Geri dönüşüm mü çöpsüz toplum mu?

Geri dönüşüm mü çöpsüz toplum mu?

Devasa çöp yığınları için çare “geri dönüşüm” mü? Bu soru aslında “kapitalizm toplumsal ilişkileri düzenlemenin tek ve alternatifsiz yolu mu?” sorusuyla oldukça paralel. Karl Marx, Kapital’de söze nasıl başlıyordu? “Kapitalist üretim tarzının egemen olduğu toplumların zenginliği, muazzam bir meta yığını olarak görünür.”

Utku Zırığ

Devasa çöp yığınları için çare “geri dönüşüm” mü? Bu soru aslında “kapitalizm toplumsal ilişkileri düzenlemenin tek ve alternatifsiz yolu mu?” sorusuyla oldukça paralel. Karl Marx, Kapital’de söze nasıl başlıyordu? “Kapitalist üretim tarzının egemen olduğu toplumların zenginliği, muazzam bir meta yığını olarak görünür.”
Bu “meta yığını” ile “devasa çöp yığınları” arasında bir ilişki olsa gerek. Mevcut sınıflı toplumsal yapı içerisinde “Sermaye Döngüsü”nün tamamlanması için üretilen her metanın realizasyonu yani tüketimi gereklidir. Ancak bu tüketim tam manasıyla bir tüketme değil, öncelikle bir “satış” yani metanın içinde barındırdığı değerin realizasyonudur.
Satılan şeyler tüketilmiş sayılır mı? Veya satın aldığımız her şeyi tüketiyor muyuz? O şeyleri satan ve stoklarını tüketenler için cevap “Evet” olacaktır. Ancak sanıyorum çöp depolama alanları gerçek anlamda tüketmediğimize en büyük kanıttır. Aslında günümüzde tüketim bir çöp ve atık üretme mekanizması olarak işler. Üretilen çöp ve atıklar, içinde bulunduğumuz ekolojik krizin temel unsurlarından biri. Birçoğumuzun iyi niyetli çabalarla destek olduğu “geri dönüşüm” bu sorunu çözmenin bir yolu olarak karşımıza çıkıyor. En naif şekilde sokağımıza, apartmanlarımıza, dükkânların önüne koyduğumuz büyük plastik su şişelerinin içinde plastik kapaklar biriktiriyor, kâğıt, cam ve plastik gibi atıkları doğru çöp kutularına atmak için çaba sarf ediyoruz. Hatta “gelişmiş ülke”leri örnek göstererek, oralarda çöplerin evlerde bile türlerine göre ayrıştırıldığından dem vuruyoruz. Ama bunları yaparken, örneğin; suyun neden plastik şişelere hapsedildiği, birçok gıda maddesini tek kullanımlık hale getirilmek adına bazen içindekinden miktarca ağır ambalajların neden kullanıldığı gibi sorular sormuyoruz. Öyle olunca hafızalarımızda hâlâ taze olan çeşmelerin ne ara kaybolduğu, musluklardan içilebilir kalitede suyun neden akmadığı, süt, peynir vb. süt ürünlerini evimizden götürdüğümüz kaplarla mandıralardan neden almadığımız gibi sorular da bizleri pek ilgilendirmez oluyor. Haliyle “geri dönüşüm” de kapitalist üretim biçimin beraberinde getirdiği çöp sorununa tek çözüm yolu olarak karşımıza çıkıyor.

İŞTE BUNLAR HEP HAMMADDE

Oysa “geri dönüşüm”ün diğer pek çok endüstri kolundan, değer üretim mekanizması anlamında, hiçbir farkı yok. Hammaddesi çöp olan bu yöntem, üretileni tüketmediğimiz, tükettiğimizde ortaya yoğun olarak atık çıkarttığımız yani aslında malları kullanmak için değil satılması için ürettiğimiz sürece varolacak. Kapitalizmin kendi kâr üretme mekanizmasının yarattığı soruna bulduğu çözümle yeni bir kâr alanı yaratmasının başarılı bir örneğidir geri dönüşüm.
“Pre-kapitalist” ve/veya “feodal” gibi kolaycı nitelendirmeleri bir kenara bırakarak, kapitalist ilişkilerin tam olarak yerleşmediği köy, küçük beldeler gibi toplumlara baktığımızda çöpü yok denecek kadar az ürettiklerini görürüz. Hatta çok uzağa gitmeye bile gerek yok, etrafımıza biraz dikkatle bakarsak; “1 Milyoncular”dan plastik benzerlerini satın almak yerine defalarca kullanılan yoğurt kapları, kardeş, komşu, kuzenler arasında bir sonraki kuşaklara bırakılan kıyafetler, yenisini almak yerine defalarca tamir edilen mekanik/elektronik eşyalar, pazar çantaları, bez market torbaları veya pazar arabaları görebiliriz. Bunların tümü kolayca çöpe atmamanın, bir başka deyişle üretilmiş olanları hızla geri dönüşüm endüstrisinin hammaddesi haline getirmemenin örnekleri.
Oysa giderek şaha kalkan bir “kullan-at” kültürü içinde yaşıyoruz. Ustura ve jiletler yerini tek kullanımlık tıraş bıçaklarına bırakırken, “tamir ettirmek yenisini almaktan daha pahalıya geliyor” sözünü artık daha da fazla duyuyoruz.
Bu durumu üretilen malların üretilme şekli de yaratıyor şüphesiz. Garantisi dolduktan 1-2 yıl sonra bozuluveren cep telefonları, bilgisayarlar hayatımızın tam orta yerinde artık. Atık pil çok tehlikeli, dikkatle geri dönüştürülmesi lazım değil mi, sahi n’oldu tekrar şarj edilebilen pillere?

‘GEZEGENİN GELECEĞİ İÇİN GERİ DÖNÜŞÜM’

Türkiye, geri dönüşüm endüstrisinin ciddi makine ekipman yatırımları yaptığı bir ülke. Birçok malzeme geri dönüştürülebiliyor artık Türkiye’de. Hatta bazen geri dönüştürülmemesi gerekenler bile. İzmir Gaziemir’deki nükleer atık sorunu hala korkunç boyutlarda. Diyelim ki bu yasadışı bir hadiseydi, yasal olanlar ne kadar güven veriyor?
Hollanda Dış Ticaret Bakanlığı’nın düzenlediği, ülkenin geri dönüşüm tesislerinin tanıtıldığı bir medya turuna katılmıştım geçen sene. Tur kapsamında Hollanda Metal Geri Dönüşümü Federasyonu yöneticilerinden biriyle konuşma fırsatım oldu. Dünya’nın en gelişmiş teknolojileriyle donatılmış çöp ayırma tesislerinin olduğu Hollanda’da öğrendim ki metal geri dönüşüm işlemi yapılmıyormuş. Sebebini “düşük kar oranları” ile açıkladı konuştuğum kişi. Ancak karlılığı düşürenin, yasal kısıtlamalar ve yüksek karbon vergileri gibi uygulamalar olduğunu anlamak çok zor değil. Peki tahmin edin Hollanda’dan en fazla hurda metal alan ülke hangisi? Türkiye.
Orta ve Batı Avrupa ile ABD’nin ciddi satıcılar konumunda olduğu büyük bir çöp pazarı var dünyada. Düşünün tonlarca hurda ve çöpü taşıyor gemiler, bu gemilerin her biri fosil yakıtlar tüketiyor, karbon salımı yapıyor. Biri “gezegenin geleceği için geri dönüşüm” mü dedi?

NE KADAR ‘GELİŞMİŞ’ O KADAR ÇÖP

Türkiye gibi geç kapitalistleşmiş ülkelerde geri dönüşüm endüstrisi çöp ithal ediyorsa yeterince çöpe atmıyoruz demektir. Yeterince tüketmiyoruz olarak da yorumlanabilir bu durum. Türkiye’de hala tamir edilirken araçlar, örneğin Hollanda her yıl 500 bin araç satıyor, 220 bin araç geri dönüştürüyor. 1995 yılından bu yana tam 3 buçuk milyon araç ömrünü doldurmuş, en yaşlıları 15-16 yaşında. Ülkede yok olmaya yüz tutmuş meslek kollarının başında tamircilik geliyor. Hollanda “gelişmiş ülke”, Türkiye de öyle olmak istiyor. Fena da gitmiyor aslında işler. Ekonomi büyüyecek, istihdam yaratacak, daha çok üretim, daha çok tüketim, daha mutlu bir yaşam... Alternatif enerjiye geçip, çöpleri geri dönüştürüp, karbon salımını azalttı mı, Türkiye’den iyisi yok. Gerçekten hala var mı bu masala inanan?

NASIL BİR GELECEK?

Bir günah keçisi bulup suçu ona yıkmak değil niyetim, umarım anlatabilmişimdir. Atıkların zararlı etkilerinden kurtulma yöntemleri bulmak, bunları uygulamaya çalışmak, herbiri kıymetli çabalar, ancak sistemsel sorunlara işaret edilmeli.
İşçilerin radyodan dinleyeceği bir devrim değilse hayalimiz, kapitalizmin yerine geçecek olanı şimdiden inşa etmemiz gerekiyor. Bu kapitalizmin soruna çözüm olarak ileri sürdüklerini kabul ederek değil, yıkıcı olduğu kadar kurucu da olacak alternatifler yaratarak mümkün. O halde başladığımız gibi bir soruyla bitirelim; geleceğin toplumu çöplü mü olsun, çöpsüz mü?

* @utkuzirig

www.evrensel.net