Gençlik ve işçi mücadeleleri birleşmeli
Avrupa’nın Gündemi’nde Fransa’da protestolara rağmen hükümetin kemer sıkma bütçesi ısrarı, Almanya’da emekçi düşmanı ‘reformlar’ ve İngiltere’de, ‘acı reçete’ bütçesinin açıklanmasıyla hükümetin gözden düşmesini bekleyen sağın hazırlıkları var.
Fotoğraf: Eren Araman/Evrensel
Liselilerin okullardaki öğretmen eksikliğine ve eğitimdeki kesintilere karşı sokağa çıktığı Fransa’da hükümet, 2027 bütçesiyle kemer sıkma politikalarını derinleştiriyor. 1588 öğretmen ve 1076 devlet memuru kadrosunu kaldırmayı, emekli maaşları ve sosyal yardımları dondurmayı, emeklilerden 5.5 milyar avro almayı planlıyor. Kamu hizmetlerine ve işçi haklarına saldıran hükümet, yıllık 211 milyar avroyu bulan sermaye yardımlarını korurken yeniden silahlanmaya milyarlarca avro ayırıyor. Humanite gazetesinden seçtiğimiz makalede, binlerce liselinin öğretmensiz, hemşiresiz ve destek personeli olmadan bırakılan okullarına karşı yükselttiği isyanın, işçilerin ve emekçi halkın kemer sıkma bütçesine karşı mücadelesiyle birleşmesi gerektiği vurgusu yapılıyor.
Almanya’da da hükümet ‘reform’ telaşında. Yönetenlerin reformdan anladıkları yoksul kesimlerin sırtındaki yeni yüklerle zenginlerin kârlarına kâr katmak. Bakım, sağlık, iş piyasası reformları buna örnek. Arada göz boyamak için yapılan benzin-mazot fiyatlarının herkes için düşürülmesi gibi ‘rahatlatmalar’ ise yoksullardan çok yine zenginleri rahatlatıyor.
İngiltere’de 1834’te kurulan Muhafazakar Parti, özellikle Margaret Thatcher döneminde kamu işletmelerinin özelleştirilmesi, grev ve sendikal faaliyetlerin kısıtlanması yoluyla işçi sınıfının kazanımlarına yönelik saldırıların başlıca siyasi aktörü oldu 2010’dan itibaren 14 yıllık kesintisiz iktidarı ise 2024’te ağır bir seçim yenilgisiyle sona erdi. Bugün Kemi Badenoch liderliğinde toparlanmaya çalışan partinin 4-7 Ekim tarihlerindeki konferansı, İngiltere sağının nasıl şekillendiğini görmek açısından önem taşıyor. Guardian’a göre parti, İşçi Partisi iktidarına desteğin, bu ay açıklanacak acı reçete niteliğindeki bütçeyle sona ermesini bekliyor.
2027 Bütçesi: Sermayeye sunulan ayrıcalıklar korunsun diye kemer sıkmanın faturası işçilere ve emeklilere kesiliyor
Cathu Isnard-Méziane El Ahmar
Revolution Permenante/Fransa
Konut yardımlarının (APL) dondurulması, devlet memuru kadrolarından 1067 kişinin ve öğretmen kadrolarından 1588 kişinin çıkarılması, emeklilerden 5.5 milyar avro alınması… Liselilerin isyanı sürerken hükümet, aşırı kemer sıkma politikalarına dayanan bütçesinin içeriğini açıkladı. Beklendiği üzere, yeniden silahlanmayı ve sermayeye sunulan ayrıcalıkları finanse etmek için işçileri hedef alıyor.
Hükümet, ilk bütçe taslağını 1 Ekim Perşembe günü basına sundu. Başbakan Sébastien Lecornu, ağustos sonunda 30 milyar avroluk kesinti açıklamış, ardından eylül sonunda piyasaları rahatlatmak amacıyla 54 milyar avroluk kemer sıkma önlemlerini duyurmuştu (…)
Önceki bütçelerde olduğu gibi hükümet, tasarruf sağlamak için ilk olarak sosyal güvenlik sistemini hedef almayı, faturayı işçilere ve en güvencesiz kesimlere ödetmeyi seçti. Eylül ayında yıllık enflasyon yüzde 3’e ulaşmışken hükümet, enflasyon ve nüfusun yaşlanmasıyla birlikte doğal olarak artan sağlık harcamalarındaki yükselişi yüzde 2 ile sınırlamayı planlıyor. Bunun için, örneğin bazı ilaçların geri ödeme kapsamından çıkarılması yoluyla sosyal güvenlik açığını 9 milyar avro azaltmayı hedefliyor.
Bunun yanı sıra 2027 bütçesi, çeşitli sosyal yardımların ve emekli maaşlarının dondurulmasını öngörüyor. Hükümet projesini daha da sertleştirdi: Başlangıçta 1260 ile
2 bin 34 avro arasındaki emekli maaşları için enflasyon oranının altında artış, bu tutarın üzerindeki emekli maaşları içinse dondurma öngörürken artık emekli maaşlarını 1260 avrodan itibaren dondurmak istiyor. Bu tutar, Fransa’daki yoksulluk sınırının altında. Hükümet, en “varlıklı” kesimlere yönelik olduğu iddiasını taşıyan ikiyüzlü söyleminin ardında, hem emekli maaşlarını hem de vergi indirimlerini hedef alarak emeklilerden toplam 5.5 milyar avro almayı planlıyor.
Hükümet, işçilere karşı yürüttüğü savaşı daha da ileri taşımak için enflasyona endekslememe uygulamasını konut yardımlarına (APL) ve aile yardımlarına da yaymayı öneriyor.
Bu tabloyu tamamlamak üzere hükümet, kamu hizmetlerinin tamamına yönelik saldırılarını sürdürüyor. Bütçesi artırılan tek bakanlık, hiç de şaşırtıcı olmayan bir biçimde, Silahlı Kuvvetler Bakanlığı. Bakanlığın bütçesi 6 milyar avro artırılırken, öğretmenler hariç devlet memuru kadroları 2027’de 1076 kişi azaltılacak. Liselilerin isyanı sürerken açıklanan 1588 öğretmen kadrosunun kaldırılması da hesaba katıldığında, 2027’de 2 bin 600’den fazla kamu çalışanının işi tehdit altında. Bu, tüm sınıfımıza, çalışma koşullarımıza ve kamu hizmetlerine yönelik kapsamlı bir saldırı.
Buna karşılık baskı güçlerine ayrılan kaynaklar 1 milyar avro artırılıyor; İçişleri Bakanlığına 1381 ilave kadro tahsis ediliyor. Aynı zamanda hükümet, 17 milyar avroluk savaş silahı satın almayı ve hatta 23 jandarma helikopteri edinmeyi planlıyor. Bunlar arasında, 2 Ekim Cuma günü Toulouse’daki Déodat-de-Séverac Lisesi öğrencilerini kovalayan helikopterin benzerleri de bulunuyor.
Son bütçelerle zaten ağır biçimde hedef alınmış olan yerel yönetimler de yeni bir kesinti dalgasıyla karşı karşıya. Kendilerinden 5.4 milyar avroluk bir “çaba” göstermeleri bekleniyor.
Kırıntılar
Kemer sıkma politikaları ve bütçe kesintileri kamu hizmetlerine ve işçi haklarına yoğunlaşırken hükümet, büyük sermaye gruplarının kârlarını mümkün olan en yüksek düzeyde korumayı sürdürüyor. Bunun kanıtı şu: Büyük şirketlerden alınan istisnai katkı payı, 2026 bütçesine kıyasla yüzde 30 azaltılıyor.
Hükümet otoyol ve havalimanı işletmecilerini, işlenmiş şekerli ürünleri, deniz taşımacılığını, otomobil sigortalarını veya tamamlayıcı sağlık sigortalarını vergilendirmeyi öne sürse de bunun bedelini yine işçilerin ve hizmet kullanıcılarının ödemesi riski var. Nitekim tamamlayıcı sağlık sigortalarına uygulanan vergi artışı, sigortalıların ödediği primlere şimdiden yansıtıldı. Otoyol imtiyaz sahipleri ise bazı maliyet artışlarını geçiş ücretlerine yansıtmalarını sağlayan mekanizmalara sahip.
Ancak bu aşırı kemer sıkma bütçesi bile, giderek daha fazla radikalleşen sermaye çevrelerinin temsilcisi MEDEF’i tatmin etmeye yetmedi. MEDEF’in bir numarası Patrick Martin, basına yaptığı açıklamada bütçe tasarısının “Durumu daha da kötüleştirebileceğini” öne sürdü. Böylece hükümete baskı uygulayarak sermayeye sunulan ayrıcalıkların daha da genişletilmesini ve kamu hizmetlerinin tasfiyesinin derinleştirilmesini sağlamaya çalıştı.
Oysa Ekonomi ve Maliye Bakanlığı (Bercy), 2027’de şirketlerden talep edilen katkıyı 10 milyar avro olarak hesaplıyor. Bu, MEDEF’in öne sürdüğü 20 milyar avronun yarısı. Dolayısıyla büyük sermaye gruplarını yalnızca sınırlı ölçüde etkileyecek vergiler bile tepki göstermeleri için yeterli. Üstelik bu vergilerin büyük bölümü sonunda işçilere ve hizmet kullanıcılarına yansıtılacak; hükümet ise sermayenin çıkarlarını korumak için elinden gelen her şeyi yapmış olacak.
İşçi sınıfının, gençliğin ve emekçi halk kesimlerinin geniş kesimleri giderek daha fazla güvencesizliğe sürüklenirken, gıda yardımı kuyrukları uzarken ve işsizlik oranı giderek daha yüksek seviyelere çıkarken hükümet, bir kez daha kemer sıkma politikasını derinleştirmek ve borç krizinin faturasını işçilere ödetmek istiyor. Bu kemer sıkma politikası, ne pahasına olursa olsun yeniden silahlanmayı finanse etmeyi ve yıllık 211 milyar avroya ulaşan devasa sermaye yardımlarını korumayı amaçlıyor.
Gidişatı değiştirmek için liselilerin isyanıyla birleşmek
Mevcut kemer sıkma saldırısı, çalışma dünyasının tamamını ve bu hafta isyan eden liseli gençleri hedef alıyor. Özellikle kamu hizmetlerini ve 1588 kadronun kaldırılmasıyla hedef alınan milli eğitim sistemini vuruyor.
Binlerce liseli, liselerini tahrip eden, kendilerini öğretmensiz, hemşiresiz ve AESH personeli olmadan bırakan kemer sıkma politikalarına karşı mücadele ediyor. İşçi hareketi, bu dinamiği temel alarak hükümete karşı gerçek bir mücadele planı ortaya koymalıdır. (…)
Hükümetin önerdiği bütçenin aksine işçilerin, gençlerin ve emekçi halk kesimlerinin ihtiyaç duyduğu şeyler şunlar: Eğitim alanında kaynakların ve istihdamın kitlesel biçimde artırılması; Total şirketine el konularak akaryakıt fiyatlarının düşürülmesi ve dondurulması; ücretlerin genel olarak artırılması ve her şeyden önce hükümetin ve onun kemer sıkma bütçesinin düşürülmesi.
Çeviren: Eren Can
Sosyal adalet olmadan eşitlik olmaz
Christoph Butterwegge
Neues Deutschland/Almanya
Partisinin üç eyalet seçiminde aldığı son yenilgilerin ardından, bizzat Başbakan -ki kendisi bir multimilyoner ve eski bir BlackRock yöneticisidir- (İster bir farkındalık anı isterse tamamen taktiksel nedenlerle olsun) Almanya’da sosyal adaletsizlik olduğunu kabul etti. Friedrich Merz, buna örnek olarak yasal sağlık sigortası kapsamındakiler ile özel sağlık sigortasına sahip olanların uzman doktordan kısa sürede randevu alma konusundaki farklı fırsatlarını gösterdi. AB’nin diğer ülkelerinde bu tür bir “iki sınıflı sağlık sistemi” neredeyse hiç kalmamış olmasına rağmen; serbest meslek sahiplerinin, serbest çalışanların, devlet memurlarının ve profesyonel siyasetçilerin de prim ödemek zorunda kalacağı dayanışma temelli bir “vatandaş sigortası” talebini reddediyor.
Başka adaletsizlik biçimleri ise çok daha vahim. Federal Cumhuriyet’in kapitalist ekonomik sistemindeki en büyük adaletsizlik şudur: Nüfusun küçük bir azınlığı şirketlere, bankalara ve sigorta kuruluşlarına sahipken, nüfusun büyük çoğunluğu esasen yalnızca kendi iş gücüne sahiptir. İnsanlar bu iş gücünü iş gücü piyasasında ücret veya maaş karşılığında satmak zorundadır; ancak sağlık sorunları, psikolojik rahatsızlıklar veya nitelik eksiklikleri söz konusu olduğunda bu durum büyük zorluklar yaratır.
Sosyal adaletsizliğin giderek daha fazla tepki uyandırması ve aşırı sağcı demagogların işine yaraması, giderek artan ve şehir görünümüne de yansıyan maddi eşitsizlikten kaynaklanmaktadır: Lüks ürün satan mağazalar patlama yaşarken; borç danışma merkezleri, gıda bankaları ve tren istasyonlarındaki sosyal yardım noktaları da yoğun bir şekilde çalışmaktadır. Giderek daha fazla insan çöp kutularını karıştırmakta, bazı mahalleler tamamen gözden çıkarılmakta ve kimi semtler çöküş tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır.
Bunun nedenleri nelerdir? Yoksulluk uzun süredir toplumumuzun orta kesimlerine doğru daha fazla yayılırken, zenginlik giderek daha az sayıda ailede yoğunlaşıyor. Bir yandan, ülkemizde yoksulluktan etkilenme oranı 2025 yılında rekor bir seviyeye ulaştı: 13.3 milyon insan (nüfusun yüzde 16.1’i), ihtiyaçlara göre ağırlıklandırılmış medyan hane halkı net gelirinin yüzde 60’ından daha azına sahipti. Federal İstatistik Dairesi verilerine göre, bu tutar bir önceki yıl bekarlar için aylık 1446 avro seviyesindeydi.
Diğer yandan, büyük özel servetler çok az sayıda kişinin elinde toplanmış durumda: En zengin beş Alman girişimci ailesi (Albrecht/Heister, Böhringer/von Baumbach, Kühne-Erben, Quandt/Klatten ve Schwarz) toplamda yaklaşık 250 milyar avroluk bir servete sahip; bu da nüfusun daha yoksul yarısının, yani 40 milyonu aşkın insanın toplamından daha büyük bir meblağa tekabül ediyor. Bu insanların birçoğu tam anlamıyla günübirlik yaşıyor; çünkü özellikle finansal kriz durumlarında ihtiyaç duyulan birikimlerden yoksunlar ve aslında sadece bir işten çıkarılma ya da ciddi bir hastalık kadar yoksulluğa yakınlar.
Her gün, aşağıdan -yani sıkı çalışanlardan- yukarıya, yani büyük servet sahiplerine doğru bir yeniden dağılım gerçekleşiyor: Şirket kârları, hissedarların satış ve değer artış kazançları, temettüler, faiz gelirleri ile gayrimenkul şirketlerinin kira ve kullanım hakkı gelirleri ağırlıklı olarak maddi durumu iyi olanların cebine akıyor. Oysa bu kazançlar normalde, çok daha az paraya sahip olan -ve çoğu zaman onurlu bir yaşam sürmeye bile yetecek geliri olmayan-insanlar tarafından yaratılmıştır.
Servetin yukarıdan aşağıya doğru yeniden dağıtılmasıyla, çok yüksek servete ve gelire sahip az sayıda kişi bir miktar kayba uğrarken; mülk sahibi olmayan, düşük gelirli ve sosyal yardım alan çok sayıda kişi kazançlı çıkacaktır. Farklı bir vergi politikasının yanı sıra, kamu hizmetlerinin ve sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi ile sosyal altyapının, eğitim ve bakım hizmetlerinin geliştirilmesi de yerinde olacaktır. Siyasi karar vericiler -her fırsatta vurguladıkları üzere- toplumsal dayanışmayı güçlendirmek istiyorlarsa, izledikleri politikalar zengin ile yoksul arasındaki uçurumu kapatmaya gözle görülür bir katkı sağlamalıdır…
Federal Meclis (Bundestag) ve Federal Konsey (Bundesrat) tarafından yeniden karara bağlanan akaryakıt indirimi uygulamasında görülen “Herkese eşit paylaştırma” yaklaşımının da ortaya koyduğu üzere, yoksullara ve zenginlere eşit muamele edilmesi adil değildir. Bu uygulamadan, büyük lüks araçlar ve pahalı SUV’ler kullananlar, hiç aracı olmayan veya ancak küçük bir araç sahibi olabilen kişilere kıyasla çok daha fazla yararlanmaktadır. Fiyatların bütçesini zorlaması nedeniyle mali desteğe ihtiyaç duyanlar bu desteği hedefe yönelik ve gereken ölçüde almalı; buna ihtiyacı olmayanlar ise vergi gelirlerinden pay talep etmemelidir. Petrol şirketlerinin yakıt indirimini deneyimlerin de gösterdiği üzere tüketicilere yalnızca kısmen yansıtması sorununun yanı sıra, devlet sübvansiyonları nedeniyle gereğinden fazla benzin ve dizel tüketilmesine yol açılması da vahim bir durumdur. Genel bir ilke olarak -ki bunu Antik Çağ’ın Yunan filozofları da biliyordu- eşit olanlara eşit, eşit olmayanlara ise durumlarına uygun şekilde farklı muamele edilmelidir.
Sosyal adaleti gözeten bir politikanın nihai hedefi; zengin sermaye sahiplerinin ve finans yatırımcılarının bugüne kadar kendilerine mal ettikleri, toplumdan ve bireylerden esirgedikleri -hatta gezegen için yıkıcı ve ekolojik açıdan sakıncalı biçimlerde kötüye kullandıkları- maddi kaynakların yeniden bölüştürülmesi olmalıdır. Bu durumda yeniden bölüşüm, yalnızca sosyal adaletin değil, aynı zamanda iklim adaletinin de bir gereği olarak görülmeye başlanacaktır.
Daha fazla eşitlik sağlanması ve eşitsizliğe karşı duyulan kayıtsızlığın kırılması için şu husus iyi anlatılmalıdır: Servetin yeniden bölüştürülmesi süreci, sadece sosyal adaletin hayata geçirilmesiyle ilgili değil; aynı zamanda toplumsal refahın korunması, demokrasinin güvence altına alınması, gezegenin kurtarılması ve bir savaşın önlenmesiyle de ilgilidir.
Eşitsizlik ne dinamizmini yitiren ekonomi ne de toplumsal bütünlüğü zayıflayan toplum için yarar sağlar. Yukarıdan aşağıya doğru yapılacak bir yeniden bölüşüm ekonomiye fayda sağlar, kitlesel alım gücünü artırır ve zayıflayan konjonktürü canlandırırdı. Özellikle asgari ücretin ve temel geçim desteği ödemelerinin güçlü bir şekilde artırılması yoluyla en alt gelir gruplarının alım gücünün kalıcı olarak yükseltilmesi, sadece sosyal açıdan adil olmakla kalmaz, aynı zamanda ekonomik açıdan da akılcı bir adım olurdu. Bu nedenle, zengin ile yoksul arasındaki uçurumu bir nebze olsun kapatmak, sistemin kendi çıkarınadır.
Buna karşılık, eşitsizliğin derinleşmesi hem toplumsal uyum hem de demokrasi için zehir niteliğindedir. Ekonomik ve toplumsal kutuplaşma eğilimleri, kural olarak, yalnızca kahvehane sohbetlerinde, seçim kampanyalarında veya oy verme sırasında kendini gösteren türden olmayan siyasi kutuplaşma eğilimlerini de beraberinde getirir.
CDU/CSU/SPD koalisyonunun daha fazla eşitsizliğe yol açan reform projeleri ne alternatifsizdir ne de geri döndürülemez niteliktedir. Toplumsal eşitsizlik, varlıklı, zengin ve aşırı zengin kesimler lehine alınan siyasi kararlar sonucunda derinleştirildiğinden; yoksullar ve toplumsal denge lehine yapılacak devlet müdahaleleriyle bu eşitsizliği azaltmak da mümkündür.
Çeviren: Semra Çelik
Muhafazakar Parti konferansı: Alışılmış kalıpların dışına çıkmakta zorlanıyorlar
The Guardian
Başyazı/İngiltere
Seçim kaybetmeyi sürdüren bir parti için Muhafazakarlar, bu hafta Birmingham’da şaşırtıcı derecede coşkulu bir konferans geçirdi. Liderlerini devirmeye güçlü bir eğilimi olan parti, Kemi Badenoch’un arkasında birleşmiş durumda. Kamuoyu yoklamaları, liderin kişisel desteğinin olağanüstü olmasa da Muhafazakar Partinin genel desteğinden daha yüksek olduğunu gösteriyor. Badenoch, çarşamba günü yaptığı ana konuşmada kendinden emin bir görüntü çizerek, yeniden iktidara dönmenin yolu olduğuna inandığı stratejiyi ortaya koydu.
Stratejinin odağında ekonomi var. Muhafazakar Parti lideri, Andy Burnham’ın (İşçi Partili İngiltere Başbakanı) balayı döneminin, maliye bakanının bu ayın ilerleyen günlerinde açıklayacağı acı reçete niteliğindeki bütçeyle sona ermesini bekliyor. Ardından yapılacak kamu harcamaları incelemesi de sıkıntıları ağırlaştıracak ve zor kararları ertelemesiyle tanınan Başbakanı sancılı tercihler yapmak zorunda bırakacak.
Badenoch ise kendisini daha sağlam bir iradeye sahip biri olarak sunuyor. Bununla kastettiği, aşırı büyümüş devletin gereğinden fazla insan için gereğinden fazla şey yaptığını söylemeye hazır olması. Muhafazakar liderin mali cesaret olarak gördüğü şey, aslında partisinin alışıldık görüşlerine hitap eden ideolojik bir rehavet. Muhafazakar Parti konferansında, çoğunlukla üst orta sınıf ve yüksek gelirli aileler için çok sayıda vergi indirimi sözü verildi. Bunlara, savunma harcamalarını ve cezaevlerinin kapasitesini artırırken kamu borcunu da azaltma vaatleri eşlik etti. Badenoch’a göre bütün bunların maliyeti karşılanabilir; çünkü Muhafazakarlar kamu personelinde, düzenleyici kurumlarda ve çalışma çağındaki insanlara yönelik sosyal yardımlarda yapılacak kesintilerle 70 milyar sterlinlik “tasarruf” sağlayabileceklerini iddia ediyor.
Bu, kemer sıkmanın toplumsal sonuçları ortaya çıktığında devletin maliyetlerinde yaşanacak artışı hesaba katmayan sahte bir denklem. Ancak kaynakların, yardımları hak etmeden alan hayali tembellerden girişimci ama aşırı vergilendirilen orta sınıf ailelere aktarılması önerisi, seçim kampanyalarının denenmiş araçlarından biri.
Badenoch bu programı “Herkese bir şey sunan” bir yaklaşım olarak tanıtıyor. Gerçekte ise iki belirli seçmen grubuna ulaşmaya çalışıyor. Muhafazakarların, bir zamanlar kaleleri olan ancak artık Liberal Demokratların elinde bulunan “mavi duvar” (İngiltere’nin güneyinde geleneksel olarak Muhafazakarları destekleyen, ancak son seçimlerde önemli bir bölümü Liberal Demokratlara geçen seçim bölgeleri) bölgelerindeki seçmenleri ve 2019’da Boris Johnson’ı (2019-2022 yılları arasında görev yapan Muhafazakar Partili İngiltere Başbakanı) destekleyip daha sonra Nigel Farage’ın (göç karşıtı sağcı Reform UK partisinin lideri ve Brexit kampanyasının önde gelen isimlerinden) Reform UK partisine yönelen insanları kazanması gerekiyor. Bu grupların tutumları birbirinden oldukça farklı. Bu farklılık, Brexit konusunda biri milliyetçi, diğeri daha liberal olan ayrılma ve kalma bloklarında somutlaşan kutuplaşmış siyasi kimliklerle kabaca ifade edilebilir.
Badenoch, iki yıl boyunca göç konusunda sert tutumlar alarak ve net sıfır emisyon politikasına karşı çıkarak ilk grubun desteğini kazanmaya çalıştı. Farage’ın programını dehşetle karşılayan insanların varlığını ise gecikmeli olarak fark etti. Çarşamba günkü konuşmasının önemli bir bölümünde, İngiliz kimliğini dar bir etnik tanımla sınırlandıran Reform UK siyasetçilerini eleştirdi.
Ancak Muhafazakar lider, siyasi yelpazenin her kesimine hitap ettiğine inandığı için ağırlıklı olarak vergi indirimlerinden söz etti. Bu çoğu zaman geçerli bir varsayımdır; ne var ki aynı plan 2024’te Muhafazakarlara yardımcı olmamıştı. Seçim öncesinde sorumsuzca dağıtılan mali teşvikler, yalnızca Keir Starmer’a (Burnham’dan önce görev yapan İşçi Partili İngiltere Başbakanı) bırakılan kamu maliyesini daha da bozmuştu.
O dönemde Muhafazakarların sorunu, insanların ülkeyi sorumlu ve ehil biçimde yönetebileceklerine güvenmemesiydi. Bu durum değişmedi. Badenoch, kişisel imajını onlarca yıldır yenilenmemiş klasik bir Muhafazakar Parti formülüyle birleştirerek zafere ulaşabileceğini düşünüyor. Birmingham’daki havaya bakılırsa milletvekilleri ve parti üyeleri de onunla aynı fikirde. Bir parti yalnızca kendi kendine konuştuğunda ortaya çıkan sonuç budur. Muhafazakar iktidarını, onları dinlemeye hevesli olmayacak kadar iyi hatırlayan bir ülkeye seslenmek zorunda kaldıklarında ise çok daha zorlu bir sınavla karşılaşacaklar.
Çeviren: Dış Haberler Servisi
(Dış Haberler)Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et