17.10.2026 00:15

Güneşten sermaye devşirenler, Smart Solar’da işçiye karanlık vaat ediyor

2025’te Aliağa’daki Smart Solar Fabrikasında Enerji Bakanı Alparslan Bayraktarla Sanayi Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve şirket yöneticileri yan yana kurdele kesiyordu. Bugün aynı fabrikanın kapısında işten atmalara karşı hakları için direniş çadırı var.

Güneşten sermaye devşirenler, Smart Solar’da işçiye karanlık vaat ediyor

Ekinsu Devrim Danış


“Güneşimiz parlamaya devam edecek.”

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Türkiye'nin yenilenebilir enerji hedeflerini bu sözlerle duyuruyordu. Bundan sadece bir yıl önce, Aliağa'daki Smart Solar fabrikasında bakanlar ve şirket yöneticileri yan yana kurdele kesiyordu. Bayraktar yenilenebilir enerjiyi “her derde deva” ilan ediyor; Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, devletin yüksek teknoloji yatırımlarına akıttığı teşvikleri müjdeliyordu. Smart Solar, “Yeni Yüzyılın Teknolojisi”nin Aliağa'dan yükselen kalesiydi. Tesis; yerli ve milli üretimin, teknolojik atılımın ve yeşil dönüşümün parlak bir başarı hikâyesi olarak ambalajlanıyordu.

Bugünse aynı fabrikanın kapısında kurdele değil, direniş çadırı var. Güneş enerjisinin teknolojisini üretmekle övünen şirketin işçileri, ödenmeyen ücretleri, ellerinden alınan sendika seçme özgürlükleri ve işten çıkarılan arkadaşlarının işe dönmesi için mücadele ediyor.

İşçilerin Türk-İş'e bağlı TES-İŞ'ten ayrılarak DİSK/Enerji-Sen'de örgütlenmeye başlamasının ardından, eylülde 7 işçi işten çıkarıldı. İşçiler üretimi durdurdu; 96 saat boyunca fabrikayı terk etmedi. İçeride ve dışarıda 4 gün süren direnişin ardından varılan mutabakatın uygulanmadığını belirten işçiler yeniden eyleme geçti. Bu kez 74 işçi daha tazminat hakları gasp edilerek işten çıkarıldı. Hem imzacısı olduğun toplu iş sözleşmesini tanımayacaksın hem de anayasal hakkını kullanıp kendi sendikasını seçme iradesine sahip çıkan işçileri topluca kapının önüne koyacaksın! İşçilerin kırıntı halindeki anayasal haklarının üstüne basıp suç üstüne suç işleme kudretinde yarışır hale gelen patronların kerameti, biraz da o açılış kurdelesinin diğer ucunu tutanlarda olsa gerek!

Kasım ayında Antalya'da düzenlenecek COP31'e hazırlanan Türkiye'nin “yeşil dönüşüm” tablosu işte bu karşıtlık içinde şekilleniyor. Devlet teşvikleriyle büyütülen, teknolojik ilerlemenin ve ekolojik krize karşı mücadelenin simgesi olarak sunulan bu üretimin nasıl bir “ucuz emek ve ucuz doğa” rejiminde yükseldiğini sorgulamayı gerektiriyor. Çünkü fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçiş, üretimin dayandığı sömürü ilişkilerinin de dönüştüğü anlamına gelmiyor. Dahası ekolojik kriz; sermaye için yeni yatırım alanlarına çökmenin, yeni üretim coğrafyaları yaratmanın ve doymak bilmez kârlılık arayışlarının "yeşil bir kılıfına" dönüşüyor.

Öyleyse güneşten enerji ve servet üretilirken, bu üretimin bedelini kim ödüyor?

“Yeşil dönüşüm”ün işçilere düşen payı

Smart Solar, 2017'de Gebze'de başlayan üretim serüvenini, 2023 ve 2024'te Aliağa'da devreye aldığı güneş paneli ve hücresi üretim hatlarıyla büyüttü. Bu büyüme, iktidarın “yerlileşme, enerji bağımsızlığı ve yeşil sanayileşme” politikalarının vitrin projesi olarak sunuldu. Nitekim Cumhurbaşkanı Kararı'yla Aliağa yatırımı "proje bazlı devlet yardımı" kapsamına alınarak adeta ihya edildi.

Şirketin önüne serilen olanakların listesi baş döndürücü: Gümrük vergisi muafiyeti, KDV istisnası ve iadesi, yüzde 100 vergi indirimi, yüzde 80 yatırıma katkı oranı, on yıl boyunca üst sınırı olmayan işveren sigorta primi desteği ve bedava yatırım yeri tahsisi...Merkez Bankası kaynaklarından, ilk iki yılı anapara geri ödemesiz, 10 yıl vadeli 1,1 milyar liralık devasa bir yatırım kredisi de şirketin kasasına akıtıldı. Dünya Bankası'nın 2024'te Türkiye'deki güneş enerjisi piyasasını genişletmek amacıyla duyurduğu 1 milyar dolarlık finansman programı, tam da bu özel sermaye yatırımlarını büyütmeyi hedefliyor. Örneğin Smart Solar, Niğde'deki güneş santrali için Hollanda merkezli ING Bank ile 20,56 milyon avroluk bir "yeşil kredi" anlaşması imzaladı. Biri sektör ölçeğinde, diğeri doğrudan şirketin kasasına inen bu finansman örnekleri, ekolojik dönüşümün uluslararası sermaye için nasıl iştah kabartıcı yeni bir rant alanına dönüştüğünü de gösteriyor.

Anlaşılan, Bakan Bayraktar'ın “her derde deva” olarak nitelendirdiği yenilenebilir enerji, sermayenin yeni kârlı yatırım alanları bulma ve uluslararası rekabette maliyetlerini düşürme arayışının çaresiymiş! Enerjinin kaynağı değişiyor; ancak üretim araçlarının mülkiyeti, yatırımlar üzerindeki denetim ve yaratılan değere kimin el koyduğu değişmiyor. Yeşil dönüşüm, böylece sermaye için yeni bir birikim ve genişleme alanı olarak şekilleniyor.

Bugün hangi holdingin, hangi büyük sermaye grubunun internet sitesine girseniz karşınıza ilk çıkan sözcüklerden biri “sürdürülebilirlik”. Madencilik yapan da, demir-çelik üreten de, rüzgârdan ya da güneşten elektrik elde eden de sürdürülebilir bir gelecek vaat ediyor. Ne de olsa sürdürülebilirlik, uluslararası finansmana erişimin, yeni yatırım ve pazar olanakları yaratmanın, rekabette avantaj sağlamanın da araçlarından biri haline gelmiş durumda. Smart Solar da bu yeşil vitrinden payını alıyor.

Şirketin “Sürdürülebilirlik Raporu”na bakarsanız çalışanların sendikal tercihleri nedeniyle ayrımcılığa uğramayacağı, sendikal örgütlenmeye “hiçbir şekilde müdahale edilmeyeceği” taahhüt ediliyor. “Mavi yakalı” işçilerin yüzde 100 sendikalı olması da övünçle sunuluyor. Gelgelelim işçiler Enerji-Sen'de örgütlenmek istediklerinde işten çıkarmalarla karşılaşıyor. Raporlarda güvence altına alınmış görünen haklar, fabrika kapısında işçilerin mücadele konusu haline geliyor.

Smart Solar'da çalışan bir kadın işçi, iki çocuğunun geçimini tek başına sağladığını, 30 bin lira kira ödediğini ve ağır çalışma koşullarını anlatırken şöyle diyor: “Bazen yorgunluktan yanımdaki arkadaşımın sesini duyamıyorum.”

Sürdürülebilirlik iddiasındaki bu sermaye gruplarının üretim süreçlerine baktığımızda istisnasız ne görüyoruz? Bir yanda yeterli filtre ve arıtma sistemlerinin kurulmadığı tesisler, toprağa ve suya bırakılan kimyasal atıklar, biriken cüruf dağları; diğer yanda zehirli maddelere maruz kalan, ağır çalışma temposunda bedeni tüketilen, meslek hastalıklarıyla boğuşan işçiler... Üretim maliyetlerini düşürmek ve kârlılığı artırmak için işçinin sağlığından, çalışma koşullarından ve doğanın korunmasından yapılan tasarruflar aynı sermaye hesabının parçaları. İşçinin canını ve yaşam koşullarını maliyet kalemi olarak gören bir üretim düzeninin doğayla ilişkisi de aynı hesap üzerine kuruluyor. İşçilerin sendikal haklarını, canını, yaşamını maliyet hesabına indirgeyen bu sömürü düzeninin doğa için sürdürülebilir kılacağı şey; ancak onun tükenmesinin garantisi olabilir.

Ucuz emek ve ucuz doğa düzeni

Smart Solar'ın 14 Eylül tarihli KAP açıklaması, sermayenin işçilere karşı elinde tuttuğu kozlardan birini gösteriyor. Tam da işçilerin sendika değiştirdiği ve üretimi durdurduğu günlerde şirket, büyükşehirlerdeki yüksek maliyetlerden yakınarak üretimi başka bölgelere kaydırma çalışmalarını duyuruyor. Amaç, kendi ifadesiyle üretimi “çok daha uygun maliyetler ile gerçekleştirmek”. Ortada Aliağa fabrikasının kapatılacağına ilişkin bir karar yok. Zaten patronun fabrikayı gerçekten taşıması da gerekmiyor; taşıyabileceği ihtimalini işçilerin önüne koyması bile başlı başına bir baskı aracına dönüşebiliyor. İşçilere gösterilen sopa belli: Daha ucuz üretim yapabileceğimiz başka yerler de var!

Üstelik iktidarın bölgesel yatırım politikaları, vergi indirimleri, ucuz kredi olanakları, yatırım yeri tahsisleri ve işveren prim destekleri sermayenin önüne yeni üretim coğrafyaları seriyor. Kamu kaynaklarıyla patronların yatırım maliyetleri düşürülürken, işçilerin karşısına işsizlik ve güvencesizlik tehdidi çıkarılıyor. Patron haritayı açıp nerede daha ucuza üretebileceğinin hesabını yapabiliyor; işçi ise eviyle, ailesiyle, borçlarıyla, bütün yaşamıyla bulunduğu yere bağlı. Kapitalist düzende sermayenin hareket özgürlüğü, işçi sınıfı için işsizlik korkusuna ve daha ağır sömürü koşullarına boyun eğme baskısına dönüşüyor. Sermaye bir yandan devletin bütün olanaklarından yararlanırken diğer yandan işçiye o tanıdık dayatmayı hatırlatıyor: Ya daha ucuza çalış ya da üretimi başka yere taşırım!

Bu tehdidin işçiler açısından ne anlama geldiğini görmek için uzaklara gitmeye de gerek yok. İzmir'de rüzgâr türbini kanatları üreten TPI Kompozit işçilerinin yaşadıkları hâlâ hafızalarda. Kârın peşinden sınır tanımadan dolaşan sermaye, işler kendi hesabına uygun gitmediğinde fabrikayı kapatabiliyor, el değiştirebiliyor; geride işsizliği, ödenmemiş alacakları ve gelecek kaygısıyla baş başa bırakılmış binlerce işçiyi bırakıyor. Rüzgârı da güneşi de sermaye için kâra dönüştüren bu düzende işçiye biçilen pay işsizlik, güvencesizlik ve daha ağır sömürü koşulları oluyor. İşte Smart Solar işçileri, kendilerine dayatılan bu geleceği kabul etmeyerek kararlılıkla, birliklerini bozmadan mücadele ediyor. Bu yüzden onların kazanacağı yalnızca kendi hakları değil; aynı tehditlerle karşı karşıya olan binlerce işçinin mücadele cesareti ve örgütlü gücü de olacak.

Peki sermayenin ucuzlatmaya çalıştığı yalnızca emek mi? Smart Solar'ın Niğde'deki güneş enerjisi yatırımı, aynı sermaye birikiminin doğaya uzanan yüzünü de gösteriyor. Şirket, Aliağa'daki fabrikasında işçilerin ürettiği güneş panellerini bu kez Niğde'de elektrik üretmek üzere kurduğu santralde kullanıyor. Ancak bu santral boş bir araziye değil, Seslikaya köylülerinin hayvanlarını otlattığı yaklaşık 201 hektarlık mera alanına kuruluyor. Üstelik bunu şirketin kendi hazırlattığı Güneş Enerjisi Santrali Paydaş Katılım Planı'ndan öğreniyoruz. Belgede, Seslikaya'da görüşülen dokuz hanenin toplam 2 bin 230 küçükbaş hayvanı bulunduğu belirtiliyor. Bölgedeki diğer güneş enerjisi projeleriyle kuraklığın birleşen etkileri sonucunda meraların daraldığı, hayvanların otlatılabileceği alanların azaldığı, köylülerin giderek daha fazla yem satın almak zorunda kaldığı, hatta bazılarının hayvancılığı tamamen bıraktığı anlatılıyor. Sermaye için yeni bir enerji ve kâr kaynağına dönüştürülen toprak, köylüler için yaşamlarını sürdürmelerinin maddi koşulu. Güneşten elektrik üretmek için meralar sermayenin kullanımına açılırken, bunun bedeli köylülere daralan otlaklar, artan yem masrafları ve geçim sıkıntısı olarak yükleniyor.

Aliağa'da işçinin emeğini ucuzlatmaya çalışan, Niğde'de köylünün yaşam kaynağı olan merayı sermaye birikiminin hizmetine açan aynı düzen. Bir tarafta ücretleri baskılayarak artı-değeri büyütme, diğer tarafta doğanın ve ortak kullanım alanlarının sermayeye mal edilmesi... Jason W. Moore'un ucuz doğa yaklaşımının işaret ettiği gibi, kapitalist birikim yalnızca ücretli emeğin sömürüsüne değil, doğanın ve karşılığı ödenmeyen yeniden üretim faaliyetlerinin sermayenin hizmetine sunulmasına da dayanıyor. Sermaye için ucuz emek ve ucuz doğa, aynı kâr hesabının iki yüzü.

Bütün Aliağa'yı ilgilendiren bir mücadele: Üretimden gelen güç

Aliağa'nın bir yanında rafineriler ve petrokimya tesisleri, diğer yanında demir-çelik fabrikaları, haddehaneler ve limanlar, kıyısında ise gemi söküm tesisleri bulunuyor. Fosil yakıtlara dayalı ağır sanayiyle yenilenebilir enerji teknolojilerinin üretimi aynı havzada yan yana gerçekleşiyor. Ancak Aliağa yalnızca fabrikaların yan yana dizildiği bir sanayi havzası değil, onlarca yıllık grevlerin, direnişlerin ve sendikal mücadelelerin biriktiği bir işçi kenti. Özellikle son yılların deneyimleri ise Aliağa işçilerinin aşması gereken başka bir eşiği de gösteriyor: Patronların dayatmalarına karşı mücadele ederken kendi iradelerini sınırlayan sendikal anlayışları da aşmak.

2022'de Aliağa gemi söküm işçileri, sendikal örgütlülükleri olmadan tek bir firmada başlattıkları iş bırakma eylemini 22 firmaya yaymış, on bir gün boyunca üretimi durdurmuştu. 2025'te Petrol-İş Genel Merkezi, TÜPRAŞ işçilerinin taleplerinin çok gerisinde kalan yüzde 35 zam ve üç yıllık sözleşmeye imza attı. Aliağa Şubesinin imzalamadığı sözleşmeye işçiler de razı olmadı; yolları kapatarak tepkilerini gösterdi. Ancak bu tepkiyi üretimden gelen güçle birleştirecek, mücadeleyi sürdürecek bir yol haritası ortaya konulamadı. Aynı dönemde Ravago işçilerinin komitelere dayanarak yürüttüğü toplu sözleşme mücadelesi başka bir yolu gösterse de TÜPRAŞ, PETKİM, Star ve Ravago işçilerini birleştiren bir mücadele hattı kurulamadı. Binlerce işçinin aynı sendikanın çatısı altında örgütlü olması, tek başına birleşik bir sınıf gücü yaratmaya yetmedi. Çünkü geçmiş mücadelelerden biriken deneyime rağmen sendikal bürokrasinin hâkimiyeti güçlenmiş, işçiler ise bu hâkimiyeti kıracak bir inisiyatifi henüz geliştirememişti.*

Smart Solar işçilerinin fabrikaya kapanarak üretimi durdurma kararlılığı ve birlikleri, bu mücadele birikimine yeni bir halka ekliyor. Üstelik TES-İŞ'ten ayrılarak sendikal tercihlerini kendi ellerine almaları ve bu iradeyi fiilî mücadeleyle savunmaları, Aliağa Organize Sanayi Bölgesi'nden rafinerilere, limanlardan gemi söküm tesislerine kadar bütün işçiler için önemli bir deneyim. “Bizden olmaz” demeden, umutsuzluğa kapılmadan, fabrikalarda kalıcı örgütlülükler kurulduğunda, işçiler kendi sendikalarında söz, karar ve denetim sahibi olduklarında neleri değiştirebileceklerini gösteriyorlar. Smart işçilerinin mücadelesi bu yüzden yalnızca kendi hakları için değil, bütün Aliağa işçilerinin birleşik mücadelesi açısından önem taşıyor.

Üstelik bu birliğin önemi ücret ve sendikal haklarla sınırlı değil. Aliağa'da işçinin bedenini tüketen üretim temposuyla havayı, toprağı ve denizi kirleten üretim faaliyetlerinin arkasında aynı kâr ve maliyet hesabı bulunuyor. İşçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinden atıkların bertarafına kadar her şeyin patronların maliyet hesabına bırakıldığı bu düzene karşı, işçilerin üretim üzerinde söz ve denetim sahibi olması gerekiyor.

Bu yüzden Smart işçilerinin direnişi yalnızca fabrika kapısındaki işçilerin değil; Aliağa'nın kirli havasını soluyan, sağlık sorunları yaşayan, çevresindeki sanayi faaliyetlerinin yarattığı kirlilik nedeniyle toprağında üretim yapmakta zorlanan köylünün, denizinin kirlenmesinden yakınan bütün bölge halkının da meselesi. İşçinin sağlığını ve doğayı sermayenin kâr hesabına indirgeyen düzene karşı mücadele, üretimi gerçekleştirenlerin o üretim üzerinde söz sahibi olma mücadelesinden ayrı düşünülemez. Smart işçilerinin gösterdiği gibi üretimden gelen gücün örgütlü biçimde kullanılması, yalnızca patronların ücret ve sendikal hak dayatmalarına değil, emeğin ve doğanın tüketilmesi üzerine kurulu üretim düzenine karşı da önemli bir mücadele olanağı yaratıyor. Bu nedenle Smart işçileriyle dayanışma, bütün Aliağa'nın havasına, suyuna, toprağına ve geleceğine sahip çıkma mücadelesinin de bir parçası.

Güneşten servet devşiren sermayenin karşısında, o serveti üreten işçi sınıfı duruyor.

*   Daha geniş bir değerlendirme için: https://www.evrensel.net/haber/6001754/smart-kazandi-tupras-habas-idc-neden-kaybetmisti

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
16.10.2026 14:55

Sinemada bu hafta hangi hikâyeler var? Haftanın yeni yapımları belli oldu

Bu hafta sinemalarda 10 yeni film izleyiciyle buluşuyor. Yerli komediler, uluslararası yapımlar, bir animasyon ve Gazze’deki sivil kayıpları konu alan Naza belgeseli haftanın öne çıkanları arasında.

Sinemada bu hafta hangi hikâyeler var? Haftanın yeni yapımları belli oldu

Sense and Sensibility adlı filmden bir sahne.

16.10.2026 10:17

'Yürütmede Erdoğan, yasamada MHP' sözlerine AKP'den tepki

MHP lideri Bahçeli’nin “Yürütmede Erdoğan, yasamada MHP” sözlerini değerlendiren AKP’li bir kaynak, bu çıkışın MHP’deki oy kaybından kaynaklandığını öne sürdü. Kaynak, Bahçeli’nin AKP üzerinden Meclis’teki gücünü korumayı planladığını iddia etti.

"Yürütmede Erdoğan, yasamada MHP" sözlerine AKP'den tepki

Fotoğraf: TCCB

16.10.2026 08:10 / Güncelleme: 12:25

Meteorolojiden aç bölge için sarı ve turuncu kodlu uyarı: Kuvvetli yağış bekleniyor

Meteoroloji, kuvvetli sağanak nedeniyle üç bölge için sarı ve turuncu kodlu uyarı yayımladı. Zonguldak'ta kuvvetli yağış beklenirken İstanbul'da yağışların gece saatlerinden itibaren etkisini artırıp cumartesi günü devam edeceği bildirildi.

Meteorolojiden aç bölge için sarı ve turuncu kodlu uyarı: Kuvvetli yağış bekleniyor

Veysel Ensar Gökçegözü/AA

16.10.2026 12:56

Gözaltına alınan Murat Ağırel: 'Yapmadığım bir haber nedeniyle gözaltına alınmak ilk defa nasip oldu'

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan Gazeteci Murat Ağırel, “Yapmadığım bir haber nedeniyle gözaltına alınmak ilk defa nasip oldu” dedi.

Gözaltına alınan Murat Ağırel: “Yapmadığım bir haber nedeniyle gözaltına alınmak ilk defa nasip oldu"

Fotoğraf: DHA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!