23 Ekim 2013 06:00

Sana bana ona buna demokrasi

Üniversitelere iktidarın yansıması, bilim ve düşüncenin sınırlarının çizilmesiyle başlıyor. Akademi bu sınırlar içinde istediği biçimde üretim yapabilir. Akademisyenler istedikleri oranda üniversitenin bütçesinden yararlanabilirler. Eğer sınırları doğru anlamış, AKP demokrasisini içselleştirmişlerse

Sana bana ona buna demokrasi
Paylaş

Ülkemizde o kadar çeşitli demokrasi tanımı var ki, demokrasi var da biz göremiyoruz gibi bir endişeye kapılmamak mümkün değil. Özellikle iktidarın son haftalarda yaptığı açıklamalar, demokratikleşme paketi, üniversite açılışlarında yapılan demokrasi vurgusu, ülkede halkın yaşamına hiç dokunmadan dolaşan bir demokrasi olduğu duygusunu bizde uyandırdı.
Hükümetle demokrasi konusunda empati kurmaya çalışalım. Milyon dolarlık bir seçim yatırımının ardından, holding medyasının reklam ağına yaslanarak yapılan bir seçim çalışması. Seçim barajlarının antidemokratik niteliği nedeniyle elde edilmiş bir seçim zaferi. İşte demokrasinin zaferi bu.

HER ŞEY HALK ADINA

Böyle düşünmeye başladığımızda hükümetin demokrasi anlayışına yakınlaşmış oluyoruz. Bundan sonrası basit. Halkın seçimde oy verdiği hükümet; halk adına her şeyi söyleyebilir, bütün kararları verebilir, tüm toplumsal yaşamı kendi dininde düzenleyebilir, seçimi kazanmasını sağlayan sermayenin çeşitli katmanlarına, kentleri rant alanı olarak açabilir, çıkan yasalarda sermayenin çıkarlarını gözetebilir ve tüm iş koşullarını, çalışma hayatını burjuvazinin daha fazla kar etmesi üzerine kurabilir. Esnek ve taşeron çalışmayı yaygınlaştırmayı bir demokrasi atağı olarak gösterebilir. Kadınların esnek ve güvencesiz çalışma yaşamına girmesini sağlayabilir.
Dolayısıyla bu aşamada iç rahatlığıyla hükümetin bütün adımlarının demokratik olduğunu söyleyebiliriz! AKP, desteğini alarak iktidara geldiği burjuvaziye bütün demokratik kanalları açmış durumda. Burjuvazinin geleceğini garanti altına almak üzere hem ucuz iş gücünü hem sermaye için bilimin üretimini hem de kendi politikalarıyla birleşecek, bu politikalara sessiz kalacak, kendi hayatını kurtarmaya çalışacak bir nesli yetiştirmek üzere neoliberal politikalarla uyumlu, muhafazakar bir nesil yetiştirmek istemekte.
‘Demokratik’ seçimlerle iktidara gelebilmesi için kendisine sadık, gözleri görmeyen ya da en azından gördüğünü demokrasi sanan bir nesle ihtiyaç duyduğu aşikar. Bu demokrasi sevdasıyla sermaye hükümeti AKP, bir süredir üniversiteleri yeniden dizayn etmeye girişti. YÖK’ü kaldıracağız diye başlattığı sözde ‘demokrasi atağı’nı, gündeme getirdiği Yeni YÖK Yasa Tasarısı’yla bütün üniversitelere yayarak sürdüreceğini ilan etmiş oldu.

SINIRLI ALAN SINIRSIZ DÜŞÜNCE

Üniversite yönetimleri hala iktidarın kafasındaki demokrasiyi üniversitede hayata geçirebilecek isimlerin eliyle şekilleniyor. AKP’nin bu meseleye yaklaşımı ise şirket CEO’larının üniversitelere atanması şeklinde. Öğrenci ve çalışanların yanında akademisyenlerin de yönetimlerde söz sahibi olmadığını eklemek gerekiyor bu yaklaşıma.
Üniversitelere iktidarın yansıması, bilim ve düşüncenin sınırlarının çizilmesiyle başlıyor. Akademi bu sınırlar içinde istediği biçimde üretim yapabilir. Kulüpler istedikleri paneli gerçekleştirebilirken, akademisyenler istedikleri oranda üniversitenin bütçesinden yararlanabilirler. Eğer sınırları doğru anlamış, AKP demokrasisini içselleştirmişlerse üniversite açılışlarına bile katılabilirler.
Özetle: İktidarın ‘demokrasi’ anlayışından sıyrılmış, üniversitelerin sermayeye peşkeş çekilmesini içermeyen, düşünce ve ifade özgürlüğünün imtiyazını burjuvaziye vermeyen, eşitsizliklerden beslenmeyen “Gerçek bir demokrasi’ lazım bize.

 

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Aliağalılar termik santral istemiyor

SONRAKİ HABER

Tahir Elçi Vakfının Kürt sorunu panelinde ikinci gün: Sınıfsal meseleyle yüzleşilmeli

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa