03.10.2026 00:30 / Güncelleme: 00:43

İklim Tamkan: 'Müziği hayattan ve politik olandan ayrı düşünmüyorum'

Müzik eğitimine 11 yaşında başlayan İklim Tamkan, piyano ve klavsen arasında şekillenen müzikal yolculuğunu, Ferdi Zeyrek anısına hazırladığı repertuvarı ve sanatın hafıza ile dayanışmayla ilişkisini anlattı.

İklim Tamkan: “Müziği hayattan ve politik olandan ayrı düşünmüyorum”

Merve Tur
[email protected]


Piyanist ve klavsenci İklim Tamkan, Ferdi Zeyrek anısına ve Ferdi Zeyrek Vakfı yararına özel bir repertuvar hazırladı. Bach, Chopin ve Mozart’tan Satie, Gurdjieff-de Hartmann, Ryuichi Sakamoto ve Arno Babajanyan’a uzanan repertuvar, farklı dönem ve coğrafyalardan bestecileri bir araya getiriyor. Tamkan ile 11 yaşında başlayan müzik yolculuğunu, piyano ve klavsenle kurduğu ilişkiyi, Türkiye’ye dönüşünün müziğine etkisini, Ferdi Zeyrek için hazırladığı programı ve sanatın hafıza ile dayanışmadaki yerini konuştuk.

Müzik eğitiminize 11 yaşında başladınız. O yaşta müzikle kurduğunuz ilişkiyle bugün müziğe bakışınız arasında nasıl bir fark var?

On bir yaşında müzikle kurduğum ilişki, müziği öğrenmeye ve konservatuvarın içinde var olmaya çalışan bir çocuğun ilişkisiydi. Ne yaptığımın ve bunun ileride bir mesleğe dönüşeceğinin çok da farkında değildim. Konservatuvara girdiğinizde bir bakıma mesleğinizi de seçmiş oluyorsunuz ama 11 yaş, insanın hayatına ilişkin böylesine büyük kararlar verebileceği bir yaş değil.

İlk yıllarda müzikle ilişkim daha çok “yapabilmek” üzerineydi; doğru çalmak, yetişmek, öğrenmek, teknik olarak üstesinden gelmek… Zamanla bu ilişki de bizimle birlikte dönüşüyor. Benim için en büyük değişim şu oldu: Ses azaldı, gürültü azaldı, fazla söz azaldı. Bugün daha az notayla, daha az göstererek, daha derin ve rafine bir anlatımın peşindeyim. Müzikte de hayatta da neyi söyleyeceğimiz kadar neyi söylememeyi seçtiğimizin önemli olduğunu düşünüyorum.

Piyano ve klavsen gibi iki farklı enstrümanla çalışıyorsunuz. Bu iki enstrüman sizin müzikal ifade biçiminizi birbirinden nasıl etkiliyor?

Piyano ve klavsen birbirinden çok farklı iki enstrüman. Ses renkleri, mekanikleri, dokunma biçimleri ve müzikal cümleyi kurma yolları bambaşka. Dolayısıyla piyanoyla düşündüğüm bir repertuvarı olduğu gibi klavsene taşıyamam. Aynı eser bile çaldığım enstrümanın ruhuna, tarihine ve teknik olanaklarına göre yeniden şekilleniyor.

Her iki enstrümanın da müzisyeni beslediğini düşünüyorum. Klavsen başka türlü dinlemeyi ve düşünmeyi, piyano ise başka bir ifade dünyasını öğretiyor. Müzikal merakımın önemli bir kısmı da bu farklı dünyalar arasında dolaşmaktan geliyor.

Viyana ve Graz’da aldığınız eğitim, Türkiye’deki müzik eğitiminizden farklı olarak size ne kattı? Türkiye’ye döndüğünüzde müzik yapma biçiminizde bir değişiklik oldu mu?

Viyana ve Graz’da yaşadığım yıllarda Avrupa’nın farklı şehirlerine giderek farklı müzisyenlerle çalışma imkânım oldu. Eğitimim yalnızca Avusturya’da değil, farklı ekollerin, insanların ve kültürlerin arasında şekillendi. İlk gittiğimde eğitim biçiminden müfredata kadar pek çok şey benim için yeniydi. Oradaki müzikal disiplinin bana çok şey kattığını düşünüyorum.

Ama Türkiye’ye dönmek de müzisyen olarak gelişimimde en az orada geçirdiğim yıllar kadar belirleyici oldu. İstanbul gibi çok katmanlı, farklı kültürlerin ve müziklerin birbirine değdiği bir şehirde yaşamak insanın kulağını değiştiriyor.

Uzmanlık alanım barok dönem, klavsen repertuvarı ve piyano olsa da bugün analog bir keyboard, efektlenmiş bir klavsen ya da synth ile müzik yapmaya da aynı merakla yaklaşıyorum. Lo Şivano, BaBa ZuLa’nın 30. yıl albümünde yer aldığım üç parça ya da Teoman’ın “Varoluşçuluk 101” gösterisi için yaptığım müzikler de biraz bu coğrafyada yaşamamın sonucu. İnsan yaşadığı yerin yalnızca müziğinden değil; hafızasından, çelişkilerinden, eşitsizliklerinden ve insanlarından da etkileniyor. Ben müziği bunlardan, dolayısıyla hayattan ve politik olandan ayrı bir yerde düşünmüyorum.

Ferdi Zeyrek anısına hazırladığınız repertuvarda Bach, Chopin ve Mozart’ın yanında Satie, Gurdjieff-de Hartmann, Ryuichi Sakamoto ve Arno Babajanyan gibi farklı dönemlerden besteciler var. Bu repertuvarı yan yana getiren ortak duygu neydi? Eserleri seçerken Ferdi Zeyrek’in kişisel olarak sevdiği müziklerden mi yola çıktınız?

Ferdi Zeyrek’in kişisel olarak sevdiği müziklerden yola çıkmadım. Repertuvarı sıfırdan, yalnızca bu konser için oluşturdum. Bunu yaparken çok analitik değil, daha sezgisel ilerledim. Bir eserin ardından hangisinin gelmesi gerektiğini hissetmeye çalıştım ve program zaman içinde kendi hikâyesini kurdu.

Farklı dönemlerden ve coğrafyalardan bestecilerin yan yana durması da benim müzikle ilişkim açısından doğal. Müziği türler, dönemler ya da coğrafyalar arasında kesin sınırlar çizerek dinlemiyorum.

Bu programın merkezinde benim için hafıza var. Ama hafızayı yalnızca geçmişe dönüp bakmak olarak görmüyorum. Bazen bir kaybın ardından hayatla yeniden ilişki kurabilmek, bazen birbirini hiç tanımamış insanların acıları arasında bir ortaklık kurabilmek de hafızanın parçası. Sanatın insanları birbirine yaklaştıran, ortak bir duygu ve düşünce alanı açan güçlü bir tarafı olduğuna inanıyorum.

Bu konserin Ferdi Zeyrek Vakfı yararına gerçekleşmesi sizin için ne ifade ediyor?

Bu konser benim için çok kişisel bir anlam da taşıyor. Ailemin en belirleyici dönüm noktalarından biri, amcamı çok genç yaşta ve benzer biçimde kaybetmemizdi. Üstelik konserin tarihi, onun kaybının 50. yılına denk geliyor. Dolayısıyla Ferdi Zeyrek’in ailesinin yaşadığı kayıpla kendi ailemin hafızası arasında güçlü bir duygu ortaklığı kurdum.

Ama bu geceyi yalnızca bir kaybı anmak olarak düşünmüyorum. Hafızanın dayanışmaya, üretmeye ve başka insanların hayatında karşılığı olan bir şeye dönüşmesi benim için daha anlamlı. Konser gelirinin vakfa aktarılması da bu nedenle önemli.

Ben sanatı hayatın ve politikanın dışında görmüyorum. İnsan hayatını, çocukların geleceğini, fırsat eşitliğini, gelir adaletini ve herkesin onurlu bir yaşam sürebilme hakkını önemsiyorsanız, bunlar dünyaya nereden baktığınızı da belirliyor. Sanatın da güçlü bir toplumsal alan açabileceğine inanıyorum. İnsanları bir araya getirebilir, hafızayı canlı tutabilir, itiraz edebilir ve dayanışmayı büyütebilir. Bu konserin benim için hem kalbi hem de politik anlamı burada.

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
02.10.2026 23:15 / Güncelleme: 03.10.2026 00:07

EuroLeague'de üçüncü hafta: Beşiktaş, Barcelona'ya evinde kaybetti

Erkekler EuroLeague'de üçüncü hafta maçında Beşiktaş, Barcelona'ya 95-82 kaybetti. Beşiktaş Başantrenörü Dusan Alimpijevic, "10 yeni oyuncu olunca bir şeyleri oturtmak için zamana ihtiyacınız oluyor" dedi.

EuroLeague'de üçüncü hafta: Beşiktaş, Barcelona'ya evinde kaybetti

Arife Karakum/AA

03.10.2026 00:01

İzmir'de 1 işçinin hayatını kaybettiği iş cinayeti: Gözaltına alınan işyeri sahibi tutuklandı

İzmir'in Torbalı ilçesinde 1 işçinin hayatını kaybettiği, 6 işçinin yaralandığı fabrikadaki patlamaya ilişkin gözaltına alınan iş yeri sahibi, "taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma" suçundan tutuklandı.

İzmir'de 1 işçinin hayatını kaybettiği iş cinayeti: Gözaltına alınan işyeri sahibi tutuklandı

Fotoğraf: DHA

02.10.2026 16:26

EŞİK'ten pijamalı gözaltı görüntülerine soruşturma çağrısı: Kaydeden de servis eden de açıklanmalı

Mersin Belediyesine yönelik operasyonlarda bir kadının evindeki görüntülerinin basına servis edilmesine tepki gösteren EŞİK, "Kadınların rızası dışında görüntülenmesine, mahremiyetlerinin ihlal edilmesine ve teşhir edilmesine karşı çıkıyoruz" dedi

EŞİK'ten pijamalı gözaltı görüntülerine soruşturma çağrısı: Kaydeden de servis eden de açıklanmalı

EŞİK-Eşitlik İçin Kadın Platformu logosu

03.10.2026 00:30 / Güncelleme: 00:30

Üretim baskısı ve 'haydi haydi' düzeni 5 işçini canını aldı

İmbat Madencilik’te azaltılan işçi sayısı, ithal kömür ile rekabet için maliyetlerin düşürülmesi çabası ile işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin yeterince alınmaması gencecik 5 madencinin yaşamına mal oldu.

Üretim baskısı ve 'haydi haydi' düzeni 5 işçini canını aldı

AA

Dudu Selçuk
Emine Uyar


İçerik yükleniyor...

02.10.2026 19:09

Kaybolduktan 12 gün sonra cesedi toprağa gömülü bulunmuştu; 14 yıl sonra açılan soruşturmada babası tutuklandı

Eskişehir’de 2012 yılında kaybolduktan 12 gün sonra cesedi bulunan Yakup Bozkurt’un yeniden açılan soruşturma dosyası kapsamında gözaltına alınan babası Abdurrezzak Bozkurt tutuklandı.

Kaybolduktan 12 gün sonra cesedi toprağa gömülü bulunmuştu; 14 yıl sonra açılan soruşturmada babası tutuklandı

Fotoğraf: DHA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!