Bir Kuçuradi hikayesi: 'Ölüm haberini 33 yıl sonra yine işkence sahnesinde aldım'
"33 yıl önce hücremin kapısında işkence ve ölüm orucu ile yarı yarıya erimiş çıplak bedenimin karşısında gözleri dolan ve sesi titreyen o kadının öldüğü haberini yine bir işkence sahnesinde aldım."
Fotoğraf: AA
Türkiye'de 90'lı yıllarda cezaevinde işkence gördüğünü ve mahpusluğu sonrası yurt dışına çıktığını anlatan Musa Kaya, insan hakları alanındaki çalışmalarıyla tanınan ve 2 Ekim'de yaşamını yitiren felsefeci Prof. Dr. İoanna Kuçuradi ile kesişen yollarını kaleme aldı.
Facebook hesabından yaptığı paylaşımda kaya, Erzurum Cezaevinde ölüm orucundayken kendilerini ziyaret eden İnsan Hakları Derneği (İHD) hetindeki İoanna Kuçuradi'nin yaşamını yitirdiği haberini, işkenceden yıllar sonra Rotterdam'da 90'lı yılların faili meçhul günlerini konu alan bir işkence filminin hazırlıklarının son aşamasında aldıklarını anlattı.
Kaya, yazısını Kürtçe "Oxir be jina dilbihuşt. Cîhê te ronî be" (Hoşçakal gönlü cennet kadın. Mekanın aydınlık olsun) ifadeleriyle sonlandırdı.
"Aman tanrım, bunun giysileri nerede?"
Kaya'nın paylaşımı şöyle:
"Bol işkenceli, kahırlı, katliamlı; faili belli, faili meçhul cinayetli 90'lı yılların insan haysiyetini kırmak üzere pilot bölge olarak seçilmiş Erzurum Cezaevinin tek kişilik soğuk hücrelerinde tek bir taleple, sadece işkencenin durdurulması talebiyle bir elin parmak sayısı kadar olan sayımızla ölüm orucundaydık. Irkçı marşlar ve çığlıklarla geçirdiğimiz kabus gecelerden bir gece garip bir şey oldu. Saatler ilerlediği halde ne işkenceciler bize uğradı ne de ırkçı maaşlar çalındı. Hepimiz işkence sıramızı beklerken (ki bu en ağır işkenceydi) yan hücrelerden bir arkadaşımız 'Heval kadın sesi geliyor, siz de duydunuz mu?' diye seslendi.
Ben üzüntü ile arkadaşımın mental dengesini kaybettiğini düşünerek kendisine güç ve direnç verecek birkaç söz ile sakinleştirmeye çalıştım. Birkaç dakika sonra bir başka hücreden yükselen bir ses 'Arkadaşlar kadın sesi geliyor' dedi.
Her iki arkadaşın aynı anda aynı sesi duyacak şekilde halüsinasyon görmesi mümkün olamazdı. Öte yandan bu garip bir durumdu. Çünkü Erzurum 'Özel Tip' Cezaevinde ne kadın tutsak vardı ne de kadın personel. Elbette Erzurum zindanında insanlık dışı işkencelere tabi tutulan ve direnen çok değerli kadın yoldaşlarımız vardı ama onlar özel tipte değil E tipi cezaevindeydi. Bu nedenle 'Acaba kadın arkadaşları da mı özel tip cezaevine sürgün ettiler' diye düşünerek hücremin kapısına yaklaşıp kulağımı kapının küçücük mazgalına dayayarak sesi dinlemeye çalıştım.
Hücrenin içinde anadan doğma çıplaktık. Hiçbirimizin üzerinde iç çamaşırı dahil hiçbir şey bırakılmamıştı. Çıplak bir demir ranzanın üzerinde kirli, kanlı askeri bir battaniyenin dışında ne üstümüzde ne altımızda hiçbir şey yoktu. Ben o vaziyette mazgaldan maltadaki sesleri dinlemeye çalışırken bir anda hücrenin raylı kapısı çekildi. Karşımda içlerinde iki kadın bulunan bir grup sivil insan, arkalarında sürüyle işkenceci gardiyan öylece durmuş bana bakıyorlardı. Ben en baştaki hücrede olduğum için ilk olarak benim kapım açılmıştı. İşkencecilere alışıktım ama bu kadınlar ve erkekler de kimdi?
Şaşkınlıkla ben onlara onlar bana bakarken grubun içindeki temiz yüzlü, anacan bir kadın çıplak bedenimi acıyla süzdükten sonra gözleri dolarak ve yutkunarak 'Aman tanrım' dedi ve hemen ardından işkenceci baş gardiyan Semih'e dönerek 'Bunun giysileri nerede' diye sordu.
Erzurum Cezaevinin namlı işkencecilerinden baş gardiyan Semih dadaş şivesi ile 'Elbiseleri yırtıp ip yapir çendilerini asirler. Ona sebep elbise vermirik' dedi. O zamana kadar Erzurum Cezaevinde Selami Zoro adlı arkadaşımız işkenceleri protesto etmek için kendini asarak yaşamına son vermiş, Mehmet Mercan adlı arkadaşımız ise gardiyanlar tarafından infaz edilmiş ancak kendini astığı süsü verilmişti.
Yaşlı kadın merak ve şaşkınlıkla işkenceciye dönerek 'Bir insan neden kendi elbisesiyle kendini assın ki' diye sordu.
İşkenceci baş gardiyanın cevabı söylenecek söz bırakmaz nitelikteydi:
'A bunlar devlet düşmanı, sırf devleti tohmet altında bırakmak için çendilerini asirler.'
Yaşlı kadın bu cevaba karşı söyleyecek söz bulamayınca başını sallayıp 'Yazık insanlığa' demekle yetindi.
Tabii onlar konuşurken ben işkencecilerin yapamadığı kadar çıplak bedenimden haya ederek ellerimle önümü kapatıp hücremin içinden 2-3 adım geriye gidip mümkün olduğu kadar yan durmaya çalışıyordum.
Heyetteki sivillerden biri gardiyanlara sert bir sözle 'Elbiselerini verin' deyince bir gardiyan benim ve diğer hücrelerdeki arkadaşlarımın elbiselerini getirip hücrelerin içine attı. Kısa sürede üstümüzü giyindik sonra da hepimiz koridora çıkarıldık, gelen sivillerle birlikte boş bir salona alındık.
Gelenler İnsan Hakları Derneğinden geldiklerini içlerinde Adalet Bakanlığının temsilcisinin de bulunduğunu ifade ederek bizlerle uzun uzun konuştu. Ardından işkencelerin durdurulacağı sözüyle ölüm orucunu sonlandırdık.
Aradan 33 yıl geçti. Fiziki esaretim bitti, bu kez sürgün yılları başladı. Hollanda'nın Rotterdam şehrinde yine bir elin parmak sayısını aşmayan emektar arkadaşlarımla kıt koşullarda kendi ellerimizle inşa ettiğimiz bir sorgu hücresinin içinde geçecek olan ve 90'lı yılların faili meçhul günlerini konu alan bir işkence filminin son hazırlıklarını yapıyorduk. Ertesi gün çekimlerimiz başlayacaktı. Gece olunca bütün ekip dağıldı, yalnızca ben ve ben o işkenceli günleri yaşarken henüz dünyaya gelmemiş ama 33 yıl sonra bizim kuşağın yaşadığı işkenceleri iliklerine kadar hissederek oynayan genç oyuncu arkadaşım Îsivê Goyî ile gecenin üçüne kadar prova yaptıktan sonra birazcık kestirmek üzere kanepelere uzandık. Uyumadan önce bir ajans haberine bakmak üzere telefonumu açtığımda içimden bir parçanın koptuğunu hissettim. Evet 33 yıl önce hücremin kapısında işkence ve ölüm orucu ile yarı yarıya erimiş çıplak bedenimin karşısında gözleri dolan ve sesi titreyen o kadının öldüğü haberini yine bir işkence sahnesinde aldım. Aramızdan ayrılıp giden ve yüreğinde insanlık taşıyan o kadın, o güzel insan İOANNA KUÇURADİ idi.
Oxir be jina dilbihuşt. Cîhê te ronî be."
(Haber Merkezi)Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et