Üretim baskısı ve 'haydi haydi' düzeni 5 işçini canını aldı
İmbat Madencilik’te azaltılan işçi sayısı, ithal kömür ile rekabet için maliyetlerin düşürülmesi çabası ile işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin yeterince alınmaması gencecik 5 madencinin yaşamına mal oldu.
AA
Dudu Selçuk
Emine Uyar
Manisa’nın Soma ilçesinde faaliyet gösteren İmbat Madencilik'te 1 Ekim’de saat 14.00 sularında göçük meydana geldi, 7 işçi göçük altında kaldı. Madende; emekli olduktan 5 yıl sonra geçim sıkıntısı nedeniyle yeniden madene dönen 2 çocuk babası İsa Olcay (49), 1 çocuk babası Ömer Karakaya (34), 3 çocuk babası Halit Ersay (37), 2 çocuk babası Kerim Ören (35-40) ve Bağımsız Maden-İş Ege 1 No’lu Şube Yöneticisi Ramazan İnce (26) yaşamını yitirdi. Hayatını kaybeden işçilerin tümünün Bağımsız Maden-İş Sendikası üyesi olduğu öğrenildi. İşçilerden Süleyman Şakrak ve İbrahim Çimen yaralı olarak kurtarıldı. Madenciler memleketlerinde gözyaşları ile toprağa verildi.
‘Emekli olmama rağmen çalışıyordum’
Göçükten kurtulan evli ve 3 çocuk babası İbrahim Çimen kaza günü yaşananları "Çalışıyorduk, destek yapıyorduk. Çalıştığımız bölgedeki direkler bir anda çökmeye başladı. Kendimi attım. Direkler, belimden bastırmaya başladı. O an çocuklarım aklıma geldi" diyerek anlattı. Kalçasında çatlak, ayağında ise çatlak ve kırık bulunduğunu belirten Çimen, 2005 yılından bu yana madende çalıştığını söyledi. Emekli olduktan sonra ihtiyaçlarını karşılayamadıkları için çalışmaya devam ettiğini dile getirdi: "Maaşlar düzenli yatmıyordu. Hepimizde aynı sorunlar vardı, bu işe de yansıyor."
İmbat Madencilik’te 5 işçinin yaşamını yitirmesi aslında 'geliyorum' diyen bir süreci işaret ediyor. Azaltılan işçi sayısı, ithal kömür ile rekabet etmek için maliyetlerin düşürülmesi çabası ile işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin yeterince alınmaması gencecik 5 madencinin yaşamına mal oldu.
Maden Mühendisleri Odası Genel Sekreteri Necmi Ergin, bu çağda artık ocaklarda göçük olmaması gerektiğini vurguluyor: “Ayağın içerisinde dönüş yeri varmış, o dönüş yerini geçerken malzemenin çarpması ile 26 metrelik bir blok işçilerin üzerine düşüyor. Burada ayak oluşturuluyor, tahkimat malzemeleri taşınıyor, hazırlık yapılıyor. Ocağın işçi sağlığı, iş denetimi var, İSG uzmanı, ekibi buraları görmeli. Daimi nezaretçileri müdahale etmeli. Soma'daki hadi hadi düzeni zaten devam ediyor. 301 işçinin ölmesinden bu yana hâlâ ders alınmadığını görüyoruz."
‘Soma'da yarın ne olacak, kimse bilmiyor’
İmbat’ta arama kurtarma çalışmalarına katılan bir işçi de bu madende eskiden 5 bin dolayında işçi çalıştığını, ancak sayının 3 bin 800'e kadar düştüğünü aktarıyor. Emekli olanların yerine son iki yıldır işçi alımı yapılmadığını belirten işçi geçenlerde işçi alımı yapıldığı bilgisini veriyor. İthal kömür nedeniyle çıkarılan kömürün ocakta kaldığını belirten işçi, ücretlerin düzgün yatmadığını, okulların açıldığını, geçim sıkıntısı yaşadıklarını belirtiyor.
İmbat'ta çalışan bir maden işçi ise devletin elini Soma'dan çektiğini dile getiriyor: "6-7 aydır ücretler geç ödeniyor, eksik ödeniyor. Daha ucuza geldiği için ithal kömür baskısı var. Madenlerin çoğu kapandı. Kömür çıkarmak zorundasın, mesaiye kalıyoruz. Parası yatıyor ama geç yatıyor. Soma'da yarın ne olacak, kimse bilmiyor" diyor.
İşsizlik baskısı var
27.5 yıl yer altında çalıştıktan sonra emekli olan 301 Madenci Aileleri Derneği Başkanı İsmail Çolak, yeni ayak kurulumlarında teknolojiden ve erken uyarı cihazlarından yeterince yararlanılmadığını belirterek; tavan çatlakları ve gaz sızıntıları gibi belirtilerin önceden tespitiyle bu kazaların önlenebileceğini, ancak sermayenin kâr hırsı nedeniyle tedbirlerin yetersiz kaldığını vurguladı.
Soma’daki Termik Santralin kömür alım sorunlarının işçiler üzerinde büyük bir stres ve işsizlik baskısı yarattığını ifade eden Çolak, bu durumun odağı bozarak kazayı hissetme yetisini zayıflattığını söyledi. Soma katliamı sonrası torba yasayla getirilen çift asgari ücret ve hafta sonu tatili gibi haklara rağmen, madenlerde baskının ve uzun mesailerin halen devam ettiğini belirtti: “Hadi hadi sistemi taşeron olmasa da sürüyor. İşsizlik baskısı var. 8 saatin dışında işin durumuna göre fazla mesai yapılıyor. 10 saat çalışanlar da var.”
‘Devletteyken bu kadar kaza olmuyordu’
Yeni Anadolu Madencilik'te çalışan bir işçi de özelleştirmenin artırdığı sömürü ve baskıyı ve “Termik santral kapandı, kapanacak” söylentilerinin bütün maden işçilerini uzun bir zamandır mağdur ettiğini şöyle anlattı:
“Ocak 2025’te zam aldıktan sonra haziran ayındaki zam farkını alamadık. 2026’nın ocak ayında yapılması gereken zam yerine yalnızca 100-200 TL’lik seyyanen bir artış verdiler. Nisan 2026’da ise geriye dönük alacaklarımızı maaşlarımıza yansıttılar; ancak kazancım gelir vergisi matrahını aştığı için o dönem maaşımdan yaklaşık 35 bin TL kesinti oldu. Bizleri çok mağdur ettiler. Bu süreçte hiçbirimizin moral ve motivasyonu kalmadı. Sendika Ankara’ya mekik dokuyor ama somut bir sonuç alınamıyor. Enflasyon yüzünden maaşlarımız eridi, üç dönem boyunca zam alamadık ve tam 15 ay boyunca bu şartlarda çalışmak zorunda kaldık.
Katılımevim üzerinden ev çekilişine girdim; hem ev ve kredi taksitlerimi ödemeye hem de ailemi geçindirmeye çalışıyordum. Şimdi bu koşullarda mutlu ve verimli çalışabilir miyiz? Geçinebilmek için anne ve babamın yanına taşındım, hayatıma ancak böyle devam edebiliyorum.
Yerin altında çalışmak adeta yarı ölüm demektir. İşçinin kafası rahat değilse ondan performans alamazsınız. Ancak işveren bunu hiç düşünmüyor; tek derdi işçiyi ne kadar çok çalıştırıp ne kadar az ücret vereceği. Bu şirketlerin çok büyük kârlar elde ettiği dönemler oldu ama hiçbir zaman çıkıp ‘Çok kazandık, bu da sizin priminiz’ demediler. İşe gelince ‘Kömür satamıyoruz, durumumuz kötü’ diyerek zam yapmadılar.
Oysa işçinin hakkını vereceksin. Bu insanlar çoluk çocuğunun rızkı için çamurun, suyun içinde çalışıyor; tepelerinden sürekli yağmur gibi su akıyor. 40-45 yaşına gelen madencilerin çoğu ya böbrek ya da akciğer hastası oluyor. Akşama kadar o mikro tozu ciğerlerine çekiyorlar ama bunları kimse önemsemiyor. Tek bildikleri ‘Çalışın, haydi çabuk!’ demek. Amirlerin ve memurların bu acele ettirme baskısını anlamıyorum. Bu kadar ağır bir baskının bir yerde patlaması kaçınılmazdı.
Meydana gelen kazada bu ‘haydi haydi’ baskılarının da payı var. İş hızlı ilerlesin diye baskı yaparsan ya makinede ya mekanik sistemde ya da işçide bir sorun yaşarsın. Nitekim 5 tane gencecik fidanımızı kaybettik; yazık, günah değil mi?
Devletteyken 'bu ocaklar zarar ediyor' denilerek özelleştirildi. Özelleştikten sonra üç vardiya çalıştırdılar, devlet iki malzeme kullanılacaksa iki malzeme ile yaptırırdı, özel sektör ne kadar çok çıkartırsan o kadar çok kazanırım diye bakıyor. Bu kadar çok göçük, kaza hatırlamıyorum devletteyken.”
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et