“Augurcular” Görev Bekliyor

“Augurcular” Görev Bekliyor

Birkaç yıl önce yitirdiğimiz değer, Ulus Baker, Yılmaz Güney sineması hakkında “Sürü”den hareketle anahtar bir yargıda bulunur: İnsanların yaşama alanının her santimetre karesi siyasallaşmıştır. Ulus Baker, Spinozo’nın Tanrı ile doğayı özdeşleştiren, tekleştiren düşünce sisteminin modern yorumlayıcılarındand

Veysel Atayman

Hem ülkeler çapında hem de dünya çapında örgütlenmiş kapitalist-burjuva siyasetinde (tanımları isteyen çoğaltabilir) bu son birkaç yılda, başta inanç ilkeleri olmak üzere yaşama dünyamızı atomlarına kadar siyasallaştırmanın “açığa çıkma aşamasının” paniğinin güncel tanığı olup duruyoruz. İnsanın en doğal sosyal davranış ve alışkanlıklarını (mesela hamile kadının hareket coğrafyasını bile sınırlayarak, okullarda, sosyal alanda kızı erkeği haremlik selamlık alanlara kapatarak vbvb) bütün bu uzun erimli uygulanması imkansız “girişimlerini” nasıl yorumladıkları belli olmayan “Kitap” sözlerine dayandırdıklarını ima ederek dini siyasallaştırmanın, politikanın aracı yaptıklarının farkındalığıyla panikliyorlar. Panikledikçe, arkakik yorumun baskısı altına alınan “rasyonel” alanlar bile,(ekonomi, bilim, eğitim, teknoloji vb) –kahinlerin, büyücülerin, parapsikolojik patojenlerin yorumuna terk ediliyor. Antik çağın komutanları, imparatorları, “kuşçulara –augurlar-sormadan” muharebe alanına çıkmayı göze alamazlardı. Hükümdarların baş akıl vericisi kuş hareketi yorumcuları “augurlar”, kuşların uçuş düzeninden, yönünden vb çıkardıkları sonuçlarla savaş politikalarını etkilerlerdi. (Elbette iç siyaset de dolaylı olarak bundan nasibini alıyor olmalıydı.).
Bugün siyasetin baş aktörü görünümündeki yetkili, antik çağ siyaset yönlendiricilerinden daha geri düzleme yuvarlanıyor. Kuşların uçuş davranışlarını yorumlamanın, kehaneti iyi kötü “fiziki” bir gerekçeyle birleştirmenin yaklaşık 2 bin yıl sonrasında, kuş uçuşu analizlerinin yerini “telekinezisin” alabilmesi, kendine özgü bir sınıfsal rasyonelliğe güvenmek zorunda olan, bütün kaotik süreçlerine rağmen sermaye hareketinin rasyonalize edilebildiğine inanmak durumundaki “sermaye sınıfını” (içte ve özellikle dışta) şaşkınlığa sürüklüyor.(Tanrım paranın akılcılarını sen koru!) Kapitalizmin irrasyanalizme teslim olmak zorunda olduğu durumun bir tanımı da “faşizimdir”, telekinetizm değil. Yakında bir iki augurcu da başkentte danışmanlık maaşına baş vurursa ben çok eğleneceğim; modern burjuvazi eğlenir mi bilemem.
Bir takımın çiçeği “burnuna kaçmış” başkanı katıldığı bir siyasal mitingin önemine işaret edip (Kazlıçeşme mitingi), siyasetin futbolda/sporda kesinlikle yeri olmadığını söylüyordu. Son birkaç gündür koroya TV’leri, medyanın “hizmet sektörü” aktörlerini de katıştırıp duruyorlar. Sessel, görüntüsel yayının akışı değil, nerede kesileceği belirleyici artık. Yakında Drogba topla giderken, başlayan münasebetsiz yayını görüntüyle birlikte telaşla keserlerse, şu çok sevdiğim kadim Yeşilçam filmlerinden göbek atan bir “kulüp” dansözü hanım belirebilir aniden. Bekliyorum. Stüdyodan kesilemeyen bir ses, naklen yayının eğlendirme ruhuna tam denk düşmesini sağlıyabilir: “Oğlum, Drogba topla giderken bu pespaye karıyı kim soktu araya?”
Buyrun ben de çizdim kafayı Ali Şimşek’in çok sevdiğim deyişiyle. Ulus Baker, Spinoza derken, kulüpte göbek atan kadıncağıza kadar geldik. Eh telekinetikçilerin göbek attığı bir yerde, Drogbayı durdurup yerini alan dansöz kadın çok mu absürd. Tek fark, bu eski Yeşilçam filmlerinin siyah beyaz olması….

www.evrensel.net