05.10.2026 00:09

Fas, Irak, Libya: Bölgesel dizayn sürüyor

Fas’ın İsrail’le normalleşmesinde yeni bir aşamaya geçtiği süreçte gerçekleştirilen Fas seçimleri ile ABD’nin askeri varlığını Irak’tan çekmesi geçen haftanın öne çıkan gündemleri oldu.  

Fas, Irak, Libya: Bölgesel dizayn sürüyor

Fotoğraf: Pixabay

Yusuf Ertaş


 

Arap basınında bu hafta öne çıkan iki gündemi ele alacağız. Birincisi, Fas’ın İsrail’le normalleşmesinde yeni bir aşamaya geçtiği süreçte gerçekleştirilen Fas seçimleri; ikincisi ise ABD’nin askeri varlığını Irak’tan çekmesi. 

Seçim sürecindeki usulsüzlük iddiaları, düşük katılım ve İsrail ile ilişkilerin geliştirilmesinin gölgesinde gerçekleşen Fas seçimlerinde, saray rejimine yakın partileri ilk sıralardaki konumlarını korudu. Seçimlere katılım ise oldukça düşük oldu. ABD’nin Irak’tan çekilmesine dair yorumlarda ise ABD’nin Irak üzerindeki etkisinin ve nüfuzunun da sona erdiği anlamına gelmediğine dikkat çekildi.

Fas seçimleri ve Fas-İsrail normalleşmesinde yeni aşama

Fas seçimlerine geçmeden önce kısa bir bilgilendirme yapalım. “Afrika’nın Avrupa’ya açılan kapısı” olarak da nitelendirilen Fas, Arapça adıyla “Güneşin Battığı Ülke” anlamına gelen Mağrib olarak bilinir. Afrika’nın kuzeybatısında yer alan ülke, Atlas Okyanusu ve Akdeniz’e kıyısı, Cebelitarık Boğazı üzerinden Avrupa’ya uzanan konumu ve kıtanın geri kalanına açılan bağlantılarıyla stratejik bir konuma sahip. Yaklaşık 446 bin 550 kilometrekare yüzölçümüne sahip olan ülkenin nüfusu, Fas’ın 2024 yılında gerçekleştirdiği Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre 36.8 milyon.

Son dönemde Fas, İsrail ile normalleşme konusunda attığı adımlarla öne çıkıyor. İki ülke, 2000 yılında kesintiye uğrayan ilişkilerini, Trump yönetiminin öncülük ettiği İbrahim Anlaşmaları kapsamındaki normalleşme sürecinin bir parçası olarak 2020 yılında yeniden tesis etti. Eylül 2026’da ise ilişkilerin büyükelçilik düzeyine yükseltilmesi ve karşılıklı büyükelçi atanması konusunda anlaşmaya varılmasıyla normalleşme süreci yeni bir aşamaya taşındı. Bu adıma karşı önceki pazar akşamı Fas’ın çeşitli kentlerinde “Filistin’e Destek ve Normalleşmeye Karşı Fas Cephesi”nin çağrısıyla protestolar düzenlendi. Gösterilerde Filistin halkıyla dayanışma vurgulanırken İsrail’in Gazze saldırıları ve karşılıklı büyükelçilik açma kararı kınandı.

Tunus Emekçileri Partisi’nin yayın organı Savt Eş-Şaab Yazarı Ayaşi Bilsayahiyya da bu adımı, “Yeni Ortadoğu” projesinin hayata geçirilmesini hızlandırmaya yönelik bir hamle olarak değerlendiriyor. Bu süreçte İsrail’in Fas’ın Batı Sahra üzerindeki egemenlik iddiasını tanıması da Rabat açısından önemli bir gelişme oldu. Batı Sahra’nın statüsü ise Fas’ın temel dış politika ve ulusal meselelerinden biri. Fas bu konuda Cezayir ile ciddi bir anlaşmazlık yaşarken, Batı Sahra’nın bağımsızlığını savunan ve Cezayir’in desteklediği Polisario Cephesi ile de uzun süredir çatışma ve gerilim içinde. Batı Sahra’nın statüsü ise Fas’ın temel dış politika ve ulusal meselelerinden biri. Fas bu konuda Cezayir ile ciddi bir anlaşmazlık yaşarken, Batı Sahra’nın bağımsızlığını savunan ve Cezayir’in desteklediği Polisario Cephesi ile de uzun süredir çatışma ve gerilim içinde.

Fas, 2011 Arap Baharı sürecinde ülke genelinde kitlesel protestolara sahne olmuştu. 20 Şubat Hareketi öncülüğünde gelişen protestolarda siyasi reform, daha demokratik bir anayasal düzen ve yolsuzlukla mücadele gibi talepler öne çıkmıştı. Kral VI. Muhammed, protestolara yanıt olarak anayasa değişikliği sürecini başlatmış ve temmuz 2011’de yeni anayasa kabul edilmişti. Anayasa bazı siyasi ve hukuki alanlarda reformlar getirirken monarşinin özellikle din, güvenlik ve temel devlet politikaları alanlarındaki önemli yetkilerini büyük ölçüde korudu. Böylece protestoların yarattığı siyasi baskı kısmen anayasal reformlarla karşılanmış, ancak mevcut siyasal sistemin temel yapısı korunmuş oldu.

Düşük katılım ve gençlerin siyasete mesafesi

Bu atmosferin şekillendirdiği ülkede 23 Eylül 2026 tarihinde parlamento seçimleri yapıldı. Seçimler, hiçbir partinin hükümeti tek başına kurabilecek sandalye sayısına ulaşamadığı bir şekilde sonuçlandı. Ancak önceki hükümet koalisyonunu oluşturan üç parti ilk üç sıradaki yerlerini korudu. Seçimlerin en dikkat çekici sonucu katılım oranında yaşandı. Fas İçişleri Bakanlığı’nın açıkladığı resmi verilere göre seçimlere katılım oranı yüzde 38.08 olarak gerçekleşti. 2021 seçimlerinde katılım oranının yüzde 50.86 olduğu dikkate alındığında, bu oran önemli bir düşüşe işaret ediyor. Seçimleri boykot eden Demokratik İşçi Yolu Partisi ise genel seçmen kitlesi esas alındığında gerçek katılımın yaklaşık yüzde 20 olduğunu savundu. Resmi sonuçlara göre ise seçimlere yaklaşık 6 milyon kişi katıldı.

Fas’ta seçmen olmak, 18 yaşını doldurmanın yanı sıra bireyin kendi iradesiyle seçmen kütüğüne kaydolmasına bağlı. Fas’ta 18 yaş ve üzerindeki nüfusun yaklaşık 27 milyon olduğu belirtilirken, 2026 seçimleri öncesinde genel seçmen kütüklerine kayıtlı kişi sayısı 15.8 milyon civarında kaldı. Otomatik kayıt sisteminin bulunmadığı ülkede vatandaşlar, belirlenen dönemlerde seçmen kütüğüne kayıt yaptırabiliyor. Bu gönüllü kayıt esası, özellikle genç nüfusun seçmen listelerinde son derece düşük oranda temsil edilmesine yol açıyor; 18-24 yaş grubu kayıtlı seçmenlerin yalnızca yaklaşık yüzde 4’ünü oluşturuyor. Ancak bu düşük temsil yalnızca teknik bir kayıt sorununa değil, aynı zamanda gençlerin seçimlere karşı ilgisinin sınırlı olduğuna da işaret ediyor. Nitekim 2025 yılında yaşanan ve büyük ölçüde gençler tarafından örgütlenen protestolar, sağlık, eğitim, istihdam ve yolsuzluk gibi konulardaki taleplerin seçim siyaseti dışında da güçlü biçimde ifade edildiğini gösterdi. 2026 seçimleri öncesindeki değerlendirmelerde de, protestolara katılan gençlerin önemli bir bölümünün hâlâ resmi siyasete mesafeli olduğu ve seçimleri değişim için yeterli bir araç olarak görmediği vurgulandı.

Boykot çağrıları ve seçim sistemine yönelik eleştiriler

Demokratik İşçi Yolu Partisi, 23 Eylül seçimlerini, Fas’taki mevcut siyasi ve seçim sisteminin halk iradesini gerçek anlamda yansıtmadığı gerekçesiyle boykot etti. Parti, 1960’lardan bu yana seçim süreçlerinin Mahzen rejimi (Saray merkezli iktidar düzeni) tarafından denetlendiğini, muhalefetin baskı altında tutulduğunu ve seçim alanının devlet müdahalesiyle şekillendirildiğini savunuyor. Özgürlüklerin ve siyasi hakların kısıtlandığı, basın ve örgütlenme özgürlüğünün baskılandığı, seçim sürecinde yolsuzluk ve oy satın alma gibi uygulamaların sürdüğü, gençlerin ise siyasi talepleri nedeniyle baskı gördüğü veya ülkeden ayrılmaya yöneldiği bir ortamda seçimlere katılımın demokratik ve halkçı değişim hedefiyle bağdaşmadığını belirtiyor. Parti ayrıca gerçek bir demokratik dönüşüm için önceliğin anayasal reform ve özgürlüklerin güvence altına alınması olduğunu, bunun da geniş bir halkçı-demokratik cephe oluşturulmasını gerektirdiğini vurguluyor.

İslamcı Adalet ve İhsan Hareketi de, Fas’taki mevcut siyasi sistemde seçilmiş kurumların gerçek siyasi karar alma yetkisine sahip olmadığını ve mevcut seçimlerin iktidarın gerçek anlamda el değiştirmesine imkan vermediğini savunarak 23 Eylül seçimlerini boykot etti. Hareket, mevcut seçimlerin Fas’ı demokrasi, özgürlük ve adalet yönünde ilerletmediğini belirterek üyelerine seçimlere katılmama, vatandaşlara ise boykot çağrısı yaptı.

Seçimler, 395 sandalyeli Temsilciler Meclisinde Asalet ve Çağdaşlık Partisi’nin (PAM) 97 sandalye ile birinci sırada yer almasıyla sonuçlandı. 2021 seçimlerinin birinci partisi Ulusal Bağımsızlar Birliği (RNI) 66 sandalye kazanırken, İstiklal Partisi (PI) 65 sandalye ile onu izledi. İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi (PJD) ise 54 sandalye elde ederek dördüncü sırada yer aldı. Halk Hareketi (MP) 29, Sosyalist Halk Güçleri Birliği (USFP) 26, İlerleme ve Sosyalizm Partisi (PPS) 19 ve Anayasal Birlik (UC) 17 sandalye kazandı. Demokratik ve Sosyal Hareket (MDS) ile Sol İttifak (AG) ise 8’er sandalye elde etti. Seçimlerin kesin sonuçları, geçici sonuçlarla aynı kaldı.

ABD’nin Irak’tan çekilmesi ve yeni güç dengeleri

Haftanın öne çıkan diğer gündemi ise ABD’nin askeri varlığını Irak’tan çekişi oldu. ABD, 2011 yılında Irak’taki askerlerini çekmişti. Ancak 2014’te IŞİD’in Irak’ta geniş bir alanı ele geçirmesi ve Irak ordusunun yaşadığı çöküşün ardından, ABD öncülüğünde oluşturulan uluslararası koalisyonun misyonu kapsamında Amerikan askerleri yeniden Irak’a konuşlandırıldı. Bu misyon 30 Eylül 2026’da sona erdi ve son Amerikan askerleri ülkeden ayrıldı. Bununla birlikte, ABD ile Irak arasındaki güvenlik ilişkilerinin ikili bir çerçevede sürdürülmesi ve Washington’ın eğitim, istihbarat ve güvenlik alanlarında desteğinin devam etmesi bekleniyor.

Öte yandan Lübnan merkezli El Ahbar gazetesi yazarı Resul Emin, Türkiye ile Irak arasında Musul’un kuzeyindeki Başika-Zelikan askeri üssünün belirlenen takvim doğrultusunda Irak federal güçlerine kademeli olarak devredilmesi konusunda anlaşmaya varıldığını aktardı. Emin, Zelikan üssünün kapatılmasının Türkiye’nin nüfuzunun sona erdiği anlamına gelmediğini; aksine, bu çekilmenin, PKK’nin çözüm sürecinden ve silahlı varlığının tasfiye edilmesinden yararlanarak “stratejik bir yeniden konumlanma”yı yansıttığını belirtiyor. Emin’e göre bu açıklama, nihai hedefi direnişi silahsızlandırmak olan ABD’nin bölgeye ilişkin planlarıyla da büyük ölçüde örtüşüyor.

ABD çekildi, etkisi sona erdi mi?

ABD’nin askeri varlığını çekmesi, Irak üzerindeki Amerikan etkisinin sona ermesi anlamına gelip gelmeyeceği tartışmalarını da beraberinde getirdi. Bazı analistler, Washington’ın askeri varlığının ortaya çıkardığı yüksek maliyetlerden kurtulurken daha sınırlı bir askeri angajman ve ikili güvenlik ilişkileri üzerinden Irak’taki etkisini sürdürmek istediğini değerlendiriyor. Diğer taraftan, ABD’nin çekilmesinin İran ve İran’a yakın silahlı grupların Irak’taki etkisini artırabileceği yönünde değerlendirmeler de bulunuyor.

ABD’nin çekilmesi, Koordinasyon Çerçevesi ve iktidar çevrelerinde ise egemenliğin güçlendirilmesi açısından bir zafer olarak değerlendirildi. Bağdat yönetimi çekilmeyi Irak’ın egemenliğinin güçlenmesi şeklinde sunarken, İran ve İran’a yakın gruplar da ABD’nin ayrılışını bir zafer olarak nitelendirdi. Çekilmenin ardından Irak’ta “Egemenlik Günleri” ilan edildi.

Bölgesel gerilimler sürerken silahsızlanma mümkün mü?

ABD’nin çekilmesiyle birlikte silahın devletin tekeline alınması ve devlet dışı silahlı grupların silahsızlandırılması konusu daha fazla öne çıkıyor. Irak’ın bu sorunu çözmesinin oldukça zor olacağı yönündeki değerlendirmeler ağırlık kazanıyor. Birincisi, Haşdi Şabi çatısı altında devlet kurumlarına entegre edilen çeşitli silahlı grupların statüsü ve silahlarının nasıl ele alınacağı sorunu bulunuyor. Bağdat yönetimi, silahların devlet kontrolünde toplanmasını ve devlet dışı silahlı yapıların tasfiye edilmesini hedeflerken, bazı güçlü milis grupları buna karşı çıkıyor.

İkincisi, ABD’nin askeri olarak Irak’tan çekilmesi, Washington’ın bölgedeki askeri ve siyasi varlığının sona erdiği anlamına gelmiyor. ABD-İran gerilimi ve bölgesel çatışmalar da devam ediyor. Bu nedenle, silahlanmaya neden olan bölgesel tehditlerin ortadan kalktığı ve dolayısıyla silahlı milislerin silahlarını bırakması gerektiği yönündeki yaklaşım, bu örgütlerin önemli bir bölümü tarafından kabul edilmiyor. Tersine, bazı gruplar ABD’nin bölgedeki varlığının sürdüğünü ve silah bırakmaları için ortaya konulan gerekçelerin ortadan kalkmadığını savunuyor. Hükümetin silahsızlanma takvimini Haziran 2027’ye ertelemesi de bu sorunun kısa vadede çözülemeyeceğine işaret ediyor.

Libya’da Türkiye-İsrail rekabeti

Öte yandan Suriye, genel olarak Doğu Akdeniz ve Somali gibi bölgelerin yanında Türkiye-İsrail rekabetinin yeni bir alanının Libya olduğuna dair bazı değerlendirmeler de bu hafta Arapça basında yer aldı. Al Arab, “Bu durum, Libya’nın Türkiye ile İsrail arasında doğrudan bir çatışma alanına dönüşeceği anlamına gelmiyor. Ancak gelişmeler, Kuzey Afrika’daki bu ülkeyi sınırlarını aşan stratejik bir denklemin içine yerleştiriyor” yorumu yaptı.  

Fas seçimleri: Düşük katılım ve boykot rejimin meşruiyet krizini derinleştirdi

Demokratik İşçi Yolu Partisi
annahjaddimocrati.org/Fas

Bu seçimler, tek kişinin mutlak yönetimini pekiştiren demokratik olmayan, dayatılmış bir anayasa çerçevesinde gerçekleştirildi. Seçimlerin güvenilirliğini sorgulamayı suç sayan demokratik olmayan seçim yasaları, iktidarın çıkarlarına göre düzenlenmiş seçim bölgeleri ve güvenilirliği tartışmalı seçmen kütükleri kullanıldı. Seçimler; baskının tırmandığı, siyasi tutukluluğun sürdüğü, temel özgürlüklere yönelik saldırıların devam ettiği, mücadele eden güçlerin kuşatıldığı ve üzerlerindeki baskının artırıldığı bir siyasi ve toplumsal ortamda yapıldı. Bunun yanı sıra ülkemizde normalleşmenin ve siyonist nüfuzun genişlemesine, hayat pahalılığının, yoksulluğun, işsizliğin, toplumsal güvencesizliğin, sınıfsal ve bölgesel eşitsizliklerin derinleşmesine; başta sağlık ve eğitim olmak üzere kamusal hizmetlerde halkın kazanımlarına yönelik vahşi kapitalist saldırıların artmasına tanıklık edildi.

Seçimler ayrıca, seçim haritalarını şekillendirme ve sonuçlarını kontrol etme konusunda uzun ve şaibeli bir geçmişe sahip İçişleri Bakanlığı’nın gözetiminde gerçekleştirildi. Sonuçlar, kamuoyu açısından şaşırtıcı değil. Seçimlerin gerçekleştirildiği ortamda Tanca gibi çeşitli bölgelerde çok sayıda seçim ihlali yaşandı, oyların sahtecilikle manipüle edildiğine ilişkin vakalar görüldü, oy verme tutanakları teslim edilmedi, seçimlerde para kullanımı yaygınlaştı, toplumsal kesimlerin yoksulluğu ve ihtiyaçları seçim kampanyalarında ve oy kullanımında seferber edilmek üzere istismar edildi, reşit olmayan çocuklar seçim kampanyalarında kullanıldı ve bazı adayları desteklemek amacıyla kamu mallarından yararlanıldı… 

ABD çekildi: Irak’ta boşluk savaşı mı başlıyor?

Dr. Mehdi Mübarek Abdullah
Rai Al Youm

ABD’nin Irak’taki üslerinden çekilmesi, bölgeden çekildiği veya Irak’la bağlarını kopardığı anlamına gelmiyor. Zira koalisyonun önemli bir komutanlığı Ürdün’e taşınırken güvenlik işbirliği, eğitim ve istihbarat paylaşımı devam ediyor. Ayrıca Amerikan güçlerinin bölgede, gerektiğinde harekete geçmesine imkân verecek bir varlığı da sürüyor. Bu da doğrudan askeri varlığın sona ermesinin Amerikan nüfuzunun da sona erdiği anlamına gelmediğini; aksine bu nüfuzun daha düşük maliyetli ve daha esnek bir biçime dönüştüğünü gösteriyor. 

Libya, Türkiye-İsrail rekabetinde yeni bir alan haline geliyor

Al Arab

İsrail’in hesaplarında Libya artık Doğu Akdeniz çatışmalarından ayrı bir dosya olarak görülmüyor. Türkiye’nin Libya’daki rolünün genişlemesi, Tel Aviv’i Türk varlığının denizcilik, enerji ve bölgesel ittifak ağı üzerindeki etkilerini yeniden değerlendirmeye itti. Yeni bir İsrail takibi, askeri istihbarat teşkilatının Jerusalem Post gazetesinin “Libya Koridoru” olarak nitelendirdiği konuya daha fazla önem vermeye başladığını ortaya koyuyor. Bu ifade, 2019’da imzalanan Türk-Libya deniz anlaşmasının sonuçlarına ve son iki yılda Türkiye’nin Libya’daki nüfuzunun artmasına işaret ediyor.

Bu durum, Libya’nın Türkiye ile İsrail arasında doğrudan bir çatışma alanına dönüşeceği anlamına gelmiyor. Ancak gelişmeler, Kuzey Afrika’daki bu ülkeyi sınırlarını aşan stratejik bir denklemin içine yerleştiriyor. Türkiye, Libya’daki askeri ve siyasi varlığını güçlendirdi; iletişimi yalnızca Trablus hükümetiyle sınırlı kalmıyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, geçen ağustos ayında Trablus ve Bingazi’de görüşmeler yaptı. Bu görüşmeler batıdaki yetkilileri ve doğudaki kuvvetlerin komutanı Halife Hafter ile yardımcısı Saddam Hafter’i de kapsıyordu. Fidan, Ankara’nın politikasının “tek bir Libya”yı desteklemek ve ülkenin batı, doğu ve güney bölgeleri arasında ayrım yapmamak üzerine kurulu olduğunu belirtti.

Bu dönüşüm İsrail açısından önemli; çünkü Türkiye’nin Libya’daki nüfuzu, ülkenin denizdeki konumuyla ve Ankara’nın 2019’da Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile imzaladığı deniz yetki alanlarının belirlenmesine ilişkin anlaşmayla bağlantılı. Türkiye, bu anlaşmayı Doğu Akdeniz’deki haklarını ve çıkarlarını koruma anlayışının bir parçası olarak görüyor. Yunanistan ve Kıbrıs ise anlaşmaya karşı çıkıyor. Bu durum, anlaşmayı deniz sınırları ve enerji kaynakları üzerindeki bölgesel rekabet dosyalarından biri haline getirdi.

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
04.10.2026 14:08 / Güncelleme: 14:32

Prof. Dr. İoanna Kuçuradi'ye veda: 'Bazı hocaların dersi ömür boyu sürer, asırlara yayılır'

İstanbul’da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren felsefeci, akademisyen ve insan hakları savunucusu Prof. Dr. İoanna Kuçuradi için Maltepe Üniversitesi’nde tören düzenlendi. Törende çalışmalarıyla anıldı.

Prof. Dr. İoanna Kuçuradi'ye veda: 'Bazı hocaların dersi ömür boyu sürer, asırlara yayılır'

Fotoğraf: Selçuk Belediyesi

04.10.2026 16:44

TİP'ten TMSF önünde açıklama: 'Bu soygunun hesabını mutlaka soracağız'

TİP, TMSF önünde "fon krizi"ne ilişkin yaptığı açıklamada, "AKP gitmeden bu ülke temizlenemez. Bu kadar büyük kanalizasyon patlamasının dünyada bir örneği yok" açıklamasını yaptı.

TİP'ten TMSF önünde açıklama: “Bu soygunun hesabını mutlaka soracağız”

Fotoğraf: ANKA

04.10.2026 12:42

‘Yalnızlar Rıhtımı’ restore edildi: Lütfi Akad’ın sinema mirasına yeniden bakış

Kadıköy Belediyesi Sinematek/Sinema Evi tarafından restore edilen Lütfi Ö. Akad’ın 1959 yapımı Yalnızlar Rıhtımı, 27 Ekim’de restore kopyasıyla izleyiciyle buluşacak. Filmin restorasyon galası Dünya Görsel İşitsel Miras Günü’nde yapılacak.

‘Yalnızlar Rıhtımı’ restore edildi: Lütfi Akad’ın sinema mirasına yeniden bakış

Yalnızlar Rıhtımı adlı filmden bir sahne.

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!