşıyorum, ne mutlu bana." Seviyorum memleketimi ve benim gibi düşünenler adına aklımdan geçenleri paylaşmak isterim.
Bu ülkede yalakalar mı yok, var. Herkesin malumu ya, oradan başlamış olduk. Üniversiteye daha yaşarken başbakanın adını veren, bulduğu balığa neden başkasının ismini versin? Güzel olan, yalakanın madaraya dönüşmesi için kendisinden başka kimseye ihtiyaç duymaması. İşte burası öyle güzel bir ülke. İktidarın koltuğa yapışmakla eşanlamlı çığlığı "yedirmeyiz" meğer yıllardır bir espriymiş de haberimiz yokmuş, gördünüz mü?
Gözümüzün içine bakarak her gün onlarca yalanın söylendiği, katilin ve hırsızın en pişkin haliyle halkla dalga geçtiği bu ülkeden bahsediyorum, evet. Sevmeyelim istiyor, beğenmeyelim, nefret edelim, kendimizi buraya ait hissetmeyelim diye ellerinden geleni yapıyor olabilirler. Varsın yapsınlar. Seviyorum merkez. Parkları, meydanları, şehirleri, ülkeyi boka bulayanların ülkesi olduğu için değil elbet, aslında bok içinde yaşamak istemediğini cümle aleme ilan edenlerin de ülkesi olduğundan. Ayakkabı kutularını dolduranların değil hesap soranların, katillere silah gönderenlerin değil, onlara silahları açığa çıkınca nasıl kıvıracağını şaşırtanların ülkesi olduğu için. Öldürenlerin değil "öldürmekle bitmeyiz" diye inadına sokağa dökülenlerin, satanların değil direnenlerin, sokağı yasaklayanların değil, yasağa rağmen sokaktan vazgeçmeyenlerin, işçilerin önüne barikat kuranların değil, "Otobüsleri durdurursanız biz de yürürüz" diyen işçilerin ülkesi olduğu için. Sevilmez mi bu ülke hiç?
O koca, görkemli nehirde bugüne kadar rahatça yüzen hayvancıklara, büyük gurur duyarak o isimleri verirken, başlarına gelecekler hakkında en ufak bir fikirleri olmaması, bundan o kadar tatlı değil mi? Sazanlıklarından başlayarak, her gün maruz kalıp laf yetiştiremedikleri mavralar karşısında düştükleri durum, onların becerisi değil. Bütün kredi sazangillerin olamaz, kusura bakmasınlar. Sadece yasaklar konan, ağaçları kesilen, ölünen, durulan, çalınan, çırpılan, yalan söylenen bir ülke elbette acılarla doludur. Öfkeliyiz ve sonuna kadar haklıyız. Ama aynı zamanda bu toprakların bundan ibaret olmadığını bilmenin huzuru, yüzlerine yüzlerine ne olduklarını söyleyenlerin bildiği gibi, başka şeye benzemiyor.
Artık biz "Gideceksiniz" desek ne olur, başkasını boşver, onlar bildikten sonra sonlarının yakın olduğunu. Ondan böyle çırpınırlarken. Bunca yıldır çekilen acıların, yoklukların müsebbipleri, bu kurak yılda o koca gözlü sazanların hepsinden birden daha çok çırpınacaklar elbet.
Varsın her yana duvarlar örmeye, halkı bölmeye, yeşili öldürmeye, binaları dizmeye doyamasınlar. Bu halkın çocukları o duvarların üstüne özgürlüğün en güzel isimlerini yazdıkça, korkan onlar olacak.
Her tarafları kılçık olsa ne olur. Herkes biliyor, karşılarında 70 bilmem kaç milyon sazan yok.

ÖNCEKİ HABER

‘İzlediğimiz çöküş’ bize ‘çıkış’ olur mu?

SONRAKİ HABER

Nusaybinliler: Savaşı da kayyumu da istemiyoruz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa