Fransa\

Fransa'da fuhuşa karşı caydırıcı yasa

Fransa’da on yıllık bir aradan sonra, geçen hafta başında yeniden fuhuşun denetlenmesi ve caydırıcı önlemler konusu meclise taşındı. 25 Kasım dolayısıyla “kadınlara yönelik şiddete karşı mücadele haftası” kapsamında, kadınların cinsel şiddetten korunması, fuhuşun kölelik gibi bir insanlık ayıbı olarak ele alınması ve ortadan kaldırılması tartışıldı.

Yıldız EREN / PARİS

Fransa’da on yıllık bir aradan sonra, geçen hafta başında yeniden fuhuşun denetlenmesi ve caydırıcı önlemler konusu meclise taşındı. 25 Kasım dolayısıyla “kadınlara yönelik şiddete karşı mücadele haftası” kapsamında, kadınların cinsel şiddetten korunması, fuhuşun kölelik gibi bir insanlık ayıbı olarak ele alınması ve ortadan kaldırılması tartışıldı.
27 Kasım’da Kadın Bakanlığı ve Sosyalist Partili milletvekilleri tarafından meclise sunulan yasa taslağına göre, ilk etapta fuhuş çetelerinin dağıtılması, fuhuş müşterilerinin cezalandırılması ve fuhuşa sürüklenen kadınların topluma yeniden kazandırılması için devletin bir dizi önlemler alması öngörülüyor.
Resmi olarak Fransa’da bu alanda ne kadar kişinin çalıştığına ilişkin rakamlara ulaşmak epey zor. Ancak 20 ila 40 bin kişiden bahsediliyor ve bunların da son yıllarda yüzde 80’nin yabancı kadınlardan oluştuğu belirtiliyor.
1990’larda eski Sovyet ülkelerinin dağılmasından sonra, Avrupa’da deyim yerindeyse başlı başına bir fuhuş sektörü oluştu. Özellikle doğu ülkelerinden getirilen gencecik kadınlar, uyuşturucu çeteleri ve mafya eliyle bu pazara sürüldü.
Fransa bu yaygınlaşmanın önüne geçmek için 2003’te çıkardığı bir yasayla sokakta çalışan kadınlara para ve hapis cezaları getirdi. Ne var ki bu yasa, şu veya bu sebeple fuhuşa sürüklenen kadınları suçlu statüsünde görüyordu.
Mayıs 2012’de yönetime gelen Hollande ekibi ve yenilenen Kadın Hakları Bakanlığı fuhuşa karşı mücadeleyi, kadına yönelik şiddet kapsamında ele alıp, buna karşı mücadele edeceğini  ilan etti.
Yıllardır fuhuşun yasaklanması ve toptan ortadan kaldırılması mücadelesi veren kadın örgütleri, politik partiler ve insan hakları örgütleri bunu olumlu karşılayıp destek verdiler. Ve bir yıldan beri yasa taslağını hazırlamakla görevli parlamenter grup geçen hafta bu taslağı meclise ve  kamuoyuna sundu.

FARKLI GÖRÜŞLER

Fuhuşun giderek azaltılması ve ilerde ortadan kaldırılmasına yönelik caydırıcı yasal önlemler  toplumda geniş tartışmalara ve bölünmelere yol açtı. İnsanlığın en utanç verici durumu olan insanın vücudunu para karşılığında satmak zorunda kalması, kimilerince sıradan bir meslek olarak yorumlanırken, bir kesim de “kadın veya erkeğin aşağılanması, pazara sunulması” olarak tartışıyor
Feministler bu konuda ikiye bölündüler. Bir kesim fuhuşu cezai önemlerle sınırlamayı moral değerler ve kişisel özgürlüklere müdahale olarak yorumlarken, diğer bir kısım kadın hakları savunucusu ise, yasa taslağının olumlu karşılarken yetersizliğine vurgu yapıyorlar. Yıllardan beri bu şekilde çalışan kadınların sosyal bir güvenceye sahip olması gerektiğini belirtiyorlar.
Meclise yasayı sunan grubun sözcüsü Maud Olivier, “fuhuşun toptan kaldırılması mücadelesini verenlerin ilk kazanımları bu alanda çalışan kadınların ‘maruz kalan’ statüsünü almasının önemli bir aşama olduğunu” söylüyor.
Kadın örgütlerinden “Osez le feminisme” grubu, kadınların yıllardır verdikleri mücadelenin bir kazanımı olarak gördüğü yasa taslağının olumlu karşılayanlardan. Örgüt, yetersiz bulmasına rağmen kadına yönelik şiddete son vermeye yönelik önemli bir adım olarak değerlendirdiği yasaya desteğini açıklıyor.
Yasaya en çok karşı çıkan, “Seks Çalışanları Sendikası” ve “Causeuer” dergisi etrafındaki kadın grubu. Hükümetin yasa tasarısının “moral değerler içerdiğini, bu alanda çalışan kadınların gönüllü olarak bu işi yaptığnı” savunuyor ve fuhuşun herhangi bir meslekle aynı kapsamda ele alınmasını talep ederek, yasayı “özel yaşantıya müdahale” olarak  değerlendiriyor.
Ancak, fuhuşa sürüklenen kadınların vücutlarının pazara sunulması ve cinsel malzeme olarak kullanılmasına ve kadın erkek eşitsizliğinin en bariz ve utanç verici biçimi olarak, gönüllü değil satın alındığını unutuyorlar. Victor Hugo bundan 150 yıl önce şöyle demiş: “Kölelik Avrupa uygarlığından silindi diyorlar, maalesef doğru değil. Sadece ismi değişti ve  kadınlar şahsında fuhuş olarak var olmaya devam ediyor.”

Yasa taslağında neler var?
Yasa taslağı üç önergeden oluşuyor.
Birincisi, fuhuş mafyasına ve sektörüne karşı mücadele. Bu işin arkasındaki çetelerin dağıtılması.
İkincisi, bu sektörde çalıştırılan kadınların suçlu statüsünden çıkarılıp, maruz kalan kişi olarak görülmesini sağlamak. Caydırıcı önlemlerle bu kadınların yeni bir sosyal yaşama döndürülmesi için desteklenmesi.
Ve son olarak da müşterilerin cezalandırılması.

Kökenleri çok eskiye dayanıyor

Fuhuşun denetim altına alınması yeni bir tartışma değil, kökenleri çok eskiye dayanıyor. Daha 1800’lerin başında iktidar ve özelikle dini kurumlar fuhuşa başvuran kesimleri denetim amacıyla “Tolerans evleri”  adı altında kapalı yerlere kapatılmış. Her ay doktor kontrolünden geçmek zorunda kalan kadınlar “toplumsal değer timleri” tarafından denetlenmiş. Toplumun görmek istemediği ayıbı olarak yorumlanan bu durum, dini önyargıların çok etkili olduğu dönemlerde kadınların çıplak olarak meydanlarda yakılmasına kadar varmış.
Kimi dönemlerde ise daha hafife alınarak “belli bir ihtiyaca yanıt olarak” kabul bile görmüş. 1946’da İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Ulusal Direniş Konseyi hükümeti, köleliğin yasaklanması ve fuhuşun ortadan kaldırılması mücadelesini aynı paralelde ele aldı.
1960’lı yıllarda, dünyanın değişik kıtalarında özellikle eski Fransız sömürgelerinde köleliğe ve sömürgeciliğe karşı halkların mücadelesi köleliğin yasaklanmasını gündeme getirdiğinde, Birleşmiş Milletler nezdinde fuhuşun da bu kapsamda ele alınması kararlaştırıldı. Fransa da buna uymak zorunda kaldı.
Ama yine de fuhuş hep varoldu. Büyük caddelerin kaldırımlarından arka mahallelere kaydırıldı,  evlerden internet ve oradan da lüks otellerin lobilerine çekildi.
 

www.evrensel.net