Şiddetin kökeni

Şiddetin kökeni

Yaşadığımız dünyanın en önemli sorunlarının başında gittikçe artan şiddet olgusu göze çarpıyor. Savaşlar, katliamlar, çatışmalar vb. geçmişten günümüze kitapların konusu olmuşken, modern olarak nitelendirdiğimiz günümüzde de gazete ve televizyonların sürekli manşetini süslüyor. Yaşamım

Okan Yolcu

UYSAL DOĞA VAHŞİ KAPİTALİZM

İnsandaki yıkıcılığın kökenine girmeden önce doğadaki yaşam üzerine birkaç söz söylemek zorunludur. Çünkü insan doğanın ürünüdür. Doğadaki yaşam bize izletildiği-anlatıldığı zaman sürekli doğanın vahşi olduğu vurgusu yapılır. Sürekli aslanın geyiği parçalama görüntüleri veya buna benzer görüntüler özellikle verilerek; “Vahşi Doğa” kavramı bize zorla empoze edilir. Verilen mesaj; ‘Yaşamak için yok et.’. Böylece kapitalizmin doğaya uygun bir sistem olduğu işlenmeye çalışılıyor. Kapitalizm kendine evrensellik biçimi vermek ve akılsal olanın bu düşünce olduğunu anlatmak için bütün doğayı kendi yasalarına göre açıklıyor. Oysa doğada hiçbir tür kitle katliamcısı değildir. Hiçbir aslan veya başka bir tür, açlığını giderdikten sonra zevk için, statü için, egemenliğine almak için kendi türüne veya başka bir canlıya zarar vermiyor. Bu bağlamda doğa vahşi değildir. Vahşi olan savaşlar katliamlar yapan kapitalizmdir!

İNSANDAKİ YIKICILIĞIN KÖKENİ

Tarihe baktığımda, ben kötümser birisiyim. Ama tarihöncesine baktığımda iyimser birisiyim.

J.C. Snuts

İnsanın, doğayı bozan, savaşlar çıkaran, katliamlar yapan, şiddet uygulayan tek tür olduğu anlayışı toplumda hakimdir. Kısmi doğruluk payı bulunmasına rağmen bu anlayış bizi tekrar kapitalist oyunun içine farklı bir şekilde atmaktadır. Çünkü bu düşünceye göre insansız doğa çok daha temiz ve barışçıldır. Onu kirleten, yıkan, parçalayan, kendi türüne karşı acımasız katliamlar yapan insanın kendisinden başkası değildir. İnsanlığı yok edemeyeceğimize göre bu sistemi kabul edin.  Bu söylemlerin ne kadarının doğru ne kadarının yanlış olduğunu anlamak için insanın evrimsel sürecine bakmamız zorunluluk haline geliyor.

İnsanın evrimsel sürecine bakarken kurulan bir tuzak da, insanın katil maymunlardan evrimleşerek geldiği söylemidir. Böylece insanın saldırganlığının doğuştan geldiği söylemine bilimsel(!) bir kanıt sunarlar.

Oysa yukarıda da belirtiğimiz gibi, doğada canlılar sadece beslenmek için diğer canlılarla karşı karşıya gelir. Yıkıcılığın, şiddetin kökeni kesinlikle yırtıcılık, etçillik değildir. Canlılarda kitle katliamları görmememiz bu yüzdendir.

ÖZEL MÜLKİYET!

İlkel komünal toplumda ufak tefek çatışmalardan başka herhangi bir savaş veya katliama rastlanmaz. Çatalhöyük’te yapılan çalışmalar sınıfsız, barışçıl bir toplumun binlerce yıllık sürecini anlatır. Çatalhöyük’te bulunan yüzlerce insan cesedinin hiçbirinin saldırı sonucu ölmemiş olması, bize insanın barışçıllığının göstergesidir.

Son 5-6 bin yılına gelindiğinde ise bütün bu süreci değiştirecek bir olay karşımıza çıkar; özel mülkiyet. Özel mülkiyetin-devletin ortaya çıkması toplumu sınıflara bölmüştür. Artık homojen, eşitlikçi bir toplum yerini, sömüren ve sömürülen olarak iki uzlaşmaz sınıfa bırakmıştır. Egemen sınıflar kendi çıkarları için sürekli savaşlar çıkarmış, katliamlar yapmışlardır. Son 3000 yılda savaşsız geçen zaman sadece 230 yıldır.

Kapitalist toplumda bu durum en üst noktaya ulaşır. Modern olarak nitelendirdiğimiz bu toplum, insanların en çok katledildiği, en acımasız yaşamın dayatıldığı süreçtir. Egemen sınıflar kendi işlediği suçları örtmek için suçu bütün insanlığa mal etmeye çalışır. ‘İnsan doğuştan saldırgandır’ sloganı gerçekleri maskelemekten başka bir şey değildir. Şiddet toplumsal  koşulların sürüklemesinin ürünüdür.

Sınıfların ortaya çıkması doğanın ve insanın kirlenmesine neden olmuştur. Doğanın ve insanın kurtuluşu kapitalist emperyalist sistemin ortadan kaldırılması ve sınıfsız toplumun kuruluşuyla olacaktır.

Şiddetin kökeni hakkında detaylı bilgi edinmek isteyenlerin, Erich Fromm’un ‘İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri’ adlı muhteşem yapıtını okumaları önerilir.

www.evrensel.net