09 Eylül 2013 16:27

Bir kadın işçinin intiharının ardından

Siemens fabrikasında çalışan bir kadın işçi, 3 Eylül günü evinde kendini asarak intihar etti. Nedenini bilmiyor hiç kimse. Daha doğrusu gazete haberlerinde yer alan “kocasıyla tartıştı kendini öldürdü, borcu vardı dayanamadı, şöyle oldu bu yüzden kendini astı” cümlelerinin hiç biri kurulamıyor on

Bir kadın işçinin intiharının ardından

Fotoğraf: Emrah Yorulmaz/AA

Paylaş
Siemens’ten bir kadın işçi

1 Eylül Pazar. Güneşli bir hava var dışarıda. Dünya Barış Günü vesilesiyle Kadıköy’de yapılan mitingde duyduğum bir haberle canım yanıyor. Tanımıyorum Nazliye’yi. Kimdir bilmiyorum. Kürsüden, ayrıldığı eşi tarafından katledildiğini duyduğumda “Yine mi” diyorum kendi kendime. Sırf kadın olduğu için katledildi Nazliye Sincar. Benim için başka bir yeri var artık Nazliye’nin; 1 Eylül günü barış sesini yükseltmek için miting alanına gitmek isterken, eski kocası tarafından sokak ortasında öldürülen mücadeleci bir kadın o. Özgürlüğü için, kadınlar ve barış için mücadele eden bir kadın. Üzüldüğüm ve yorulduğum gün oluyor 1 Eylül. 2 Eylül Pazartesi. Fabrikaya her sabah olduğu gibi alışık olduğum hareketlerle girdim. Çalıştık öylece. Konuştuk arkadaşlarla. Çıkarken ya da gün içerisinde hatırlamıyorum herkesle selamlaştım mı? Bu soru sonradan nasıl da önem kazandı benim için. 3 Eylül Salı. Herhangi bir günden farklı değil. Fabrikanın gürültüsüne karışıyor selamlaşmalarımız. Başlıyoruz çalışmaya. Az sonra bzi kahredecek olaydan habersiz... “Ölmüş” diyorlar... Bir ölüm haberi daha... Beklenmedik! Öylece düştü önümüze. Karıştı birden ortalık. “Ne oldu” diye öğrenmeye çalışıyoruz. Trafik kazası mı? Oysa daha dün bizimleydi. Çıkarken uzaktan da olsa görmüştüm. Kalp krizi mi? Kısacık zamanda çok şey söylendi. Ve “intihar etmiş” dedi biri. Nasıl yani? Anlam veremiyoruz. Makinalar da bizle beraber sustu sanki... Sessizleşti, kupkuru bir sessizlikle kapladı her yeri. Çay salonu boşaldı. Bütün bir gün hiç kimsenin yüzü bir daha gülmedi. Konuşmadık bile ordan burdan. Öylece çalıştık....  Duyduğum andan itibaren daha bir hırsla çeviriyorum tornavidayı. İşçi bir kadın nasıl yapar bunu? Aslında biliyorum bu eşiğe nasıl gelindiğini. Ve biliyorum bu süreç öyle kısa değildir. Ağır gelir bütün bir yaşam. Sen eğildikçe yaşamın karşısında, daha bir alır altına. Kendi karanlığını yaratır. O karanlık ki zifir gibidir. Açılmaz zannedersin. Ev, iş, aile herşey üstüne üstüne gelir. Yok etmeye hazır bir dişli gibidir yaşam. Hayatı her gün yeniden üretirken kendi hayatını üretemez hale gelirsin. Neden sorusu anlamını yitirir. Tek düşünce kalır. Gitmek... Gidip kurtulmak... Kurtuluş mudur bilemem. Keşke diyorum konuşabilseydim onunla. Fark edebilseydim içine düştüğü karanlığı ve elini tutabilseydim. Anlatabilseydim benim bu çözümsüzlüğü nasıl bir bir çözüme kavuşturduğumu. Aynı çarkların dişlileri beni arasına aldığında o çarkları kırmak için ne yaptığımı. Kapitalizm denen düzenin insanları yalnızlaştırdığını. Bu düzende kadınların daha bir yalnızlaştırıldığını, bu yalnızlıktan çıkabilmek için yaşamın her alanında mücadele etmeyi nasıl öğrendiğimi anlatabilseydim.... Mücadele ama örgütlü bir mücadele içerisinde yan yana durabilmenin olanaklarını anlayabilseydik beraberce... Ama olmadı. Yapamadık. Kalabalıklar içerisinde yalnızlığını fark edemedik... Onun içindir ki ruhum bedenime ağır geliyor. Taşımak güçleşti sanki. İsyan ediyorum. İsyanım beni daha da öfkeli, ama örgütlü mücadeleye daha inançlı hale getiriyor. “Yeter artık. Yeter!” diye bağırmak, içimi boşaltmak istiyorum. Bu “YETER” tüm kadınlara yaşatılanlara... Katledilenlere...  Yok sayılanlara... İntihara zorlananlara... Sisteme... Savaşa... Zulm edenlere... Bizi insan yerine koymayanlara... O çarkların dişlileri arasına insan bedenlerini atanlara, kadınların hayatlarını harcayanlara... Ölüme... Yeter!

ÖNCEKİ HABER

Sanayi üretimi hızlandı

SONRAKİ HABER

Akar: Bedelli askerlikten 9 milyar 533 milyon lira gelir elde edildi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa