Avarenin duvarı

Avarenin duvarı

Tayip, hiç soruyor musun kendine: “Adım neden polimciye çıktı” diye. Tayip bu Suriye işini, dışarıda kaşıdın kaşıdın kurdeşen oldun, şimdi içeride kaşıyorsun…Uyuz olduk.

Tevfik Taş

“Suriye
Şiir tanrıya çıkan merdivendir
derdi eskiler. Öyle olmadığını görürsün belki okursan beni.
Ama o gün anladım bulduğumu sana söyleyeceklerimi.
Gök silme bulut ve bir keçi sürüsü otlaya otlaya sarkıyordu böğürtlenlere, sazlıklara doğru.
O gün birbirine karışıyordu sıska yüzleri ayla güneşin.
Motor bozulmuştu ve bir kayaya kanla çizilmiş ok gösteriyordu Halep’e giden yolu.”

Eugenio Montale


Tayip, hiç soruyor musun kendine: “Adım neden polimciye çıktı” diye. Tayip bu Suriye işini, dışarıda kaşıdın kaşıdın kurdeşen oldun, şimdi içeride kaşıyorsun…
Uyuz olduk.
Efendimavna etti seni bu umutsuz umut. Suriye’nin pek çok bakımdan sevilemeyecek liderine bir zamanlar “Kardeşim” diyordun.
Akrabayken, akrep oldunuz birden.
Şimdi de duvar yaptırıyorsun ucuna Nusaybin’in. Efendi diyorum ki, çok duvar gördü bu dünyanın halkları ve çok avare etti duvara tapınanları; sen de aslında bilmez değilsin, ama zannım o ki çakar almazdan geliyorsun!
Tayip duvarlar değil, gölgeleri bunaltır, boğar bazen insanı. Senin gölgen, Onun, gölgesi, Senin ve Onun, gölgesinde kaldığınızın gölgesi…
Efendi söylemek ayıp olsa da söyleyeceğim, mecburiyetten:
Biz bıraktık gölgelerle didişmeyi
Naçar örmüşsün sen o dertten duvarı
Ya yıkarsın ya da halklar yıkar
Hakkı olmayanları Sezar’dan almak denir
O zaman yapılan işe

***
Efendi, bu kokain meselesini yazdım ya; meğer ne merak varmış millette ortalık değirmene döndü. Kimi diyor ki: “Sen ‘sanmam ki Tayip ile kokain arasındaki münasebet müspet olsun’ demişsin. Nereden biliyorsun?
Değirmende ağartmadık biz bu sakalı
Bize yutturamazsın sen bu mavalı.”
‘Bilmiyorum’ dedim, ‘Girilmez Allah’la kul arasına’ dedim.

Kimi de: “Belli ki sen mevzuya alabanda (yakın) değilsin. Yaz ki beyefendi değiştirsin torbacısını.”
‘Neden?’
“Abi, çağanoz olma, çok az keyifli, ziyadesiyle tatsız iş tutuyor; torbacılar kuvvetli ihtimal kekliyorlar onu!”
İşin ehli olsam ağızlarına tıkacağım sözü
Ama neylersin âlem,âlem değil anasının gözü
Bazı kariler de: “Kokain kredi kartıyla line line yani yol yol ayrılır, her yol, boru yapılmış banknotla burundan çekilir. Bu işin müptelası zenginler, burunlarını platinle kaplatır. Bizim efendi aklını platinlemiş” gibi cümleler kurdu.
Sıkıcı tabi. Aldırmadım. ‘Gül geç’ dedim. Ama nedendir bilmem, rüyama girdi bizim rahmetli İsmail Gülgeç. Meğer o da mevzuya alabanda etmiş,ne dese beğenirsin: “Tam benim ‘Hayvanlar’a göre bir hadiseye dalmışsın… Varda! (Dikkat!) Daha çok karışacak ortalık.”

***
Efendi, geçenlerde cami çıkışında dinledim seni. Eminim ki temiz kalple, bir rükû, bir kıyam, iki secde eda edip bayram namazını, çıkmıştın.
Allah kabul eylesin.Huda iki cihanda da sevap hanenize yazsın.
Fakat nasıl oldu, ağzınla beraber kalbin de mi bozuldu bilemedim; lakin birden bulandı mabeyin:
“BDP, Adalet Bakanlığı’yla iyi geçinsin yoksa kopar bu görüşmenin ipleri” dedin.
Efendi, Kolay yolculukların yolcusu olmayı bırak bir yana.
Ama söyle Allah aşkına
Ölümün ağzında yetişen otla doymak yakışır mı insana?

Bir de şöyle düşün: Kürt halkının temsilcileri, gerilla kuvvetleri de aynı üslubu kullansa, ne olacak o zaman şu pamuk ipliğiyle bağlanmış ateşkesin, şu yarım yamalak müzakerenin hali?

***
Tayip, gücüne gitmesin ama kimi mahkemelere güvenerek böyle kerpeten mizaç olmak seni de sıkmıyor mu? Hani ne demiş atalarımız:
“Gülmesini bilmeyen açmasın dükkân!”
Beyefendi size “Tazyik” diyenlere bir dünya ceza yağdırmışsınız.
Daha önce de söylemiştim, tekraren söylemek üzücü, lakin; nesneyi adıyla çağırmak farzdır, sünnettir.
Efendi, aylarca ülkeyi TOMA suyuna, enva-i kimyaya ve türlü gaza boğdunuz.
Babam derdi ki “Tavuk, tavukluğuyla yağmurlu günde bile su içince bakar Allah’a.”
Şu aziz mübarek bayram gününde yaptıklarınızı bir düşünüp lütfensiz de bakınız Allah’a; siz olsanız, ülkeye sıktığınız bunca Tazyikli sudan sonra,zatıâlinizene derdiniz?
İstemiyorum inanın size Tazyik demeyi, ama mani oluyor yediğimiz suların üstümde bıraktığı Tazyik.

***
Bazı böcekler vardır beyefendi, anason bitkisinin civarında yaşar. Neşelerini, ataklıklarını bilmem hiç gördünüz mü? -Benimki de soru ha! Nasıl göresiniz ki, anason kokusu sizde alerji yapıyormuş.-  Neyse, o civelek böceklerin, o muazzam neşelerinin, muhabbetlerinin altında ince, can yakıcı bir keder vardır. Nasıl desem, anasona çok yakınlar ama yeterince içlerine çekemiyorlar, anasonu daha çok almak istiyorlar ama doğaları yetmiyor.
-Kahpe felek işte kimine kavun yedirir kimine kelek.-
Sizin bu dur durak bilmez zamlarınızdan, ince(!) yasaklarınızdan ötürü efendi, halimiz biraz öyle. Aslında bu dediğim iyimserce; öyle ki hadi diyelim mangizi (parayı) bulup sofrayı kurduk… Amma memleket öyle bir hal aldı ki biz bu mereti ya ölüm haberlerinin ya da hapis haberlerinin gölgesinde içmeye duçar olduk.
Diyorum ki ekmeğe, güle, yakacağa, müskirata değil de biraz da emekçi ücretlerine zam yapsanız olmaz mı?
Diyorum ki demokratik hakları için meydana çıkan insanı vurmasanız, diyorum ki insana kıymasanız; diyorum ki hapislere tıkmasanız; az biraz demokrat olabilseniz olmaz mı?
Bunları sizden istemek zor, manasız biliyorum. Lakin yaptığımı anlamanız için İslam peygamberinin sözlerini anımsatmama izin verin:
“Bir kötülük gördüğünüz zaman elle düzeltin. Buna gücünüz yetmezse dille düzeltin. Buna da gücünüz yetmezse kalben buğzedin (sevmeyin). Bu ise imanın en zayıf derecesidir.”
Bunu benden önce görmüş olan emekçiler, bu yüzden ucun ucun kendi özgürlüklerini kendileri yaratıyor, kini, nefreti, sevgisizliği buğzederek.
Sokakları kan revan bu kentte efendi, bayramınızı kutlayarak, kapatayım şu bayramlık ağzımı.
 

www.evrensel.net