Hayatım yollarda eriyor
Şafak vakti minibüs yakalamaya çalışmak, dakikalarca otobüs beklemek ya da Marmaray’ı kaçırıp on dakika sonrakini dert etmek hiç de eğlenceli değilmiş...
Fotoğraf: Mesut Baylav/Evrensel
İşçi Seval
Küçükken ailecek metroya bineceğimiz anı sabırsızlıkla beklerdim. Mahalleden çıkıp hareket halinde olmak bana büyük bir heyecan verirdi. Ancak büyüdükçe o büyü tamamen kayboldu. Şafak vakti minibüs yakalamaya çalışmak, dakikalarca otobüs beklemek ya da Marmaray’ı kaçırıp on dakika sonrakini dert etmek hiç de eğlenceli değilmiş.
Artık o eski heyecanın yerini derin bir yorgunluk aldı. Fark ettim ki eve pestilim çıkmış şekilde dönmemin sebebi sadece işim değil, tüm bu çileli gidiş-gelişlerimmiş. Yolun en zor kısmı, metroya adım attığım an başlıyor. Vagon kapış kapış; oturabilmek köşe kapmaca, ayakta kalmak ise yüzlerce insanla o sıkış tıkışlıkta hayatta kalma mücadelesi. Kötü kokular, son ses video izleyenler, ağlayan çocuklar... Hepsi ayrı bir sınav.
En çok da insanları izlerken içim burkuluyor. Kıt kanaat bir maaş için kendini harap eden, ayakta uyuyan o kalabalığı görünce derin bir üzüntü duyuyorum. Ne yapmalı, bu çark nasıl kırılır bilemiyorum.
Gün batımını otobüs camından izlerken akılda hep aynı sorular: “Bu akşam ne yemek yapsam?”, “Sabah kaçta kalkarsam yetişirim?” Hayatımızın büyük bölümünün yollarda erimesi hiç adil değil.
Yine de yaşamaya devam etmek zorundayız. Sevmesek de, usansak da kendimizi var edebilmek için o metrolara katlanıyor, bir sonraki güne uyanıyoruz. Galiba hayatın gerçeği de bu.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et